13 Şubat 2017 Pazartesi

Birkaç Kitap Tavsiyesi ve Gecikmiş bir Festival Muhabbeti

   Merhabalar efenim,nasılsınız:) Beni sorarsanız  havalardan halliceyim-burada güneş var rüzgara rağmen,kıskandırmak gibi olmasın:D-Ankara'nın kara kışına,kuru yaprağına,yollarına ayrı ayrı vurgun olsam da güneşten nasibini de o derece az almış bir şehir olduğunu itiraf etmek gerek ,güneşe hasrettik güzel şehirde uzun zamandır,iyi oldu,hücrelerimiz miskinlikten kurtuldu bir nebze de olsa..(Gerçi duyduğum kadarıyla soğuklar yine gelmiş oralara,ben memlekette güneşin enerjisinden biraz daha depolayayım en güzeli:)

Sınavlar bittikten sonra yazmaya niyetlendiğim bu yazı tatilin bitmesine rastlasa da ,buraları çok özlediğimi söyleyerek kendimi affettirmeye çalışayım:)Sınav döneminde iki sezon dizi,Sherlock'un son sezonunu-ki yüreğim bu sezonun son olduğunu duyduktan sonra onu yorumlamaya dayanmayacak,yine ve yine muazzamdı ve fikrimce en iyi sezonu buydu-yedi film,üç kitap,dört tükenmez kalem,altı post-it ve tonlarca kağıt bitirdim.Ne zaman çalıştın dediğinizi duyar gibiyim:D Şu an ben de aynı şeyi düşünüyorum,gerçi bizim sınav dönemi iki aylık bir maratonu kapsadığından ve dikkatimi bir saat için kendime yalvararak toparlayabildiğim için normale yakın sayılır:D...Sürekli ders çalışabilen bir insan hiç olamadım,masanın başında maksimum 1 saat sonra dikkati dağılan,etrafa şiirlerden mısralar yazan,kalemlerini düzenleyen,ajandasını kontrol etmeye başlayan biriyim.Yalnız yaşamanın en tuhaf ve güzel yanı izlediğiniz dizi-film ve reality showlarının hatti hesabı olmaması:D

Neyse efenim ocak ve şubatta favorilerimi paylaşarak kendimi teskin etmeye son vereyim artık,zira konuştukça  batıyorum:D
kitabın adı:Yağmurla Gelen Mutluluk 
kitabın yazarı:Amber I.Johnson
sayfa sayısı:176 sayfa
yayınevi:Yabancı Yayınları
goodreads puanı:4.32
Yağmurla Gelen Mutluluk bahsetmek istediğim ilk kitap..Klasik bir gençlik aşk romanı olduğunu düşünerek ,incecik bir kitap olması hasabiyle başladığım kitap sayesinde otobüste ineceğim durağı kaçırıp kendimi hiç bilmediğim bir mahallede buldum:D O kadar güzel ve içtendi ki son sayfalarında biraz ağlamış olabilirim,içtenlik her zaman çok etkiliyor bünyemi..Sıcacık ,aynı zamanda fedakarlığı anlatan bir aşkı okumak istiyorsanız sanırım doğru kitap bu..Bir filmi izleyebileceğiniz sürede biteceğinden de çok vaktinizi almaması artı bir özellik,içinde gereksiz ,birbirini tekrar eden hiçbir sayfa yoktu.Selvi Boylum Al Yazmalım da Türkan Şoray'ın dediği  'Sevgi emekti.' cümlesini ne güzel ispatlamış bizlere kitap...
kitabın adı:Kazananın Laneti
yazarı:Marie Rutkoski
sayfa sayısı:368
yayınevi:Pegasus Yayınları
goodreads puanı:4.04

Kazananın Laneti kitabından bahsetmeden önce içimi dökeceğim:D
Pegasus Yayınlarına o kadar kızıyorum ki anlatamam!Hepimiz  kitapların altın değerinde olduğunu savunuyoruz zaten de fiyatlarının gram altından hallice olması da biz öğrencileri çok zor duruma sokuyor,listemdeki çoğu kitaba uzaktan bakıp iç çekmek durumunda kalıyorum.Bir kitaba 40 lira verirsem diğerlerini alacak durumum kalmaz,her ne kadar pdfyi elimden geldiğince tercih etmesem de bazıları sanki bu duruma bizi iteliyor.Yakınmam bu kadardı:D Oh rahatladım!Şimdi kitaptan bahsedeyim kısacık.
   Seri olduğunu belirterek ilk kitabının oldukça iyi- hatta beni yerime mıhlayan- bir başlangıcı olduğunu söylemeliyim.Distopya kitaplarını zaten çok fazla seviyorum ama artık yazarlar da türün kitapları da kendilerini tekrar etmeye başladığından çok seçer ve kolay beğenmez oldum,bu da okuduğumdan keyif almamı engelliyor maalesef.Kazananın Laneti'nde ise oluşturulan dünya hem acımasızlığı hem de güzelliği ile soğuk su etkisi yarattı bende.Kitaplarda tuttuğum taraf mutlaka olur ama bunda ''ama o haklı, ama şimdi de o haklı'' derken buldum kendimi çoğu yerde.
   Sınıfların mücadelesini,bir savaşın ve toprağa doymak bilmezliğin orada yaşayanlara neler yapabileceğini en azından roman türünde çok iyi anlatmış,okuduklarımızdan kendimize pay biçmeliyiz,biçmeliyiz ki distopya olarak görülen şeyler dünyanın başına gelmesin.
Kitaba dönecek olursak ayrıcalıklı tabakada yer alan Kestrel'in Arin'le tanışmasıyla başlayan yapıt,aralarındaki ilişkinin şekillenmesi ve sadakatlerini sorgulamalarıyla devam ediyor.Eğer okuyacak heyecanlı,kendinizi unutabileceğinz bir distopya arıyorsanız bu kitabı can-ı gönülden tavsiye ediyorum,serinin diğer kitaplarının çıkması heyecanla bekliyorum.
kitabın adı:Güz Fırtınası
kitabın yazarı:Rita Hunter
sayfa sayısı:584
yayınevi:Yabancı Yayınları
goodreads puanı:4.33

Şubat ayında on günlük bir Rita Hunter okuması yaptım,dört kitabını art arda okudumBu süre zarfında tarihi romans türünde oldukça başarılı bir yazar olduğunu keşfetmek beni oldukça şaşırttı çünkü bu türü sevdiren nadir yazar var bana,okumayı pek sevmediğim ve yıllardır uzak durduğum bir türdü.size Rita Hunter'ın kitaplarından tavsiye edebileceğim ve en çok beğendiğim Yabancı Yayınlarının yayın haklarını aldığı Güz Fırtınası olur.Zira diğerlerine nazaran-yada ben öncelikle bu kitabını okuduğum için- daha etkileyici ve tarihi romans olarak özlemişim dedirtecek yapıt olduğunu düşünüyorum.( fikrimce bir türden üst üste kitap okunarak kendimizi darlamamızın lüzumu yok çünkü ben, uzun bir süre daha tarihi romans okumayı düşünmüyorum:D)
Abertillery Dükü'nün ölüp yerine yenisini alması kızıl saçlı,biraz cadı,lafını esirgemeyen Jane Hammond'un hayatını hiç beklenmedik şekilde değiştirir.Jane'in önyargıları,Alexander'ın tavırları arasında mekik dokuyan  kitabı yer yer kahkaha atarak okuduğum doğrudur:D
Güz Fırtınası ise tüm tarihi romans severlere ve  türden hiç kitap okumamış olanlara naçizane önerimdir.Keyifli okumalar efenim şimdiden:)

  Ocak ayının başında yaptığım kitap alışverişinden ve Ankara Kitap Festivali hakkında da konuşmak istiyorum sizinle.Öncelikle kitap festivallerinde normal internet sitelerinden yada kitapçılarda olduğundan daha fazla indirim olması gerektiğini düşünüyorum zira birçok yayınevini aynı anda bir çatı altından görüp mest olduktan sonra indirimin %20 olduğunu duyduğunuzda tüm sevinciniz kursağınızda kalıyor.Kitapseverlerin de benim gibi aylarca gün saydıktan sonra böyle bir durumla karşı karşıya kalması ve birkaç kitapla oradan ayrılması gerçekten üzücü bir durum.Önemli olan kitap okumayı sevdirmek ve binlerce insanın aynı anda kitaplar arasında koşturması,kitaplar hakkında sohbet ederek vakit geçirmesi olduğunu düşünüyorum,yanlış mı düşünüyorum ,neden kitapları raflardaki zeytinyağları gibi görenlere derdimizi anlatamadığımızı soruyorum sizlere-bunu da Mesajınız Var filminde duyup çok beğendim:D-Ne kadar dolduysam yakına yakına bitiremiyorumbu konuyu:D 

Ankara Festivalinin  sevdiğim yanı Sahaf Festivalinin de içinde yer alması.Bu sene diğer senelere nazaran daha az sahaf gelmiş olsa da-ben festivalin sadece ilk günü gidebildiğim için ilerleyen günlerde daha çoklarının yer aldığını görememiş olma ihtimalim de var tabi-onlarla konuşup sohbet etmek inanılmaz keyifliydi.Özellikle çoğunun kitaplara değer veren,60 basım bir kitabı elime aldığımda yerimde duramamamı anlayan insanlar olması kendimi ait olduğum yerdeymiş gibi hissetmemi sağlıyor.Tozlu bir kitabın kokusunu başka kokuya değişemeyecek kadar çok seviyorum:D
Sahafların olduğu bölümde uzunca bir süre dolaştıktan sonra Altın Kitaplar Yayınevinden topladığım kitaplardan iki tanesini daha buldum.
Vadideki Zambak ilkokulda ve lisede okuduğum,hüzünlendiğim, her seferinde bayıldığım bir eserdi.Uğultulu Tepeler ise listemde dört beş yıldır yer alıyor olsa da bir türlü edinememiştim,-SONUNDA!- çok sevdiğim basımlardan okuma fırsatı yakalayacağım,heyecandan elim ayağım titriyor şu an:D
Çalıkuşu'nu okumayan kaldı mı bilmiyorum,okumayan kaldıysa mutlaka ama mutlaka ennnn kısa zamanda okusun diyorum,şimdiye kadar sevmeyenine rastlamadım.
Kendimi bildim bileli Çalıkuşu'na hayran olan biriyim,dizileri,filmi,tiyatrosu,kitabı..Hepsi ,sanki ilk defa hikayesini okuyormuşum/izliyormuşum gibi her seferinde beni kendine hayran bıraktı.Hele ki tiyatrosuna eğer imkanınız varsa mutlaka gitmenizi tavsiye ediyorum,o kadar güzeldi ki!!Bu sene devlet tiyatrosu bir kere daha sahnelerse yine gitmek istiyorum.
Evet efenim lafa dalmadan önce ne diyordum,evvet çalıkuşunun da eski baskısını bulunca-kaç yılı olduğunu maalesef yanımda olmadığı için buraya yazamıyorum- hemen kaptım.Hatta bir hanımefendi kitabı koyduğum tezgahtan alıp incelemeye başlayınca başına dikilip ''o benimdi aslında!'' demişim ki kendimden çok utandım sonrasında ehehe^-^
Sinekli Bakkal ortaokulda başlayıp devamını getiremediğim bir kitaptı,o zaman ukde kalmıştı zaten içimde,şimdi eski baskısını da bulmuşken almamak olmaz deyip onu da edindim:)
***

Son olarak ocakta yaptığım kitap alışverişini de fotoğraflanmış şekilde buraya koyayım.




İçlerinden şimdilik sadece Bir Sonraki Hayatımız ve Sandık Lekesi'ni okuduğum için onları yorumlayayım;
kitabın adı:Bir Sonraki Hayatımız
kitabın yazarı:Lauren James
sayfa sayısı:360
yayınevi:Yabancı Yayınları
goodreads puanı:3.73
Bir Sonraki Hayatımız aslında ilginçti ama ne çok güzeldi ne de sıkıcı derecede vasattı,tek diyebileceğim reenkarnasyon ilginizi çekiyorsa,bir oturuşta okuyup bitecek bir kitap arıyorsanız Bir Sonraki Hayatımız aradığınız kitap:)Serinin ilk kitabı olması hasabiyle fikrimce ikinci kitabı çıkana kadar bekleyip sonra okuyun,zira can alıcı bir noktada kesilip ee bitti mi şimdi dedirtiyor-ki bu durum beni çileden çıkarır:D-
İkinci kitabının goodreads puanı Bir Sonraki Hayatımız'a göre o denli yüksek ki beklentim de hayliyle olduğundan yükseklere çıktı.Haydi bakalım,pişman olmam umarım..
Katherine ve Matthew asırlar boyunca tekrar doğup,birbirlerine aşık oluyorlar ve trajik bir şekilde ayrılıyorlar.Bu zincirin farklı tarihlerde olan versiyonlarını okuyorsunuz kitap boyunca.Dediğim gibi ilginç bir konusu var serinin:)
Sandık Lekesi'ne ne desem bilemiyorum.Kesinlikle muazzam!!Öykü okumayı çok sevmeyen beni bile-o denli kendine bağladı ki..Birkaç sayfa süren hikayeler nasıl bu denli doyurucu hissettirilir,ne verecekse verip öylece sayfaya bakakalmanıza yol açar,hala anlamıyorum..Sema Kaygusuz şimdiye kadar okuduğum en iyi hikaye yazarlarından..
Öykü severlere,öykü sevmeyenlere kısacası herkese naçizane tavsiyem.Yolda,iş yerinde,ders arasında kolaylıkla bitirebileceğiniz,birbirinden güzel hikayeler barındıran bu kitap fikrimce herkesin listesinde ve kitaplığında olmayı hak ediyor.

 Bu sefer yazdıkça yazdım ,uzun bir post oldu.Sabırla okuyan herkese  teşekkür ediyorum efenim:)
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın...





1 Ocak 2017 Pazar

2016 Nasıl Geçmiş

  Bir yılı daha geride bıraktık,acısıyla tatlısıyla takvimlerimiz değişiyor,6'nın üzerini çizip 7 yazmalar başlıyor.Sahi ne hızlı geçti..Ne garip,ne ilginç yıldı.Sanırım bu yılı hiç unutamayacağım,2016'nın yeri her daim bende ayrı kalacak..
Seneye kısacık bir geri dönüş yapayım diye yazıyorum bu yazıyı, aralıkı bitirmiş olmamıza rağmen,vizelerimin başlayacak olması hasabiyle biraz geç gelmiş olacak,olsun varsın,değil mi:)
(alıntıdır..)

Bu yılla ilgili aklıma ilk gelen beni şiire inandıran insanla tanışmam oldu.Masal gibi geçen aylar,çocuktan daha çocuk,gördüğüm herkesten daha güçlü,bakışları,yüreği,elleri sıcacık  ve çok,çok güzel seven adam..Bu yıl, sen geldiğinden güzel..Sen benim biricik mucizemsin..
Saçının her teli rüzgar.
Sende sonsuzluğa doğru akan bir şeyler var.
İnsanın şiire inanası geliyor
Kar gibi birdenbire dağılası
Ve seninle bir kartopu olası
Kalbinin düğümlerini koparası..
(ilk defa bu kadar özel bir şeyi yazıyorum belki de ama bu yılı onu anmadan yazamayacaktım, affola...)


Şimdiii yılın kısacık değerlendirmesini yaparsak
   Bu yılın en sevdiğim serisi tartışmasız Ay Günlüğü Serisi oldu.Efsaneydi!!Birincisi; kitapları alıp ''aaa hiç de şaşırtmadı, tam da beklediğim gibi gelişti'' derseniz külahları değişiriz,küçüklükten beri bildiğimiz masalların uyarlanmış hallerini sunuyor zaten bize yazar,Bi' zahmet tahmin edin:D-ağır eleştiri içerir,oh rahatladım!:D-
Serinin güzelliği masalları geleceğe uyarlayıp bize -belki de hiç aklımıza gelmeyecek şekilde- bir dünya sunması.Herkese can-ı gönülden tavsiye ediyorum.

   Bu yıl en sevdiğim kitap gibi bir kategori oluşturmak çok zor,o yüzden beğendiğim kitapları alt alta sıralıyorum,hepsini tartışmasız tavsiye ediyorum:
1-Kırık Kalpler
2-Rosie Projesi
3-Bir Artı Bir
4-Silber 1-2(3'ü okumaya fırsatım olmadı.)
5-Her Şey
6-Hayalet Kalp
7-Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
8-Satranç
9-1984
10-İki Şehrin Hikayesi
11-Leylim Leylim
12-Sissoylu-Son İmparatorluk
13-Kızıl Kraliçe
14-Kızıl Yükseliş
(iki şiir kitabı da yazayım son olarak:)
15-Ahlar Ağacı-her zaman en sevdiğim şiir kitabı olacak sanırım-
16-Hasretinden Prangalar Eskittim

Bu yıl bayılarak dinlediğim şarkılar:
bir şarkıyı artık duymak istemeyecek olana kadar dinlediğim için liste kendini sürekli yenilese de yazdığım şarkılar ben de hiç eskimiyor..
-Hüsnü Arkan-Kırık Hava
-Eda Baba-Beni Vur
-Başıma Gelenler
-Lasse Lindh-Hush
-Apolas Lermi-Mektup
-Mark Eliyahu-Journey
-Yeni Türkü-Sezenler Olmuş
-John Denver-Annie's Song
-Reyhan Karaca-Sevdik Sevdalandık
-Oya,Bora-Seni Bana Yazmışlar
-Jamie Woon-Skin
-Sertap Erener-Olsun


bu yıl herkese tavsiye ettiğim filmler:
Tahmin ettiğimden daha fazla film izleyerek geride bıraktığım yılda genel manada kült filmlerden ve ödül almış filmlerden etkilendim.Zaten ne varsa eskilerde var diyorum ,listeye bu notu iliştiriyorum:)
-Wonderful is Life
-Spotlight
-Room
-Beyin Sarsıntısı
-Solace
-Leon-Sevginin Gücü-
-Prestij
-A Walk to Remember
-Zincirsiz
-12 Angry Men
-Truman Show
-En İyi Teklif
-Kocan Kadar Konuş-Diriliş-
-Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları
-Iron Man
 animasyon önerilerim:
-Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı
-Prenses ve Kurbağa
-Karmakarışık
-Leylekler
bayılarak izlediğim diziler
-Gilmore Girls
-Pushing Daises
-House M.D
-Oh My Venus-Kore dizisi-
-Splash Splash Love-mini Kore dizisi-
-The Legend of The Sea-Kore dizisi /devam ediyor-
-Goblin-Kore dizisi /devam ediyor-
-Descendants of The Sun-Kore dizisi-

***
Bu yıl en sevdiğim şehir:Eskişehir:)

Çok uzatmadan direk listeleri paylaşmış oldum ama yazdıklarımın hepsini gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum,yeni yıl listelerinize ekleyebilirsiniz:)
Yeni yılda ben de okuma hedefi koyayım diye düşündüm,bu yıl tahmin ettiğimden daha az kitap okumuşum zira..41 kitaptan 60 kitaba yükselteyim o zaman hedefimi.:)
Şimdiden hepinize mutlu seneler diliyorum,umarım bu yıl ülkemiz için,dünya için ve hepiniz için ayrı ayrı umut ve huzur dolu geçer.Sevmekten ve insanları sevmekten vazgeçmeyin..
Mutlu kalın:)



19 Kasım 2016 Cumartesi

Kitap Alışverişi

   Merhabalar efenim,ben geldim:)

Kitap alışverişlerini paylaşmayı o kadar çok özledim ki hazır kargom da elime ulaşmışken bu ay içinde aldığım kitapları size de göstereyim dedim.Şimdiden iyi okumalar dilerim..
kitabın adı:Geceyarısı Leydisi
yazarı:Cassandra Clare
sayfa sayısı:820
yayınevi:Artemis-ciltli
goodreads puanı:4.50

Öncelikle şunu söylemeliyim ;bu kitabı almayı o kadar uzun zamandır istiyordum ki ,durmadan kitabın resmine bakıp duruyordum.Sonunda kavuştuk:)
Cassandra Clare yeni bir seriye başlamış,Ölümcül Oyuncaklar-ki seriye ölüp bitmiştim-ve Cehennem Makineleri-okuduğum en iyi  kurgulardandı- serilerinin bendeki yeri ayrı.Bir kere kadın mükemmel yazıyor,kalemi çok akıcı ve olaylara 'aa bu olay şu kitapta da vardı,yine mi?!!' deme şansınız yok,kendine münhasır bir hayal dünyası var yazarımızın.Ne yazsa okurum,bir an tereddüt etmem. Hayranlığımı kelimelerle ancak bu kadar ifade edebildikten sonra kitaptan biraz bahsedeyim.
Söylemem gereken ilk şey bir seri kitabı olduğu..Üçlemenin ilk kitabı olarak karşımıza çıksa da eğer bitmemiş serileri okumaktan hoşlanmıyorsanız elinize almayın bence,ben tamamen kendime engel olamadığım için almış bulundum:)Arka kapağından anladığıma göre Ölümcül Oyuncaklar serisinde olduğumuz gibi yine Gölge Avcılarıyla karşı karşıyayız.Yalnız bu sefer Los Angeles'ta geçiyor olaylar.
İntikamını almak için harekete geçen Emma'nın maceralarını okuyacağız,ne diyeyim şu soğuk günlere ilaç gibi geldi:)
kitabın adı:Winter
yazarı:Marissa Meyer
sayfa sayısı:800
yayınevi:Artemis
goodreads puanı:4.50
Ay Günlükleri serisinin 4. ve son kitabı olan Winter sanırım ben gibi seriye vurgun olanları oldukça tatmin edecek zira serinin hiçbir kitabı bu denli kalın değildi:)
Kitaptan değil de seriden kısacık bahsedeyim,çocukluğumdan beri masallara bayılıyorum ki bu masalların modern versiyon uyarlamaları yada filme-diziye uyarlanmaları beni benden alıyor.Bu seri benim için çok anlamlı ;çünkü Marissa Meyer kimsenin yapmadığını yapıp 4 büyük masal kahramanımızı geleceğe taşımış.Okuduğum en güzel serilerde başı çeken bu seri,o kadar muazzam yazılmış ki hiçbir kitabında sıkılmadım-benim için  çok nadir bir durumdur bu,illaki serinin bir kitabı diğerlerinden daha durağan gelir- 
Cinder,Scarlet,Cress ve Winter çocukluğumuzun o tatlı prensesleriyle bizi tekrar buluşturuyor.
Seriyi toplu olarak başka bir postta anlatmak istiyorum ,mutlaka ama mutlaka okuyun,ben pişman olanı görmedim:)
kitabın adı:Golem ve Cin
yazarı:Helene Wecker
sayfa sayısı:638
yayınevi:Doğan kitap
goodreads puanı:4.09
Bu kitap sanırım alışverişimin en ilginç kitabı..Aslında çoğunuzun tanıdığını tahmin ettiğim hem blogger hem de youtuber olan Eren sayesinde bu kitabı aldım,o kadar beğenmiş ki insanın merak etmeme gibi bir olasılığı yok.Ayrıca konusu da bir hayli dikkat çekici bir masal:)
Arka kapağındaki yazı oldukça özetlemiş sanırım:
Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından,yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem..Ve bin yıllık esaretinden uyanan bir cin..Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında newyorkta kesişir.Farklı olmaktır onların kaderi..Hikayeleri herkes gibidir aslında,kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi..Ve tehlike onlar için sadece bir adım ötededir hep..
Yorumlardan ve arka kapağından anladığım kadarıyla büyülü bir aşk masalı..
Şunu da eklemek gerekirse eğer sizin de listenizdeyse bu kitap,almak için tam zamanı, şu an kitapyurdunda 9.90 tl.
kitabın adı:Tatlı Rüyalar
yazarı:Alper Canıgüz
sayfa sayısı:186
yayınevi:İletişim
goodreads puanı:3.91
Kitabı yine severek takip ettiğim Kronik Okur 'un tavsiyesiyle aldım.O, zaten Alper Canıgüz'ü çok seviyor ve bir videosunda başlangıç kitabı olarak bu kitabın oldukça iyi olduğunu söylemişti yanılmıyorsam.
Eğer absürd komedi seviyorsanız -Murat Menteş(Dublörün Dilemması),Emrah Serbes-bu kitabı da seversiniz diye düşünüyorum,zaten arka kapağındaki tanıtım da beni destekler cinste:
Hikayemiz,bir pazar sabahı gazetesini okumakta olan Hector Barlioz'un -ki kendisi Türkiye'de yaşayan bir Fransız Türk'üdür-şu ilanı görmesiyle başlar:
25 yaşında,iyi eğitimli,iki yabancı dil bilen sağlıklı genç,geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor.
Hector Berlioz aradığı adamı bulmuştur!
Umarım bu kitap,Dublörün Dilemması gibi beni kendine hayran bırakır,çok büyük umutlarla aldım^^
kitabın adı:Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
yazarı:Stefan Zweig
sayfa sayısı:62
yayınevi:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
-Klasik kitaplarda herhangi bir puanlama yazmayacağım,zira kült haline gelmiş yazınlar bunlar,hepsi okunmalı fikrimce.-
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabı uzun ve karşılıksız  aşkı anlatan bir mektuptan oluşuyor.
Kitabı almamda ana etken kesinlikle Stefan Zweig'ın kalemine hayran olmam.Her şeyi o kadar derli toplu,yalın yazıyor ki. Yazarı çok sevmem ise , tutkuyla yazdığını  kelimelerinden ,olayların yansıtılış biçiminden anlamanız.Cümlelerden tüm metne çok samimi davranıyor yazar..Bu kadar nadide bir insanla tanışamayacak olmak ne acı..
Başlangıç olarak en ünlü kitabı Satranç'ı okumanızı öneririm,büyük bir deha olduğunda hem fikir olacağımıza eminim.
kitabın adı:İçimdeki Müzik
yazarı:Sharon M.Draper
sayfa sayısı:263
yayınevi:Genç Timaş
goodreads puanı:4.36
Şimdi efenim kitabın kapağında 48 ödül aldığı ,bunun hemen altında ise New York Times Bestseller olduğu yazıyorsa bu kitabı okumayalım da ne yapalım,değil mi?:)
Hepsini geçtim alıntı olarak öyle bir şey yazmışlar ki, kitabı şimdiden sevmemi sağladılar:
''Şimdiye kadar tek kelime konuşmadım.neredeyse on bir yaşındayım''
Okumak için sabırsızlanıyorum.
Çocukların ağzından anlatılan kitaplar o kadar duygusal ve saf oluyor ki okurken insanın içi sıcacık oluyor,dünyadaki masumluğa olan inancı tazeliyor.
O zamanlardaki masumluğumuzu üzerinden yıllar geçtikten sonra fark etmek çok acı değil mi?
(Çocukların ağzından anlatılan birkaç kitap yazıp hepsini ayrı ayrı sevdiğimi ve çoğunda ağladığımı da eklemeliyim.
-Şeker Portakalı,Küçük Prens,Sol Ayağım,Hayalet Kalp,Çocuk Kalbi..)
kitabın adı:Amy ve Roger'ın Efsanevi Yolculuğu
yazarı:Morgan Matson
sayfa sayısı:470
yayınevi:Ephesus-ciltli
goodreads puanı:4.05
Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere bir yolculuk kitabı okuyacağız.Kitabı elime alana kadar böylesine ince düşünülmüş bir yazın olduğunun farkında değildim.Kitabın içinde çalma listeleri,karakterlerin tuttukları notlar vs. var ve sanki yolculuk eden sizsiniz gibi hissettiriyor.Bu fikri çok sevdim,çok güzel düşünülmüş..
Arka kapağındaki tanıtım ise şöyle:
Amy Curry'nin hayatı altüst olmuştur.
Çünkü Amy lise son sınıfa geçmek üzereyken,annesi yeni bir başlangıç yapmak adına California'dan Connecticut'a taşınmaya karar verir.Amy şimdi yuvası bildiği yerden ayrılıp ülkenin bir ucundan diğerine gitmek zorundadır.Çıkacağı bu yolculukta ise ona annesinin eski bir arkadaşının oğlu olan Roger eşlik edecektir.Amy onu yıllardır görmemiştir ve doğru düzgün tanımadığı bir çocukla onca yolu katetme fikri ona hiç de cazip gelmemektedir.Ama işler hiç de Amy'nin düşündüğü gibi gitmez.Çok geçmeden yolculukları alabildiğinde renkli,heyecanlı ve sürprizlerle dolu bir hal alır.
Fikrimce çıtır bir romantik yol hikayesi..
(Yolculuk  hikayelerini seviyorsanız bu türde sevdiğim iki kitap olan
Bir Artı Bir ve Kağıttan Kentler'i okumanızı öneririm.)
kitabın adı:Ölmek İçin On Üç Sebep
yazarı:Jay Asher
sayfa sayısı:302
yayınevi:Artemis
goodreads puanı:4.05
Yıllardır ismini duyup,okumak isteyip de bir türlü imkan bulamadığım kitaptı Ölmek için On Üç Sebep.Kitapla alakalı şimdiye kadar hiç kötü bir yorumuna denk gelmedim.Oldukça ilginç konulu, kapağında da yazdığı gibi' ağır ve merasim'' kitabı okuyacağım sanırım..Arka kapağındaki tanıtımı da ekleyip kitap hakkında başka bahsedecek bir şey bulamayıp susuyorum:))
Hannah Baker ölmeden önce birkaç kaset doldurmuştu.İntiharının nedeni olarak gördüğü kişilerin adları bu kasette gizliydi.
Clay Jensen,Hannah'ın doldurduğu kasetlerle ilgili hiçbir şeye karışmak istemiyordu.Hannah ölmüştü.sırları da onunla birlikte gömülmeliydi.
ancak Hannah'ın sesi,Clay'e kasetlerde onunda adının geçtiğini söyledi.Clay gece boyunca kasetleri dinledi.
..Öğrendiği şey,hayatını sonsuza kadar değiştirecekti.
Bu aralar okuyacaklarım bu kadar..
Siz neler okuyorsunuz?
Mutlu kalın efenim..









6 Kasım 2016 Pazar

Ben Bugünlerde#15

 Merhabalar,uzun bir aradan sonra yine geldim.Bu ara olabildiğine uzun oldu sanki,en azından buranın kıymetini hatırlamaya yetecek kadar.Bu aralar çoğu şeyin kıymetini yeniden sorguluyorum..Para,arkadaşlık,dost,kahve,sarılma,kokular,günbatımı... Hangileri sahiden önemli acaba,hangileri için üzülmeye değer?..
Bu yazıyla blogtaki tozlar havalansın diyerek bir giriş yapayım ..

4.kitabımı elime alıp onu da yarım bıraktıktan sonra sonunda bir kitabı bitirebildim.Bu kadar kıymetli bir kitap olacağını tahmin etmeden başladığım ama sayfalar geçtikçe içindeki cümlelere,kurguya-ki tamamına-,yapılan tespitlere bayıldığım bir yapıt oldu Her Şey..Yazarın dili fikrimce John Greenle Rainbow  Rowell arası.Yani iki müthiş yazarın karışımı nasıl olur orasını  siz düşünün:)
 Konusundan kısacık bahsedecek olursam-zira tüm heyecanını kaçırmak istemem-:
Bir genç kız.18 senedir dışarıya adım atmamış,ta ki Olly hayatına girene kadar.Oldukça gerçekçi mesajlarla dolu birkaç aydan sonra yapılan birkaç çılgınlığın bedeli..
  Hayat aslında ufak tefek çılgınlıklardan oluşmuyor mu?Aslında en basit gibi görünen kararlar bile hayatımızda değişiklik meydana getirecek belli başlı olayların başı yada sonu değil mi?
Bu kitap okunmaya değer.
***
-Şimdiye kadar sahip olduğun tek arkadaşı da bir parça gönül yarası yüzünden kaybetmeyi gerçekten istiyor musun?
İçinde gönül yarası hikayeleri geçen bir sürü kitap okudum.Hiçbirinde 'bir parça' diye bir tanım görmedim.İç parçalayan,evet.Bir parça,hayır.
*
Gülümsememeye çalışmak sadece daha çok gülümsemenize yol açıyor.

Oruç Aruobo'nın kitaplarından birini daha önce okumamıştım ve bu kadar yalın bir gerçeklikle yazdığını bilmiyordum.De ki işte yazarın,pasajlar şeklinde (felsefi demenin bazılarına korkutucu geleceğini düşündüğümden) sade ama bir o kadar da etkili düşüncelerini anlattığı bir kitap.Fikrimce herkes kitapta kendine ait en azından birkaç cümle bulur.Yaşadığımız ama anlamlandırmakta zorlandığımız düşünceleri doğal bir dille öyle anlatmış ki Oruç Aruoba, her paragraftan sonra uzun uzun düşünmek istiyor insan.Velhasıl,bir oturuşta bitirmelik değil de,herhangi bir zaman herhangi bir sayfasını açıp okumalık sonra da bol bol düşünmelik bir kitap.Herkesin başucunda olmayı fazlasıyla hak ediyor nacizane fikrimce..

***
Yaşamında,şunları da yaşayabileceksin:-
1)Birisini,ona söyleyecek bir şey bulamadığın için,aramak...
2)Birisini,onu artık görmeyeceğini söylemek için,beklemek...
3)Birisini,onu görmemeye dayanamadığın için,terk etmek...
Neler yaşamayacaksın ki!...
Dersler son sürat devam ediyor,her ne kadar ben yeni sayılabilecek bir zamanda çalışmaya başlamış olsam da..Alttan kalan derslerimle bu yılın programı oldukça ağır geldi.Bu sene ne yapıp edip seneye ders bırakmamaya çalışacağım,zira yazın kavurucu sıcağında ders çalışmaya çalışmak tam bir zulüm...
-Dağınık çalışmayı sevdiğimi söylemiş miydim:)-

Bugünlerde bol bol liste oluşturup hepsinde kaplumbağa misali ağır ama emin adımlarla ilerlediğimi de eklemek isterim.Okunacak ve alınacak kitaplar listesi,izlenecek filmler,belgeseller,diziler,animasyonlar listesi,yapılacak tonla ,üst üste birikmiş şeyler listesi...
Bir işin başına geçmek hiç bu kadar zor olmamıştı,Yani bu kararsızlık dönemleri insanın başını daha da çok ağrıtmıyor mu sizce de?Bir de sonbaharın etkisi çok büyük bende.Mevsim değişikliği dendi mi yok oluyorum.Birkaç günden biraz daha fazla mevsime adapte olmakla geçirdikten sonra 'oh be!alıştım!' derken ve mevsimle kaynaşmaya ,birbirimize uzaktan da olsa gülümsemeye başlamışken diğer mevsim bu güzelim merhaba-merhaba ilişkimizin arasına girmek istiyor.Zoraki yada değil ,herhangi bir şekilde onun gelişini kabul ettikten sonra bir de onunla uzaktan uzağa bakışıyoruz bir süre.Dediğim gibi mevsim değişikliği dendiğinde ben yok oluyorum.Kendimi koltuktan kazımak için oldukça uğraşmam gerekiyor.
Artık kış da geldiğine göre ben  bir süre de kışla ahbap olmaya çalıştıktan sonra umarım üzerimdeki şu ''şunu mu yapsam?Ay yok şunu yapayım.aman en iyisi oturayım ben'' kararsızlığından kurtulurum.
Ben gibi mevsimlerle bu garip ilişki içinde olanlar korkmayın,yalnız değilsiniz.

Bu manzaranın size ulaşma öyküsünü de buraya sıkıştırayım-tabiki de anlatacağım, onca emeğe,alın terine ve kahıra değsin :)-
Final dönemi deli divane ev aradıktan sonra -çünkü final dönemi yapacak daha iyi bir işim yoktu(!)- ennn sonunda kendime göre ufacık tefecik ama harika  Ankara manzarasına sahip,bütünnn odaları güneş alan-buraya dikkatinizi çekmek isterim: bütüüün odaları- bir tane bulabildim.2-3 ay taşınmakla cebelleştikten sonra sizlere bu yazımı büütüüün odaları güneş alan fakirhanemden yazıyorum..Güneş doğuyor,batıyor,her hali mükemmel her anı unutulmamak için  direnmelik bu görüntüler burada yaşamak için değer.
Ama efenim bu taşınma denen illet insana yeter ulen nidaları arasında her şeyi anneye yıkmak için harika bir durum değil mi?Yani tebdili mekanda ferahlık vardır tamam da işe yarayacaklar ve yaramayacakları benim yerime başkası ayıklasa , olmuyor mu?
12 Kızgın Adam ,Sidney Lumet'ın yönettiği 1957 yapım bir dram filmi.Konusundan yada etkilerinden bahsetmeden önce filme çok önyargıyla yaklaştığımı söylemem gerekir.İzlemeye çalışan ve dayanamayıp bırakan o kadar çok arkadaşım vardı ki..Bunun nedeni bir buçuk saat boyunca filmin bir odada geçmesiydi.Ve şimdiki düşünceme göre; bu film, tüm önyargıları bir bir yıkarak filmin bir odada geçmesinin sürükleyicilikle bir alakasının olmadığını gösteriyor.
Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak:
Amerika'da 1.derece cinayetle -babasını öldürmekle-suçlanan bir çocuğun jüri üyeleri tarafından suçlu yada suçsuz bulunması üzerine bir tartışma yaşamalarını anlatıyor.Tüm kanıtlar çocuğun aleyhine görünse ve çocuk geçmişinde çeşitli suçlara bulaşmış olsa da bu 12 insanın kah  birbirlerine bağırarak kah birbirlerini destekleyerek ortak bir yol bulmaya çalışmalarını göz dolduran bir gerçekçilikle önümüze getiriyor.
Bir tiyatro metninden uyarlanan filmde belli başlı hepimizi ilgilendiren konulara da o kadar göz yormadan değinilmiş ki..
Örneğin,açık oy ve gizli oyun insanlar üzerindeki etkisi,kamu avukatlarının davaya verdikleri önem,insanların kişisel meselelerinin dünya görüşlerini ve düşüncelerini şekillendirmesi..
Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği,gerçekliğinden içip perdeye uyarlanan bir yapımdı.İzlemeyenlerin mutlaka izlemelerini tavsiye ediyorum.harikalığına sizde şaşıracaksınız.
***
*Ne zaman önyargılarınızı kullansanız gerçeği göz ardı edersiniz.
*Bir çocuğu elektrikli sandalyeye göndereceklerin ifadeleri kesin olmalı.
Gelen kış günlerine özel bir kurabiye tarifi paylaşıp,tarçın sevenlerin bayılacağı bir tarif olacağını garanti ediyorum.-Tarifi internetten bulduğumu hatırlamama rağmen siteyi hatırlamadığımı da eklemeliyim.-
malzemeler:
yarım su bardağından biraz fazla pudra şekeri
1 paket margarin
2,5 su bardağından biraz fazla un
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı tarçın
üzeri için:
pudra şekeri 
tarçın
*
Oda sıcaklığında yumuşamış margarin,un,pudra şekeri ve vanilya yoğrulur.Ele yapışmayacak kıvama geldikten sonra tarçın eklenir,biraz da yoğrulur,şekil verilir.
160-180 derece fırında hafif pembeleşene kadar pişirilir.
Soğumadan tarçın ve pudra şekeri karışımına bulanırlar.
afiyet olsun:)
Bu aralar çok dinlediğim şarkıyı ve bu güzelim şiiri de buraya bırakıp hepinize huzurlu zamanlar diliyorum,mutlu kalın:)
*
''Kim bir şairi kırsa 
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan...''



7 Ağustos 2016 Pazar

''Hasretle nasıl başa çıkar ağaçlar?''

Uzun zamandır yazmadığımdan olsa gerek şimdi bir şeylere başlamanın zor olmasıyla,her şeyi bir çırpıda anlatmak arasında sıkışıp kalmış gibi hissediyorum.Zor bir zamandan geçiyorum,gerçi hangimiz hayatın artık eskisi gibi huzurlu sürdüğünü söyleyebilir?Ne diyebilirim ki,zor zamanlardan geçiyoruz.Yapı olarak güçlü bir insan sayılmam,en azından gerektiği kadar güçlü değilim sanırım.Güçlü olmanın ölçütü var mı?Bir insan her gün ağlayarak uyumamak için ne kadar güçlü olmalı?.. Kimseyi anlatamadığınız şeyler olmuştur,ne kadar çabalarsanız çabalayın anlaşılamayacağınız hissini en azından bir kere yaşamışsınızdır. Şimdilerde dünyaya acımı anlatamıyorum.20 yaşında bu denli acıyla baş etmek doğru gelmiyor.Buna hazır değilim,diye bağırmak istiyorum.Sadece basit dert örgülerinin arasında kaybolmalıyım.En büyük derdim geçemediğim ve seneye kalan derslerim olmalı yada bir arkadaşımla aramda oluşan anlamsız soğukluk. Ben buna hazır değilim,hazır olmak istemiyorum,hiçbir zaman hazır olmak istemedim.
Birini özlemenin bir sınırı olduğunu düşünürdüm, içiniz biraz yanar,gözleriniz dolar,ya da en fazla burnunuzun direği sızlardı. Birinin özlemenin nirvanası bu kadardı işte bende.Bir insan en fazla bir burun direği sızlaması kadar özlenebilirdi. Her gün uyanmak istemeyecek kadar kimse özlenemez yada yeniden yeniden yeniden uyumaya çalışmak kadar.Hiçbir şey birinin ''özledim'' demesinin kıymetini ancak ondan koparıldığında anlamak kadar acı verici olmuyor.Hiçbir şey bir limonlu sodada dahi onun ezberlediğiniz yüzünü sağ tarafınıza baktığınızda göremeyecek olmak kadar koymuyor. Hiçbir şey acınızı hafifletmiyor,kimse derdinize derman olmuyor,yaşamanız sadece nefes alıp vermekten ibaret olduğu raddede gülmekten vazgeçiyorsunuz. Boğazınızdaki koca yumru,kalbinizin hiç acımadığı kadar yandığı bir anda gülmek istemiyorsunuz.Gülmeye çalışmaktan çoktan vazgeçtim...O yanımda değilken bir şeylere gülmek hayatı kandırmaya çalışmak gibi geliyor.
Günleri sayıyorum,şükürler olsun bir gün daha bitti, diye yatağa gömülecek kadar canım yanıyor.Şükürler olsun,en azından bir gün eksildi.Nefes al ve nefesini ver..Bir nefeste özledim derken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamak...
Ağlarken  bağrına vuranları görmüşsünüzdür mutlaka,o hareketi hiçbir zaman anlamlandıramadım.Bir insan neden göğüs kafesine ardı ardına vurur ki? Bunu ancak yumruğunuz bağrınıza gittiğinde anlıyorsunuz.
Kalbiniz o kadar çok acıyor ki,oraya sıkışıp kalmış nefesinizi kurtarmak için vuruyorsunuz yumruğunuzu.Acıyı bir an için unutmak umuduyla. Yumruğunuz kontrolünüzden çıkıyor.
Nefes al ve nefesini ver..Acıyla nasıl başa çıkılır?Güçlü olmanın ölçütü var mı?Hala uyanabildiğim için güçlü sayılabilir miyim?Keşke bilim kurgular gerçek olsa.Ne bileyim bir uzay istilası yaşasak yada bir ufo beni alıp götürse bu dünyadan.İnsan acıyı terk edebilir mi çok isterse?Ya hasret..Ne zaman sonlanacağını bilmeden birini özlemek ne zaman sona erer? Alışmayı bırakın,gelen her gün daha da ağırlaştırıyor beni,alışacaksın lafını duymak istemiyorum,alışmak istemiyorum.Yokluğuna alışmak istemiyorum,onsuz bir günümün daha geçmesini istemiyorum,yokluğuyla başa çıkmak istemiyorum.Her an, her yer, her şey, her yüz onu hatırlatırken,nerede ne tepki vereceğini bilerek bir anda kendi kendime gülmek istemiyorum.Bir şeyler anlatmak için gülerek yanıma döndüğünde koca bir boşlukla karşılaşmak istemiyorum.Onu sevdiğimi daha sık söylemediğim için bu kadar üzülmek istemiyorum.Onu sevdiğimi ona söylemek istiyorum,fotoğrafına değil.Onu özlediğimi ama artık gelmesi gerektiğini,benden bir şey kalmadığını..
Fotoğrafımıza ne kadar dikkatli bakarsam o mutlu zamana dönebilecekmişim gibi hissediyorum,koca bir kabus yaşanan ve ben ona sarılarak uyanacağım.Çok korkunçtu,diyeceğim.Çok korktum.Ömrümde bu kadar korkmamıştım.
Başımı iki yana sallayacağım her şeyi silmek istercesine,sonra o gülecek halime,ben de güleceğim onun gülüşünü duyunca.Utanacağım, o yanaklarımın kızarmasıyla dalga geçecek.Yanımda olacak,yanımdan ayrılabileceği ihtimali bile aklıma gelmeyecek.Onu sevdiğimin bu denli ayırdında olmayacağım,nefes almak kadar normal gelecek,acıkmak kadar.
Çok korkunçtu diyeceğim,Allahım ne korkunçtu..
Bu yazıyı yazmamış olmayı dileyerek yazdığımı bilin.Hiç yazmamış olmayı dilerdim,bunu hissetmemiş olmayı..Sadece size yanınızdakilerin kıymetini bilin demek için yazacaktım aslında,bu kadar uzatmadan, affola.
Yanınızdakilerin kıymetini bilin,gülüşlerinizin,kahkahalarınızın,kavgalarınızın,kavga ederken diğer günün planını yapmanın..Her anın sizin muhteşem ve biricik hikayenizin bir parçası olduğunu bilin.Şükredin.Yaşadığınıza,nefes alıp vermekten bahsetmiyorum,gerçekten yaşadığınıza.Her gününüze,hayatınızın her salisesine.Sevdiklerinizin kıymetini bilin,sevmek fark edilmiyor yaşarken,ama sizden ricam, durun ve sevdiklerinize 'seviyorum seni' deyin.İnanın bana,fazladan bir kere daha söylemediğiniz için  pişman olup uyuyamamaktansa, onun gülüşünü bir kere daha görmek dünyalara bedel. Seviyorum seni..Çok zor değil,sadece sevdiklerinizin farkında olun,onları sevdiğinizi fark edin.Orada,hayatınızda olduklarını,sizi siz yaptıklarını,her şeyin onlarla güzel olduğunu.
Fark edin.Sevgiyi..Seviyorum sizi...
Mutlu kalın..




1 Nisan 2016 Cuma

Ben Bugünlerde#14

Merhabalar efendim ben geldim:)
Bahar dönemi çok hızlı geçtiğinden midir nedir yazmaya ancak zaman bulabildim,daha doğrusu kendimi mutlu hissedene kadar beklemek istedim,malum bugünlerde ülkemizde mutlu olmak çok güç..
Hem -maalesef ki-çalışmak zorunda kaldığım onca ders yüzünden hem de çok güzel güneş aldığı için günlerimin çoğunluğu bir masa başında geçiyor.Bu postta da istedim ki sizlerle o masanın nasıl şekilden şekile girip girip toparlandığını,bir şeyle uğraşırken kendimi nasıl kaptırdığımı paylaşayım hem de son zamanlarda okuduğum kitaplardan,izlediğim dizi-filmlerden biraz önerilerde bulunayım:)
''Bir insan dergi okurken ne kadar dağıtabilir ki ortalığı'' demeyin,yazıdan post-it almak için başımı kaldırıp da etrafa bakındığımda vaziyet buydu.:D
Tabiki kendimden utanıp hemen şöyle bir topladım fotoğrafı çektikten sonra:))
Ders çalışırken kendimden geçiyorum sanırım yoksa bu dağınıklıkta dikkatimi toplamanın imkanı yok-ki dağınık odada bile ders çalışamayan bir insanım normalde:D- biri hocama gidip ne kadaaaar aşkla şevkle çalıştığımı anlatabilir mi,zira dersinden geçmem için çok yüksek bir not almam şart da:D
Bu kitapla çektiğim fotoğraflardan bir albüm oluşturabilirim zira kitap 1200 sayfalık bir ders kitabı ve bitmek bilmiyor arkadaşım, bitmek bil-mi-yorrr!! Hocamız da- iki gözüm -işledikçe işliyor,haftada 200 sayfa civarı yeni konu ekleniyor üzerine.
Dualarınızdan biraz da bana ayırırsanız çok müteşekkir olurum efenim:))
Masa-çalışma dedik içim sıkıldı.yazmadığım süre boyunca bol bol kitap okudum ,film izledim kendimce beğendiklerimden sizinle paylaşacaklarım var,diyeyim de neşelenelim azıcık:))
((Uzun bir liste olduğu için birkaçının sadece ismini vereceğim))

-Rosie Projesi
Yazarı:Graeme Sımsıon
Yayınevi:Pegasus
Sayfa sayısı:343
Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısı her şeyi özetlese de ben şunu eklemeden geçemeyeceğim,Bill Gates'in arkadaşlarına hediye ettiği bir kitaptan bahsediyoruz buradaaa!!:D 
...
''Dahi genetik profesörü Dan.Onun daha önce hiç kız arkadaşı olmamıştır.-Adamın 3 arkadaşı vardı ne sevgilisinden bahsediyoruz:D-
Bu yüzden sayısal verilere güvenen bir bilim insanı olarak kendisine en uygun kişiyi bulmak için kriterler belirleyip Eş Projesini geliştirmiştir.
On altı sayfalık testteki kriterlere bakılacak olursa bu kişinin bir barmen,sigara ve alkol tiryakisi,dağınık ve hiçbir buluşmaya vaktinde gelmeyen bir kadın olması imkansızdır.
Ve Rosie..Yukarıda sayılan eleme kriterlerinin hepsi onda mevcuttur.''
...
Olay örgüsü hem  komik hem de o kadar güzel tasarlanmıştı ki hikayenin içinde kendinizi kaybetmeniz işten bile değil.Aşkı izlediği filmlerle anlamaya çalışan bir adam ve karşısında biyolojik babasını bulmak için her şeyi göze almış bir kadın.
Okumayanlara kesinlikle tavsiye ederim!:)
-Satranç
Yazarı:Stefan Zweig
Yayınevi:Can 
Sayfa sayısı:70
Bu kitaptan nasıl bahsetmeli şimdi?... 70 sayfalık bir uzun öykü olduğuyla başlayıp şöyle devam edeyim en iyisi: 70 sayfada beni bu kadar saran ve etkileyen bir hikaye okumamıştım sanırım.
Yazarın akıcı ve yıllara meydan okuyan anlatımı,satrancın çocukluğumu hatırlatması..
Daha da ilginci yazarınbu kitabı yazdıktan sonra 1942'de Brezilya'da karısıyla beraber intihar etmesi..
Arka kapağında da dediği gibi 'sanki kitapla bir veda mektubu bırakmış arkasında..' Kitabın içeriğinde de yazarın yaşadığı buhranı -belki de gerçeklerle yüzleşmesini- buluyorsunuz.
Konusundan bahsedersek:
Dr.B'nin delirmemek için okumaya başladığı bir satranç kitabıyla bir anda tüm hayatının değişmesini ve neticesinde beyin hummasına yakalanmasını anlatıyor kitap.
Aslında, satranç Dr.B'nin hayatını kurtarmakla beraber, onu belki de bir daha asla oynamaması gereken bir oyunda dahi haline getirmiştir.Hikayesini onun ağzından okumaksa ancak bu kadar etkileyebilirdi...
1 saat gibi kısa bir zamanda,belki bir yolculukta yada birini beklerken dahi bitirebileceğiniz bir kitap ve zamanı bu kitaba ayırmaya kesinlikle değer.

Diğer kitapların sadece ismini vereyim ve hepsinin birbirinden güzel olduğunu söyleyeyim,herhangi birini alsanız pişman olmazsınız fikrimce:)
-Cadı Avcısı
-Bir Artı Bir
-Benim Uzak Yıldızım
-Frida Kahlo Aşk ve Acı

O kadar çok film izledim ki hangisini anlatayım bilemedim:D


-Kocan Kadar Konuş Diriliş
şu filmin ismini duyduğum anda bile tekrar izlemek istiyorum :D Türk yapımlarının romantik komedi kategorisinde birincilik için yarışır fikrimce..
Hem güzel replikleri-kitaptan uyarlanmasının faydası su götürmez bir gerçek-

hem de iki tatlı oyuncunun başrolleri paylaşması sayesinde-Murat Yıldırım/Ezgi Mola-
tadından  yenmeyecek iki saat geçirtti bana.

Kocan Kadar Konuş filminin ikinci kısmını yani Efsunla -ki kendisi kitaptan karakterle konuşup evlenme delisi ailesine söz geçirmeye çalışmayı çoktan bırakmış hanım hanımcık kızımızdır.-onun lise aşkı Sinan'ın-ki belalı bir babannesi var:D- evlenmeye çalışmalarını anlatıyor.Çalışmalarını diyorum çünkü işler hiç de tahmin ettikleri gibi gelişmiyor:D İzleyin,gülün,çıtır bir film:))-Yönetmeni Kıvanç Baruönü aynı zamanda Patron Mutlu Son İstiyor'un da yönetmeni.Bu adamın filmleri izlenir der susarım:D-
Room-Gizli Dünya
Dram ve gerilim filmleri kategorisinde dehşet ve şaşkınlıkla izlediğim, ağlamamak için direndiğim en iyi 
  yapımlardandı.
Başroldeki Brie Lerson, Oscar en iyi kadın oyuncu ödülünü sonuna kadar hak ederek aldı diyorum ve konusuna geçiyorum.
Jack ve annesi küçük,penceresi tavana bakan bir odada yaşamaktadırlar.Mutfakları,yatakları,küvetleri,televizyonları aynı odanın içindedir.En garibi ve korkuncu da Jack'in tüm dünyayı bu odadan ibaret zannetmesidir.
Film aslında annesinin ona gerçekleri söylediği ve kaçış planı hazırladıkları zaman başlar.
Bir çocuk gerçek dünyayı beş yaşında keşfetmeye başlarsa neler olur?..
...
Jack dünyayı kendince öyle güzel tasvir ediyor ki , gözlerim dolu dolu gülümserken buldum kendimi..
Aslında çok şanslıyız,başımızın üstünde bir gökyüzü ve koşabildiğimiz,yürüyebildiğimiz,nefes alabildiğimiz metrekarelerce alanımız var... 
Bu film attığım bana her adıma,içime çektiğim her temiz havaya şükretmeyi öğretti.Zira ben de ''bir oda''nın içine mahkum olabilirdim..
İzleyin,hiç değilse elimizdekilerin kıymetini yeniden anlayabilmek adına bir şans verin..
***
Birkaç tane de film önereyim bunlar dışında:
-Solace
-Spotlight
-Şahane Hayat
-Aşka Özgürlük

*Eğer ismini paylaştığım kitap yada filmlerden  konusunu/içeriğini merak ettiğiniz olursa sorabilirsiniz,elimden geldiğince sorularınızı cevaplamaya çalışırım:)
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın.. :)









27 Şubat 2016 Cumartesi

Bir Köşede Dursun

 İlkbahar döneminin ilk haftası…Çalışma masamın olduğu bu cam kenarını,şu caddeyi,hızlı akan trafiği,koşuşturan insanları o denli özlüyorum ki elimde valiz durup gülümsüyorum ayak bastığım anda kaldırıma, metro çıkışında.
Hoşgeldim..
Zor bir haftaydı,ne yalan söyleyeyim şimdi..Uyku tutmadı pek bugünlerde,uyanıp durdum iki saate bir..İçimde bir huzursuzluk, yakamı bırakmayacak gibi yapışan.Nereye gitsem,kimle konuşsam geçmeyecekti sanki..
Derslere gittim sessiz sakin,tatil nasıldı muhabbetlerinden bolca nasiplendim.Belki de ilk defa merak ettiğim için hocanın anlattıklarını dinledim,en çok  dönemlik seçmeli dersimi sevdim.Ceza dersini çok sevmeme rağmen ektim onu,öğlene kadar tembellik ettim..
Sonra Kızılay'a yürüdüm dün güneşi görünce,Canşenliğimle telefonda konuşarak..Biz yürürdük Kızılay'a,yaz ve kış..soğuk ve sıcak…Kahvenin hatırının kırk yıla sığdırmanın mantıksızlığını bana öğreten dostumla.Şimdilerde ,onsuz  boş geliyor buralar biraz..Kahkahası kesilmiş gibi koca şehrin.Dost gidince güneş bile aynı parlamıyor sanırım..Ondandır belki bu denli eksik hissetmem..
Bir de havalardan, dedim kendimi kötü hissedince.Hep havalardan.yağmur yağıyor bir anda, güneş yüzümüze gülerken. Ya da bulutlu başlayan günün yarısında güneş çıkıyor köşeden. Havalardandır bu ruh halim ,deyip geçmek en kolayı geldiğinden biraz da sığınıyorum bu fikre.Havalardan hep havalardan..
 Umudumu taze tutmaya çalışıyorum çoğunlukla..Bugüne, yarına ve mutluluğa dair.Kendimi kötü hissettiğimde açıp iki üç karikatür okuyup güldüm kahkaha atarak..Kitap okudum,sahi geldiğimden beri ancak bir tanesini bitirebildim getirdiğim kitaplardan,bahsedildiği kadar sarmadı beni,okumak için okumuş oldum biraz.
Zor bir haftaydı söylemiştim değil mi?..Söylemiştim sahi…Her şeye rağmen çevremde o denli güzel insanlar var ki,kötü hislerimi uzaklaştıran,başımın üzerindeki bulutları dağıtan ve konuşmadan anlaşabildiğim..Çokça 'iyi ki' biriktirdiğim..Güzel insanlar güzel anılar kazandım bu şehirde..
Öyle işte..
Zihnim karışık olunca oradan oraya atladığım bir yazı oldu,olsun varsın..Bu da böyle dursun köşede..
Zor bir haftaydı,olsun varsın..

Yazarak kelimelere dökmek,konuşarak anlatmaktan daha iyi hissettirdiğinden yazmış oldum,olsun varsın..