25 Ağustos 2018 Cumartesi

LTFM ve bazı ufak tavsiyeler

Ve mezun oldum efenimm!! Hayatımın bir devresini resmen bitirmiş oldum,her şeyiyle çok güzel geçen bir dört yıldı..Üniversiteyi şimdiden çok özleyeceğimi hissediyorum,yeni mezun olmuşken özlemden bahsetmek ne kadar ironik,değil mi?:D

Yazmadığım bu zaman boyunca birkaç film izledim ve birkaç kitap okudum.Kitapları bir sonraki yazıya saklarken   Limonata Tadında Film Maratonunun neresinde kaldığımdan   bahsedeyim kısacık.
Ama önce üniversitedeki arkadaşlara görmüş geçirmiş(!) biri olarak tavsiyelerim olacak.
Öncelikle hayatınızın   en özgür olduğunuz bu yıllarını bir köşede uyuyarak geçirmektense gezin.Çok gezen çok öğrenir unutmayın. Gitmek istediğiniz şehirlere gidin,özgürlüğünüzü birkaç günlük tatillerle taçlandırın.
Okuldaki kulüplere katılın.Aktif olun arkadaşlar.Bu, hem özgüven kazanmanıza yardımcı olur,hem de insanlarla olan iletişiminizi güçlendirir.
Tiyatroya,sinemaya,fuarlara,festivallere gidin.Kendinizi geliştirmeniz için elinizden gelen her şeyi yapın.
Bol bol okuyun.Mesleğinizle ilgili,dünyayla ilgili ya da sadece eğlenmek için okuyun. Kendinizi ancak kelime haznenizi geliştirerek daha iyi ifade etmeye başlarsınız.
Hayattan zevk alın,sınavlara takılıp kendinizi sinir hastası edip,o günlerin geçmeyeceğini düşünmektense çalışmayı sevmenin yollarını bulun. Yaptığınız işten zevk alın,zevk alın ki bu sizin için tahammül edilen bir şey olmaktan çıksın,mutluluk veren bir aktiviteye dönüşsün.
Okulda vakit geçirin. Kütüphaneye gidip çalışan binlerce insanın içine karışın.
Genç olduğunuzu, yirmili yaşlarınızı sonuna kadar hissedin.Olabilecek en güzel haldesiniz. İleride, geriye baktığınızda gülümseyerek anacak anılar koyun heybenize.

Tavsiyelerimde kendimi inanılmaz yaşlı hissettikten sonra izlediğim filmlerden bahsedeyim biraz da..
Maalesef maratonumuzun biraz gerisinde kaldım ve 9 eylüle kadar kalan filmleri izlemek beni zorlayacak..Yine de elimden geldiğinin en iyisini yapayım,diye düşünüyorum ve izlediklerimden bu postta hızlıca bahsedeceğim.:)

1-Başlat: Ready Player One (2018)
Gelecek zamanda geçen filmimizde ana konuyu dünyayı ele geçirmiş,herkesin müptelası olmuş The Oasis adında bir bilgisayar oyunu oluşturuyor. Oyun kurucusu, öldükten sonra oynanmak, The Oasis'in yeni varisini tayin etmek için bu evrende geçen bir oyun düzenliyor ve asıl kahramanımız Wate de oyunu kazanmaya çalışırken oyunu sorgulamaya, arkadaşlar edinmeye başlıyor.
Filmi merak etmemin nedeni;  bir kitaptan uyarlanmış olması ve severek takip ettiğim birkaç sayfanın kitaba bayılmış olmasıydı.Bilgisayar oyunlarıyla aram hiç iyi olmadığından kitabı okuyup okumamak konusunda kararsızdım ve kolaya kaçıp filmini izledim,ne yalan söyleyeyim :D
 Filmin başlarında 'Bu böyle giderse 2 saat çok yavaş geçecek' diye düşünsem de ilk 15 dakikadan sonra inanılmaz keyif aldım. Akıllıca düzenlenmiş bir senaryoydu,kitabı okumama rağmen arada bir kopukluk yaşamadım -ki bence kitaptan çevrilen filmlerin en büyük sorunu herkes kitabı okumuş gibi senaryoya dökülmesi-
Macera dolu bir bilimkurgu izlemek isteyenlere tavsiyemdir efenim:)
(Puanım:7.5)

2-Set İt Up (2018)
Patronlarından yaka silken iki asistanın tanışmasını ve patronlarını birbirine ayarlamaya çalışmasını anlatan film her ne kadar tahmin edilebilir bir senaryoya sahip olsa da çok eğlenceliydi:D Hele ki kadın karakter Harper'ın repliklerini ve tavırlarına bayıldım! Söylediklerini sürekli toparlamaya çalışması çok tatlıydı:D Eğlenceli vakit geçirmek istiyorsanız izleyebileceğiniz,akıp giden bir film.Romantik komedi kıtlığı çekiyorsanız tavsiye ederim.
(Puanım:6)

3-Mutluluk Zamanı (2017)
Listedeki sayılı Türk filmlerinden olan Mutluluk Zamanı itiraf etmem gerekirse beklediğimden iyi çıktı. Maalesef öyle bir ön yargıyla başlamıştım ki filme, karşıma ne çıkacağı hakkında en ufak bir fikrim yoktu:D
Film insanların mükemmel hayatlarını oluşturması üzerine olan bir şirketi yöneten Mert'in,kendini  erkeklere kapatmış Ada'ya tutulmasıyla başlıyor.Onunla randevuya çıkmak isterken kendini Ada'nın abisi olan Tarık'ın görünmez ve perişan hayatını mükemmelleştirmeye çalışırken buluyor ve olaylar böylece gelişmeye başlıyor. Bu  çerez film de eğlenceli vakit geçirmek isteyenlere tavsiyemdir. Her ne kadar bana artık başrollerdeki ikili bıkkınlık vermiş olsa da:D
(Puanım:6)


4-Sevdiğim Tüm Erkeklere (2018)
Yine bir kitaptan uyarlamayla karşı karşıyayız. Kitabını okuyup beğendiğim bir gençlik kitabı olan Sevdiğim Tüm Erkeklere'de ana karakterimiz olan Lara Jean'in kendini bildi bileli aşık olduğu 5 adama içini dökmek ve asla yollanmamak üzere yazdığı mektupların bir anda  sahiplerine ulaştırılmasını ve Lara Jean'in sakin hayatının tepetaklak olmasını konu alıyor.
Öncelikle söylemeliyim ki saatine sığdırmak için kitabı o kadar kırpmışlar ki olaylar arasında kitabı okumayanlar için can sıkıcı bir kopukluk olacağını düşünüyorum. Lakin mekanlar,kıyafetler,sahneler o  kadar tatlı ve canlı ki insanı içine çekip mutlu olmaya teşvik ediyor. Dediğim gibi hızlı ilerleyen bir gençlik filmi izlemek isterseniz,kitaptan repliklerin beyazperdeye yansımasından siz de ben gibi çok hoşlanıyorsanız bir şans verin derim:)
(Puanım:6)


5-The Man Who İnvented Christmas(2017)
Film çok sevdiğim bir yazar olan Charles Dickens'ın Oliver Twist kitabını yazmasının ardından diğer kitaplarında istenen başarıyı gösterememesini ve akabinde yaşadığı 'yazamama' durumunu anlatıyor. Geçmişine dönüp kendiyle ve babasıyla olan savaşları ve aklındaki karakterlerin film içinde canlanıp yazarla atışması o kadar güzeldi ki filmi izlerken ister istemez gülümserken buluyorsunuz kendinizi. Filmde bahsedilen ve yazarın yazmaya çalıştığı kitap Bir Noel Şarkısı(aynı zamanda bu kitabın Yeni Yıl Şarkısı adında animasyonu da var,mutlaka izleyin,çok sevdiğim animasyonlardandır.) Lafı fazla uzatmadan bir kitabın yazım sürecine tanıklık etmek ve yazma isteğiyle dolup  taşmak istiyorsanız ya da sadece Charles Dickens'ı seviyorsanız izleyin efenim:)
(Puanım:7)


6-My Favourite Wedding (2017)
Blogumu takip edenler klişe kitapları,filmleri ne kadar sevdiğimi bilir.Filmden bahsetmeden önce şunu söylemeliyim ki Hallmark filmlerine  ısınamıyorum ve bana bile fazla klişe geliyor! Anladım romantik tarzda oldukça fazla film üretiyorsunuz ama nerede özgünlük,akıp giden diyaloglar,inandırıcılık?!
Film, herkesin yardımına koşan anakarakterimiz doktor Tess'in en yakın arkadaşının düğününde sağdıç avukat Michaella olan önce sataşmaları  ve sonrasında ikilinin yakınlaşmalarını konu alıyor. Öncelikle karakterlerin mesleklerini yazma nedenimi açıklayayım: Filmde mesleklerine o kadar  sıradan vurgular yapılmıştı ki düşündükçe gözlerimi deviriyorum! Çok gereksiz, içten olmayan diyaloglar dizisinden ardından filmi sadece bitirmek için bitirmiş oldum ve şu anda filme olan tüm öfkemi kusmuş olmanın verdiği inanılmaz rahatlığı yaşıyorum:D İzlemeyi düşünenlere uyarı niteliğinde olsun bu da,daha güzel bir dünya romantik klişe filmler var arkadaşlar:))
(Puanım:4)


7-Everything Everything (2016)
Film hakkındaki yorumlarımı burada aktarmıştım,oldukça tatlı,sıcacık bir kitap uyarlaması. İşte klişe dediğin böyle olur!:D
(Puanım:7.5)


8-Fantastik Canavarlar Nelerdir,Nerelerde Bulunur? (2016)
Bu filmden de burada bahsetmiştim. Harry Potter sevenler için o dünyaya yeniden giriş niteliği taşıyan bu filme tabi ki bayıldım! Devamının çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorum!! (Maraton tarihleri arsında iki filmi de tekrar izledim:))
(Puanım:9)


9-Edebiyat ve Patates Turtası Derneği (2018)
Netflix'in bu yıl çıkardığı film, 2.Dünya Savaşı'nın ardından bir yazarın, işgal sırasında kendi aralarında kurdukları edebiyat derneklerindeki insanlarla tanışmasını ve aralarında oluşan sıcacık bağı konu alıyor. Savaşın insanlardan aldıklarının sadece yiyecek yada toprak olmadığını bir kere daha hatırlatan bu filme bayıldım! Hem kitapların filmin merkezinde olmasına hem de insanlığın ne demek olduğunu yapılan vurguya da..
Başrol  yazar Juliet'in dernek üyesi Dawsey'den aldığı mektupla başlayan macera Juliet'in aslında ne istediğini fark etmesi ile son buluyor. Herkese tavsiye ederim efenim.Dönem filmlerini ve kitapları çok seviyorsanız hiç durmayın zaten:))
(Puanım:8)
Benim yazacaklarım şimdilik bu kadar,mutlu kalın efenim:)



26 Haziran 2018 Salı

Superstar--limonata tadında film maratonu

Film maratonu adına ilk yorumlayacağım filmle herkese merhabalar:)


Filmle ilgili ilk söyleyebileceğim şey çok tatlı,duygusal bir yapım olduğu olabilir. Aamir Khan'ın izlediğim diğer filmlerinden de yola çıkarak söyleyebilirim ki filmleri her zaman bir toplumsal sorun çevresinde gelişiyor. Aslında nedir,nasıl olmalıdır? Sorunlar her daim etrafımızda olunca bir zaman sonra görmemeye,görsek de tepki vermemeye başlıyoruz ne yazık ki..O yüzden  altyapısı 'Sorun var,unutmayın,alışmayın.' temalı filmleri seviyorum..


Konusundan kısaca bahsetmem gerekirse:
Müziğe aşık,gitarıyla uyuyup uyanan İnsu'nun ,katı bir mantığı-ne kadar mantık denilebilirse- olan babasıyla ve çocukları için yaşayan annesiyle olan ilişkilerini konu alan yapımda  bu toplumda kadın olarak varolmanın zorluklarını, daha doğrusu kabul edilmemenin getirdiği baş eğmeyi film boyunca yavaş yavaş işliyor.
İnsu için her zaman hayal olan şarkı söylemek Youtube'a video yükledikten sonra bir anda milyonlarca dinlenmesi ve sektörden hızlı düşmekte olan müzik yapımcısı  Shakti Kumar ile tanışmasıyla bir anda somut hale gelen aslında bir hayata tutunma mücadelesini bir çocuk gözünden anlatıyor.
Diğer yandan bir annenin çocuklarıyla olan ilişkisini o kadar güzel anlatıyor ki,sanırım filmde en sevdiğim sahneler İnsu'nun annesinin olduğu sahneleriydi..



 Velhasıl kelam aile olarak,tatlı bir film izlemek isterseniz oldukça doğru bir tercih bence:)Mutlu kalın..





21 Haziran 2018 Perşembe

Limonata Tadında Film Maratonu

Merhabalar efenim,ben geldim:)
Uzun zaman oldu bir etkinliğe katılmayalı ama bu etkinliği görünce duramadım,hem bir nebze kendimi motive etmiş olurum diye de düşündüm  film konusunda..
Engineering Vibes ve The Saglam's'ın başlattığı etkinlikte  limonata içip(şaka tabi ki:D) 9 Haziran-9 Eylül arasında 2016-2017-2018 filmlerinden oluşturduğumuz 30 filmlik listemizi izliyoruz. Ben de  sevgili Sibelynka'nın listesinde gördüğüm bir animeyle etkinliğe katılmış buldum kendimi:))
(alıntıdır.)

Etkinliğin koşulları oldukça basit:
*30 filmlik bir liste oluşturmak ve listeyi mümkünse paylaşmak.
*9 Haziran-9 Eylül arasında bu listedeki filmleri izlemek.
(alıntıdır.)

Listeyi paylaşmadan önce söylemeliyim ki belirlenen yıllara ait filmlerden merak ettiğim çoğu filmi izlemişim,çünkü merak ettiği şeyi yapmadan duramayan biriyim:D O yüzden izlediğim birkaç filmi en alta yazıp izlediğimi belirteceğim,zamanım kalırsa onları tekrar izleyeceğim( ezberleyene kadar aynı filmi izleyip duranlar burada mı?^^) ,zamanım kalmazsa da yavaş yavaş yorumlarını blogumda paylaşacağım..
Etkinlik katılmak isteyen herkese açık. Katılırsanız postun altında  bana da link bırakmayı unutmayın:)
(alıntıdır.)


1-Be With You (2018) imdb:7.5 
4-Yok Oluş (2018) imdb:7
5-Black Panther (2018) imdb:7.5
6-The Midwife (2017) imdb:6.8
7-Sahaf (2017) imdb:6.6
8-Umut Bahçesi (2017) imdb:7
9-Blade Runner (2017) imdb:8.1
10-The Big Sick (2017) imdb:7.6
11-Mary and The Witch's Flower (2017) imdb:6.8
12-Coco (2017) imdb:6.8
13-The Post (2017) imdb:7.2
14-Elveda Christopher Robin (2017) imdb:7.1
15-Senin Adın (2016) imdb:8.4
16-Aşkın Çekimi (2016) imdb:6.8
17-İftarlık Gazoz (2016) imdb:7.5
18-The Fundamentals of Caring (2016) imdb:7.3
20-Kaptan Fantastik (2016) imdb:7.9
21-Doctor Strange (2016) imdb:7.5
Devamını izledikçe tamamlamayı düşünüyorum:)
(alıntıdır.)

Etkinliğe katılan diğer  arkadaşlar da şöyle:)
(alıntıdır.)

Şimdiden herkese keyifli seyirler,mutlu kalın..

19 Haziran 2018 Salı

BÜYÜDÜĞÜN ZAMAN ANLAYACAKSIN-kitap yorumu-

Hızlı bir geri dönüş yapmışken aynı hızla devam edeyim , okuduğum kitap da bitmiş ve ben her sayfasında huzur bulmuşken sizlerle de paylaşayım istedim:)


Kitabın adı: Büyüdüğün Zaman Anlayacaksın
Yazarı: Virginie Grimaldi
Çeviren: Gülşah Ercenk
Yayınevi: Yan Pasaj Yayınevi
Sayfa sayısı: 404
Goodreads puanı: 4.3
Arka kapak yazısı:
Bazen en ummadığın yerde ve kişide bulursun aradığını...

“Başımı Marc’ın karnına yaslamıştım ve birlikte Game of Thrones’u izliyorduk. Keyfimize diyecek
yoktu. Telefonum çalmaya başlayınca ofladım. Bu saatte kim rahatsız ediyordu ki?
O telefona cevap vermemiş olmayı isterdim. Olanların gerçek olmamasını isterdim.
Tüm bunlar altı ay önceydi ve ben hala mahvolmuş durumdayım...”
JuliaTamaris Huzurevi’nde dönemsel psikolog olarak işe başladığında son zamanlarda
yaşadıkları yüzünden mutluluğa inancını kaybetmiş bir haldeydi. Ayrıca yaşlılarla arası da pek iyi
sayılmazdı. Daha ilk iş gününde hata yaptığını anlamıştı ama artık çok geçti. Zıpır büyükbabalar,
çılgın anneanneler ve kalbi kırık iş arkadaşları arasında önündeki koca sekiz ayı geçirmek
zorundaydı.
Julia’yı oraya götüren neydi? Kader mi, tesadüf mü? Peki ya aşk hiç beklemediği bir yere
saklanmışsa? Ya beklentilerinin aksine, orada yaşayacakları ona çok şey öğretecek ve onu
bambaşka birine dönüştürecekse?
Bu roman kesişen yolların, buluşulan kavşakların hikâyesi.
Anlatacak bir hayatı olanların, yeni bir hayat inşa edenlerin,
düşüp düşüp tekrar ayağa kalkanların…
Aşkların, değişimin hikâyesi.

Bu roman mutluluğa bir gazel!
***
Kitabı okumaya başlamadan önce okuyan kişilerin yorumlarına baktığımda neredeyse herkesin çok sevdiğini gördüm,yayınevini daha önce hiç duymamış olmam bir yana popüler kitaplar arasında da denk gelmemiş olmam şaşırttı beni,o yüzden en iyisi okuduktan sonra yorumlarımı paylaşayım diye düşündüm..
Dediğim gibi çok büyük ümitlerle başlamamış olmama rağmen kitap daha ilk sayfalarda beni içine çekti. Kitabın içinde yer alan alıntılar, yazarın duyguları karşı tarafa geçirmekteki mahareti beni etkiledi.
Bunlardan ziyade konusunun da kendine has olması kitabı ilginç bir hale getiriyor,zira huzur bulmak için çırpınan birinin huzuru ''huzur evi'' olarak adlandırılan ama günümüzde kişilerin terk edildiği ve ölümü beklediği yer gözüyle bakılan yerde bulması kitabın ana konusu diyebiliriz.
Yaşlıları her ne kadar sevsem de oturup uzun uzun sohbet etmekten -nedense- çekiniyorum, bazen ortak konu bulmakta zorlandığımdan bazen de kendimi onlara karşı nasıl ifade etmem gerektiğini bilmediğimden herhalde. Kitabı okuduktan sonra fark ettim ki her ne kadar yaşları benim 3-4 katım da olsalar her ne kadar dünyanın bambaşka olduğu zamanlarda da yaşamış olsalar bir zamanlar gençtiler.. Bir zamanlar onlar da çok sevdi,aşık oldu,kavuşamadı,gelecek kaygısı yaşadı,kavga etti.... Ve şimdi anlıyorum ki o gençlik zamanlarını görmek istediklerinden gençlerle konuşmayı,kendilerinden bahsetmeyi çok seviyorlar:)
 Ananemle dedemin evlilik fotoğraflarına baktığımda garip hissetmiştim,onları 20li yaşlarda tahayyül etmek benim için çok zor,onu bırakın dedemi siyah saçlı bir hayal edemiyorum:) Birlikte devirdikleri şey bir ÖMÜR.. Bu bile başlı başına mucizevi değil mi? Bir insanla geçirdiğin birkaç yıl değil,bir ömür. Birbirlerinin iç organları gibiler,ayırmak hayati,çok zor. Hayatlarının iç içe geçtiğini bir kenara bırakın, dışarıdan bizim gözümüzle tek bir hayatları var..
Konuyu çok dağıttım,toparlayacak olursam Julia'nın verdiği kayıplardan,yaşadığı buhrandan kaçmak için başladığı huzurevindeki  işte yaşadıklarını,öğrendiklerini  anlatan oldukça kolay okunan ve huzuru şöyle bir koklamanıza yarayan bir kitap. Arka kapağında da dediği gibi ''Bu roman mutluluğa bir gazel!'' Yazın okumak için mükemmel bir tercih!..
Okuyun okutturun efenim..
***
Kitaptan alıntılar:
Önemli olan asla düşmemek değil,her seferinde yeniden ayağa kalkmaktır. -Ralph Waldo Emerson
*
..Bir başka deyişle bir çocuğa çakıl taşları ve sopalarla oynamasını söylerseniz mutluluktan çıldırır; yetişkin birine Seyşeller'de bir haftayı geçirmeyi önerseniz içeceklerin de bedava olup olmadığını sorar.
*
Etrafımız ne kadar kalabalık olursa olsun; acılarımızı,kaygılarımızı ve sevinçlerimizi tek başımıza yaşıyoruz.
*
Herkesin iki hayatı vardır.İkincisi,tek bir hayatımız olduğunu anladığımızda başlar.-Konfüçyüs
*
Kalbine pansuman yapabilmeyi , gözyaşlarına mendil olabilmeyi isterdim. Fakat maalesef bazı yaraların sihirli öpücüklerle geçmesi pek mümkün olmuyor.
*
Hayat böyle bir şey işte.. Unutulmaz acıların derhal silindiği birkaç küçük mutluluk.Ama bunu çocuklara söylemeye hiç gerek yok.
*
Kişi kendine, çocuk halinin bugünkü haliyle gurur duyup duymadığını sormalı..

(alıntıdır.)
Mutlu kalın efenim:)

17 Haziran 2018 Pazar

UZUN ARADAN SONRA..

Buraya uğramayalı o kadar oldu ki hala burada olanlara teşekkür ederek başlamak istiyorum,iyi ki varsınız:)

Bu sene çok yoğun bir seneydi, mezun olmaya çalıştığım,sınavlarla haşır neşir olduğum bir okul dönemini arkada bıraktım.Elimden geldiğince derslerden,sınavlardan başımı kaldırıp üniversitenin son senesini doya doya mutlu geçirmeye çalıştım-sene uzatmazsam son sene tabi:D-
Fikrimce öğrencilere de yıpranma payı verilmeli zira ergenliğimde çıkmayan sivilce çıktı yüzümde, stres mideme vurdu,uyku düzeni diye bir şeyin varlığını yeni yeni hatırlıyorum,zordu lakin güzeldi de..Mükemmeldi..
İlk defa İstanbul'a gittim,hep acelesi varmış gibi yürüyen o kalabalığın arasında kayboldum,Kuzguncuk'a vuruldum,
Bolu'nun sonbaharında huzur buldum, ağaçların her havaya yakıştığını ama sonbaharda bir başka olduklarını bir kez daha fark ettim.
Bu sene gittiğim kadar hiç tiyatroya ve sinemaya gitmemiştim,çok güzel,içe dokunan oyunlar izledim.
Çok kitap okuyamadım ama okuduklarımı fazlaca sevdim,fırsat buldukça şiir okudum,ruhum tazelendi..
Birkaç dizi izledim.Bolca güldüm,ağladım..
Bir büroya gidip gelerek mesleğimle ilgili ufak tefek şeyler öğrenmeye çalıştım..Ve fark ettim ki mesleğimin her işinden zevk alıyorum. Bu bölüme gelirken bu kadarını ben bile beklemiyordum,okuduğum bölümü ve yapacağım işi sevmek inanılmaz keyif veriyor..
Bir de bolca kendimi ,yanımdakileri dinledim..
Farkındalıklarım arttı,aslında kimden ne bekliyorum,zannettiğim gibi bir insan mıyım?..
Öğrencilik hayatım güzeldi,elimden geldiğince güzelleştirmeye çalıştım..
Güzel  anmak için güzel yaşamaya çalıştım..
Bugün okuduğum kitapta şu cümle beni derinden etkilediğinden yazdım biraz da böyle uzun uzun ,
''Kişi kendine, çocuk halinin bugünkü haliyle gurur duyup duymadığını sormalı..''
Velhasıl kelam tekrar geldim:) Bundan sonra daha sık buralarda olacağım..Siz neler yaptınız,neler yapıyorsunuz?
Mutlu kalın efenim:)


15 Şubat 2018 Perşembe

2017 yılı en iyi kore dizileri

Şubat ayı bitmek üzereyken 2017 yılının enlerini yazıyorum,hadi bakalım :D Geç olsun güç olmasın'^^
Bu yıl öyle ahım şahım dizi bitirmedim açıkçası,çoğunu yarıda bıraktım,o yüzden bitirdiklerimin çoğunu çok sevdim,geriye dönüp önceden izlediğim dizileri tekrar izlediğim de oldu.Kısaca bahsedecek olursam:

The Legend of The Blue Sea(2016)

Dizi, bir denizkızı hikayesi etrafında şekillenmiş,deniz kızı kıyıya çıktığında bir adamla tanışır,ancak bu adam prens değil,dolandırıcıdır:D  Çoğu Kore dizisinde olduğu gibi jeenkarnasyona değinen oldukça tatlı bir hikayeydi. Zaten başrollerde izlediğimiz Jun Ji Hyun ve Lee Min Ho'nun  oyunculuğu birleşince ortaya kötü bir şey çıkarsalar büyük hayal kırıklığına uğrardım,vesselam çok çok iyi oyunculardan çok iyi bir dizi:)

Filmde deniz kızının dünya hayatını öğrenmeye çalışmasını öğrenmek çok eğlenceliydi,özellikle insanların yalan söyleme sıklığına şaşırması ve yalan söylemeye çalışmasını izlemek trajikomikti:D
İkilinin arasındaki sıcacık ilişkiyi izlemek nedensizce mutlu hissettiriyor ,tavsiye ederim efenim.
***
Goblin(2016)

Bu diziye ne demeli bilmiyorum,beni hem ağlatan hem de bu kadar gülümseten nadir dizilerden,çok tatlı,masum kısacası mükemmel bir diziydi.İki kere izlediğimi söylersem ne demek istediğimi anlarsınız.
Konusundan kısaca bahsedecek olursak :
Goblin, Kore efsanelerinden biri anladığım kadarıyla.Ölümsüz bir yaşam süren goblinin, bu ölümsüz hayatı sona erdirmek için  gelinini bulması gerekmektedir.İşte bu gelini bulduktan sonraki goblin ve gelini arasındaki ilişkiyi izliyoruz biz de dizide.Goblin karakterini canlandıran şüphesiz en iyi Kore oyuncularından-ki kendisinin tüm dizilerini bayılarak izledim:D- Gong Yoo..Goblinin bir canavar olduğunu düşünürsek  bu kadar masum bir canavarı oynayabilecek başka kimseyi düşünemiyorum,rolünün hakkını vermiş.Goblinin gelinini ise Cheese İn the Trap dizisindeki başrol Kim Go Eun canlandırıyor ama  Cheese İn the Trap dizisi konusu  hasabiyle beni çok çekmemişti ve Kim Go Eun rolü gereği orada  donuk-duyguları çok göstermeyen bir kadını canlandırıyordu.O kadar donuk bir rolde oynayan kızın başka bir dizide bu denli değişebileceği aklıma gelmezdi,oyunculuk dedikleri bu olsa gerek. Hakkını vermek lazım,çok iyi bir oyuncuydu,rolü de çok yakışmıştı.
Dizide goblin ve gelini arasında geçenlerden ek olarak goblin ve ev arkadaşı olmak zorunda kalan ölüm meleği arasındaki  dostluk-düşmanlık ilişkisini de çok beğendim. Birbirileriyle durmadan yarışmaları,şakaları,düşmanlıkları ve kaçınılmaz olan dostlukları çok tatlıydı.bir dizide ilk defa yan karakteri bu kadar sevdim.
Ölüm meleğini zaten çoğu dizide başrol olarak gördüğümüz Lee Dong Wook canlandırıyordu.Diziye başlamadan önce onun yan rolde oynamasına çok şaşırmıştım ama ne diyebilirim yan rollere taş çıkartmış ve 'işte böyle ana karakterler kadar çok sevilirsiniz' demiş.Tavırlarına,utangaçlığına bayıldım,harikaydı.

Dizinin bir kısmının  Kanada- Quebec'te geçmesi ise diziyi güzelleştiren başka ayrıntılardan biri. Manzaralara,görselliğe dizide önem verilmesi takdire şayandı.
Özetle,izleyin izlettirin efenim:)
***
  
3-Oh My Venüs(2015)
Başrollerde So Ji-Sub (ki kendisinin oyunculuğunu Master of Sun'dan beri çok beğeniyorum:)) ve fikrimce Kore'nin en tatlı oyuncularından biri olan Shin Min-A yer aldığı dizi genel manada bir spor antrenörü ile kilolarından kurtulmak isteyen bir avukatın arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Sıcacık, bol bol güldüğüm bir diziydi.

Dizide genel manada çok kötü biri diyebileceğim bir karakter yoktu,genel manada herkes kendi içindeki problemlere savaşıyordu ki bence bu gündelik yaşama daha uygun.Bir diğer gündelik hayattan yansıyan ise Shin Min A'nın oynadığı karakterin çok çirkin olarak lanse edilip kendini sevmeyen bir kadını değil,hayatından memnun, başarılı ve kendine güvenen kilolu bir kadını canlandırmasıydı. Şükür ya! Artık şu güzellik algısını yıkmanın zamanı gelmişti. Fikrimce en güzel insan,  kendiyle barışık olan insandır. Bu dizide de buna oldukça vurgu yapılıyordu.
Eğer bir şeyi isterseniz bunu başarmak sizin elinizdedir. Bu da oldukça vurgulanan mesajlardandı.
Bu yılın değil de gelmiş geçmiş Kore dizileri enleri oluştursam  rahatlıkla o listeye girebilecek bir dizi diyeyim,izleyin efenim:)
***
4-Strong Woman Do Bong Soon(2017)
Dizi, çok güçlü olan bir kadınla bir adamın ilişkisini anlatıyor,genel romantik-komedi dizilerinin içine gerilim ögesi de serpiştirilmiş,bu yüzden hem gülüyor hem de olayın çözülmesi için kendinizi diğer bölüme geçerken buluyorsunuz.
Çok tatlı,vakit geçirmelik,klişeleri bir yere kadar yıkıp* tam tersinin de olabileceğini size gösteren mükemmel bir diziydi.:)
*Örneğin;
(bu sahneden gülmekten karnıma ağrılar girdi:D)

Başroldeki Park Hyung Sik'i The Heirs'te yan rolde izlemiştim,orada da tatlı bir rolde oynuyordu,burada da aynı şekilde tatlı bir adamı canlandırıyor.Aşkını göstermekten çekinmeyen,tatlı tatlı seven bir adam ve gücüyle sınanan,'normal' olmak isteyen bir kadın..Güzeldi ya :)

***

5-Age of Youth-II(2017)

Bu dizi gündelik hayatı anlatan (slice of life) diziler kategorisinde yer alıyor,gerçekten de günlük hayatı o kadar net yansıtıyordu ve abartıdan o kadar uzaktı  ki sanırım bu yüzden çok sevdim bu diziyi.Lakin ilk sezonunu 2.sezon kadar çok sevemedim, aynı şekilde bir tülü ısınamadığım karakterleri de oldu.Bunlar dolayısıyla favorilerim arasında olmakla olmamak arasında kalmış biri dizi,bu dizi.
Konusundan bahsedecek olursak aynı evde yaşan 4 kızın yanına yeni birinin taşınmasıyla geçen günlerini konu alıyor.Hepsinin hikayelerini değinirken çok güzel ve bol bol güldüğüm bir senaryo canlandırılmış,sıkılmadan izleyecebileceğiniz,şu kapalı günlere ilaç gibi gelecek bir dizi:)
Serinin devamının geleceğini düşünsem de-çünkü tam olarak bir sonuç vermeden hayatın olağan akışında final yaptılar- bunun hakkında bir haber görmedim maalesef.
İzleyin efenim:)
***

6-Prosecutor Princess(2010)

Dizi ,modayla ilgilenen ve babasının zoruyla savcı olmak zorunda kalan Ma Hye Ri ile bir avukat arasında geçen ilişkiyi ve Ma Hye Ri'nin gerçek bir savcı olmasını anlatıyor.
Öncelikle dizinin hukuk çevresinde ilerlemesini çok sevdim ve dizinin davalarla alakalı olan kısımları da romantik ve komik olan yerleri kadar ilgimi çekti.Bir diğer nedeni ise karakterlerin kendine has, oldukça net karakterleri canlandırmasıydı.Ma Hye Ri'yi canlandıran Kim So Yeon da avukat Seon In Woo'yu canlandıran Park Shi Hoo da normalde dizilerde -maalesef ki- çok görmediğimiz oyuncular olmasına rağmen çok iyi bir dizi ortaya çıkarmışlar.
Ayrıca beni şaşırtan nadir dizilerden kendisi,olayların birbirine bu şekilde bağlanacağını hiç beklemiyordum. Sonuç olarak bu diziyi de gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum,izleyin izlettirin:)
***
2017de izlediklerim arasından tavsiye edebileceğim Kore dizileri  bu kadar:)Kendinize iyi bakın,mutlu kalın efendim:)











10 Şubat 2018 Cumartesi

Geçmiş Ola...

(alıntıdır)

Düşün ki bir serçe konuyor omzuna,havada bulut..Evlerin önünde menekşe bir de begonyalar, uzaktan çocuk kahkahaları yükseliyor...
Düşün ki,mevsim sonbahar,ayaklarının altından yapraklar kayıyor..Düşün ki ben de seni düşünüyorum,belli belirsiz bir pencerede ..Arkasında belli belirsiz silüetim..Kendi vicdanımla yüzleşip yüzleşip silikleştiğim...'Vicdan' kelimesinde can buluyor sessiz hıçkırıklarlar.  Allahım nerden geldi bu melankolik hava,Didem Madak uyanacak sanki şimdi uykusundan..'
Sence de biraz bence olmadı mı?!' diyecek.
Düşün ki, konuştuklarımızdan çok güldüklerimizin olduğu bir zaman gelmiş.Sanki ,bir yerde tatsızlaşan ama sonu hep kahkahaya bağlanan bir fıkranın içindeyiz.
Düşün ki, acı sadece lügatta kalmış,çaresizlik kabus olarak anılıyor,düşün ki çocuk hiç öğrenmiyor büyümeyi ve sen hep çocuk kalıyorsun,çocukluğunu sevdiğim..
Düşün ki,yanındayım..Ellerin hiç üşümüyor soğukta ve hiç öğrenmiyorsun kötülüğü.
Düşün ki,bir serçe konuyor omzuna ,eve geliyorsun elinde sıcacık ekmekle.. Pencerede seni bekliyorum..Yansımasında belli belirsiz silüetim..
Kırıp geçiyor bizi zaman,'umut' dedikçe bugünün işinin yarına bıraktığımı hissediyorum..
Geçmiş ola..