19 Kasım 2016 Cumartesi

Kitap Alışverişi

   Merhabalar efenim,ben geldim:)

Kitap alışverişlerini paylaşmayı o kadar çok özledim ki hazır kargom da elime ulaşmışken bu ay içinde aldığım kitapları size de göstereyim dedim.Şimdiden iyi okumalar dilerim..
kitabın adı:Geceyarısı Leydisi
yazarı:Cassandra Clare
sayfa sayısı:820
yayınevi:Artemis-ciltli
goodreads puanı:4.50

Öncelikle şunu söylemeliyim ;bu kitabı almayı o kadar uzun zamandır istiyordum ki ,durmadan kitabın resmine bakıp duruyordum.Sonunda kavuştuk:)
Cassandra Clare yeni bir seriye başlamış,Ölümcül Oyuncaklar-ki seriye ölüp bitmiştim-ve Cehennem Makineleri-okuduğum en iyi  kurgulardandı- serilerinin bendeki yeri ayrı.Bir kere kadın mükemmel yazıyor,kalemi çok akıcı ve olaylara 'aa bu olay şu kitapta da vardı,yine mi?!!' deme şansınız yok,kendine münhasır bir hayal dünyası var yazarımızın.Ne yazsa okurum,bir an tereddüt etmem. Hayranlığımı kelimelerle ancak bu kadar ifade edebildikten sonra kitaptan biraz bahsedeyim.
Söylemem gereken ilk şey bir seri kitabı olduğu..Üçlemenin ilk kitabı olarak karşımıza çıksa da eğer bitmemiş serileri okumaktan hoşlanmıyorsanız elinize almayın bence,ben tamamen kendime engel olamadığım için almış bulundum:)Arka kapağından anladığıma göre Ölümcül Oyuncaklar serisinde olduğumuz gibi yine Gölge Avcılarıyla karşı karşıyayız.Yalnız bu sefer Los Angeles'ta geçiyor olaylar.
İntikamını almak için harekete geçen Emma'nın maceralarını okuyacağız,ne diyeyim şu soğuk günlere ilaç gibi geldi:)
kitabın adı:Winter
yazarı:Marissa Meyer
sayfa sayısı:800
yayınevi:Artemis
goodreads puanı:4.50
Ay Günlükleri serisinin 4. ve son kitabı olan Winter sanırım ben gibi seriye vurgun olanları oldukça tatmin edecek zira serinin hiçbir kitabı bu denli kalın değildi:)
Kitaptan değil de seriden kısacık bahsedeyim,çocukluğumdan beri masallara bayılıyorum ki bu masalların modern versiyon uyarlamaları yada filme-diziye uyarlanmaları beni benden alıyor.Bu seri benim için çok anlamlı ;çünkü Marissa Meyer kimsenin yapmadığını yapıp 4 büyük masal kahramanımızı geleceğe taşımış.Okuduğum en güzel serilerde başı çeken bu seri,o kadar muazzam yazılmış ki hiçbir kitabında sıkılmadım-benim için  çok nadir bir durumdur bu,illaki serinin bir kitabı diğerlerinden daha durağan gelir- 
Cinder,Scarlet,Cress ve Winter çocukluğumuzun o tatlı prensesleriyle bizi tekrar buluşturuyor.
Seriyi toplu olarak başka bir postta anlatmak istiyorum ,mutlaka ama mutlaka okuyun,ben pişman olanı görmedim:)
kitabın adı:Golem ve Cin
yazarı:Helene Wecker
sayfa sayısı:638
yayınevi:Doğan kitap
goodreads puanı:4.09
Bu kitap sanırım alışverişimin en ilginç kitabı..Aslında çoğunuzun tanıdığını tahmin ettiğim hem blogger hem de youtuber olan Eren sayesinde bu kitabı aldım,o kadar beğenmiş ki insanın merak etmeme gibi bir olasılığı yok.Ayrıca konusu da bir hayli dikkat çekici bir masal:)
Arka kapağındaki yazı oldukça özetlemiş sanırım:
Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından,yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem..Ve bin yıllık esaretinden uyanan bir cin..Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında newyorkta kesişir.Farklı olmaktır onların kaderi..Hikayeleri herkes gibidir aslında,kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi..Ve tehlike onlar için sadece bir adım ötededir hep..
Yorumlardan ve arka kapağından anladığım kadarıyla büyülü bir aşk masalı..
Şunu da eklemek gerekirse eğer sizin de listenizdeyse bu kitap,almak için tam zamanı, şu an kitapyurdunda 9.90 tl.
kitabın adı:Tatlı Rüyalar
yazarı:Alper Canıgüz
sayfa sayısı:186
yayınevi:İletişim
goodreads puanı:3.91
Kitabı yine severek takip ettiğim Kronik Okur 'un tavsiyesiyle aldım.O, zaten Alper Canıgüz'ü çok seviyor ve bir videosunda başlangıç kitabı olarak bu kitabın oldukça iyi olduğunu söylemişti yanılmıyorsam.
Eğer absürd komedi seviyorsanız -Murat Menteş(Dublörün Dilemması),Emrah Serbes-bu kitabı da seversiniz diye düşünüyorum,zaten arka kapağındaki tanıtım da beni destekler cinste:
Hikayemiz,bir pazar sabahı gazetesini okumakta olan Hector Barlioz'un -ki kendisi Türkiye'de yaşayan bir Fransız Türk'üdür-şu ilanı görmesiyle başlar:
25 yaşında,iyi eğitimli,iki yabancı dil bilen sağlıklı genç,geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor.
Hector Berlioz aradığı adamı bulmuştur!
Umarım bu kitap,Dublörün Dilemması gibi beni kendine hayran bırakır,çok büyük umutlarla aldım^^
kitabın adı:Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
yazarı:Stefan Zweig
sayfa sayısı:62
yayınevi:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
-Klasik kitaplarda herhangi bir puanlama yazmayacağım,zira kült haline gelmiş yazınlar bunlar,hepsi okunmalı fikrimce.-
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabı uzun ve karşılıksız  aşkı anlatan bir mektuptan oluşuyor.
Kitabı almamda ana etken kesinlikle Stefan Zweig'ın kalemine hayran olmam.Her şeyi o kadar derli toplu,yalın yazıyor ki. Yazarı çok sevmem ise , tutkuyla yazdığını  kelimelerinden ,olayların yansıtılış biçiminden anlamanız.Cümlelerden tüm metne çok samimi davranıyor yazar..Bu kadar nadide bir insanla tanışamayacak olmak ne acı..
Başlangıç olarak en ünlü kitabı Satranç'ı okumanızı öneririm,büyük bir deha olduğunda hem fikir olacağımıza eminim.
kitabın adı:İçimdeki Müzik
yazarı:Sharon M.Draper
sayfa sayısı:263
yayınevi:Genç Timaş
goodreads puanı:4.36
Şimdi efenim kitabın kapağında 48 ödül aldığı ,bunun hemen altında ise New York Times Bestseller olduğu yazıyorsa bu kitabı okumayalım da ne yapalım,değil mi?:)
Hepsini geçtim alıntı olarak öyle bir şey yazmışlar ki, kitabı şimdiden sevmemi sağladılar:
''Şimdiye kadar tek kelime konuşmadım.neredeyse on bir yaşındayım''
Okumak için sabırsızlanıyorum.
Çocukların ağzından anlatılan kitaplar o kadar duygusal ve saf oluyor ki okurken insanın içi sıcacık oluyor,dünyadaki masumluğa olan inancı tazeliyor.
O zamanlardaki masumluğumuzu üzerinden yıllar geçtikten sonra fark etmek çok acı değil mi?
(Çocukların ağzından anlatılan birkaç kitap yazıp hepsini ayrı ayrı sevdiğimi ve çoğunda ağladığımı da eklemeliyim.
-Şeker Portakalı,Küçük Prens,Sol Ayağım,Hayalet Kalp,Çocuk Kalbi..)
kitabın adı:Amy ve Roger'ın Efsanevi Yolculuğu
yazarı:Morgan Matson
sayfa sayısı:470
yayınevi:Ephesus-ciltli
goodreads puanı:4.05
Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere bir yolculuk kitabı okuyacağız.Kitabı elime alana kadar böylesine ince düşünülmüş bir yazın olduğunun farkında değildim.Kitabın içinde çalma listeleri,karakterlerin tuttukları notlar vs. var ve sanki yolculuk eden sizsiniz gibi hissettiriyor.Bu fikri çok sevdim,çok güzel düşünülmüş..
Arka kapağındaki tanıtım ise şöyle:
Amy Curry'nin hayatı altüst olmuştur.
Çünkü Amy lise son sınıfa geçmek üzereyken,annesi yeni bir başlangıç yapmak adına California'dan Connecticut'a taşınmaya karar verir.Amy şimdi yuvası bildiği yerden ayrılıp ülkenin bir ucundan diğerine gitmek zorundadır.Çıkacağı bu yolculukta ise ona annesinin eski bir arkadaşının oğlu olan Roger eşlik edecektir.Amy onu yıllardır görmemiştir ve doğru düzgün tanımadığı bir çocukla onca yolu katetme fikri ona hiç de cazip gelmemektedir.Ama işler hiç de Amy'nin düşündüğü gibi gitmez.Çok geçmeden yolculukları alabildiğinde renkli,heyecanlı ve sürprizlerle dolu bir hal alır.
Fikrimce çıtır bir romantik yol hikayesi..
(Yolculuk  hikayelerini seviyorsanız bu türde sevdiğim iki kitap olan
Bir Artı Bir ve Kağıttan Kentler'i okumanızı öneririm.)
kitabın adı:Ölmek İçin On Üç Sebep
yazarı:Jay Asher
sayfa sayısı:302
yayınevi:Artemis
goodreads puanı:4.05
Yıllardır ismini duyup,okumak isteyip de bir türlü imkan bulamadığım kitaptı Ölmek için On Üç Sebep.Kitapla alakalı şimdiye kadar hiç kötü bir yorumuna denk gelmedim.Oldukça ilginç konulu, kapağında da yazdığı gibi' ağır ve merasim'' kitabı okuyacağım sanırım..Arka kapağındaki tanıtımı da ekleyip kitap hakkında başka bahsedecek bir şey bulamayıp susuyorum:))
Hannah Baker ölmeden önce birkaç kaset doldurmuştu.İntiharının nedeni olarak gördüğü kişilerin adları bu kasette gizliydi.
Clay Jensen,Hannah'ın doldurduğu kasetlerle ilgili hiçbir şeye karışmak istemiyordu.Hannah ölmüştü.sırları da onunla birlikte gömülmeliydi.
ancak Hannah'ın sesi,Clay'e kasetlerde onunda adının geçtiğini söyledi.Clay gece boyunca kasetleri dinledi.
..Öğrendiği şey,hayatını sonsuza kadar değiştirecekti.
Bu aralar okuyacaklarım bu kadar..
Siz neler okuyorsunuz?
Mutlu kalın efenim..









6 Kasım 2016 Pazar

Ben Bugünlerde#15

 Merhabalar,uzun bir aradan sonra yine geldim.Bu ara olabildiğine uzun oldu sanki,en azından buranın kıymetini hatırlamaya yetecek kadar.Bu aralar çoğu şeyin kıymetini yeniden sorguluyorum..Para,arkadaşlık,dost,kahve,sarılma,kokular,günbatımı... Hangileri sahiden önemli acaba,hangileri için üzülmeye değer?..
Bu yazıyla blogtaki tozlar havalansın diyerek bir giriş yapayım ..

4.kitabımı elime alıp onu da yarım bıraktıktan sonra sonunda bir kitabı bitirebildim.Bu kadar kıymetli bir kitap olacağını tahmin etmeden başladığım ama sayfalar geçtikçe içindeki cümlelere,kurguya-ki tamamına-,yapılan tespitlere bayıldığım bir yapıt oldu Her Şey..Yazarın dili fikrimce John Greenle Rainbow  Rowell arası.Yani iki müthiş yazarın karışımı nasıl olur orasını  siz düşünün:)
 Konusundan kısacık bahsedecek olursam-zira tüm heyecanını kaçırmak istemem-:
Bir genç kız.18 senedir dışarıya adım atmamış,ta ki Olly hayatına girene kadar.Oldukça gerçekçi mesajlarla dolu birkaç aydan sonra yapılan birkaç çılgınlığın bedeli..
  Hayat aslında ufak tefek çılgınlıklardan oluşmuyor mu?Aslında en basit gibi görünen kararlar bile hayatımızda değişiklik meydana getirecek belli başlı olayların başı yada sonu değil mi?
Bu kitap okunmaya değer.
***
-Şimdiye kadar sahip olduğun tek arkadaşı da bir parça gönül yarası yüzünden kaybetmeyi gerçekten istiyor musun?
İçinde gönül yarası hikayeleri geçen bir sürü kitap okudum.Hiçbirinde 'bir parça' diye bir tanım görmedim.İç parçalayan,evet.Bir parça,hayır.
*
Gülümsememeye çalışmak sadece daha çok gülümsemenize yol açıyor.

Oruç Aruobo'nın kitaplarından birini daha önce okumamıştım ve bu kadar yalın bir gerçeklikle yazdığını bilmiyordum.De ki işte yazarın,pasajlar şeklinde (felsefi demenin bazılarına korkutucu geleceğini düşündüğümden) sade ama bir o kadar da etkili düşüncelerini anlattığı bir kitap.Fikrimce herkes kitapta kendine ait en azından birkaç cümle bulur.Yaşadığımız ama anlamlandırmakta zorlandığımız düşünceleri doğal bir dille öyle anlatmış ki Oruç Aruoba, her paragraftan sonra uzun uzun düşünmek istiyor insan.Velhasıl,bir oturuşta bitirmelik değil de,herhangi bir zaman herhangi bir sayfasını açıp okumalık sonra da bol bol düşünmelik bir kitap.Herkesin başucunda olmayı fazlasıyla hak ediyor nacizane fikrimce..

***
Yaşamında,şunları da yaşayabileceksin:-
1)Birisini,ona söyleyecek bir şey bulamadığın için,aramak...
2)Birisini,onu artık görmeyeceğini söylemek için,beklemek...
3)Birisini,onu görmemeye dayanamadığın için,terk etmek...
Neler yaşamayacaksın ki!...
Dersler son sürat devam ediyor,her ne kadar ben yeni sayılabilecek bir zamanda çalışmaya başlamış olsam da..Alttan kalan derslerimle bu yılın programı oldukça ağır geldi.Bu sene ne yapıp edip seneye ders bırakmamaya çalışacağım,zira yazın kavurucu sıcağında ders çalışmaya çalışmak tam bir zulüm...
-Dağınık çalışmayı sevdiğimi söylemiş miydim:)-

Bugünlerde bol bol liste oluşturup hepsinde kaplumbağa misali ağır ama emin adımlarla ilerlediğimi de eklemek isterim.Okunacak ve alınacak kitaplar listesi,izlenecek filmler,belgeseller,diziler,animasyonlar listesi,yapılacak tonla ,üst üste birikmiş şeyler listesi...
Bir işin başına geçmek hiç bu kadar zor olmamıştı,Yani bu kararsızlık dönemleri insanın başını daha da çok ağrıtmıyor mu sizce de?Bir de sonbaharın etkisi çok büyük bende.Mevsim değişikliği dendi mi yok oluyorum.Birkaç günden biraz daha fazla mevsime adapte olmakla geçirdikten sonra 'oh be!alıştım!' derken ve mevsimle kaynaşmaya ,birbirimize uzaktan da olsa gülümsemeye başlamışken diğer mevsim bu güzelim merhaba-merhaba ilişkimizin arasına girmek istiyor.Zoraki yada değil ,herhangi bir şekilde onun gelişini kabul ettikten sonra bir de onunla uzaktan uzağa bakışıyoruz bir süre.Dediğim gibi mevsim değişikliği dendiğinde ben yok oluyorum.Kendimi koltuktan kazımak için oldukça uğraşmam gerekiyor.
Artık kış da geldiğine göre ben  bir süre de kışla ahbap olmaya çalıştıktan sonra umarım üzerimdeki şu ''şunu mu yapsam?Ay yok şunu yapayım.aman en iyisi oturayım ben'' kararsızlığından kurtulurum.
Ben gibi mevsimlerle bu garip ilişki içinde olanlar korkmayın,yalnız değilsiniz.

Bu manzaranın size ulaşma öyküsünü de buraya sıkıştırayım-tabiki de anlatacağım, onca emeğe,alın terine ve kahıra değsin :)-
Final dönemi deli divane ev aradıktan sonra -çünkü final dönemi yapacak daha iyi bir işim yoktu(!)- ennn sonunda kendime göre ufacık tefecik ama harika  Ankara manzarasına sahip,bütünnn odaları güneş alan-buraya dikkatinizi çekmek isterim: bütüüün odaları- bir tane bulabildim.2-3 ay taşınmakla cebelleştikten sonra sizlere bu yazımı büütüüün odaları güneş alan fakirhanemden yazıyorum..Güneş doğuyor,batıyor,her hali mükemmel her anı unutulmamak için  direnmelik bu görüntüler burada yaşamak için değer.
Ama efenim bu taşınma denen illet insana yeter ulen nidaları arasında her şeyi anneye yıkmak için harika bir durum değil mi?Yani tebdili mekanda ferahlık vardır tamam da işe yarayacaklar ve yaramayacakları benim yerime başkası ayıklasa , olmuyor mu?
12 Kızgın Adam ,Sidney Lumet'ın yönettiği 1957 yapım bir dram filmi.Konusundan yada etkilerinden bahsetmeden önce filme çok önyargıyla yaklaştığımı söylemem gerekir.İzlemeye çalışan ve dayanamayıp bırakan o kadar çok arkadaşım vardı ki..Bunun nedeni bir buçuk saat boyunca filmin bir odada geçmesiydi.Ve şimdiki düşünceme göre; bu film, tüm önyargıları bir bir yıkarak filmin bir odada geçmesinin sürükleyicilikle bir alakasının olmadığını gösteriyor.
Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak:
Amerika'da 1.derece cinayetle -babasını öldürmekle-suçlanan bir çocuğun jüri üyeleri tarafından suçlu yada suçsuz bulunması üzerine bir tartışma yaşamalarını anlatıyor.Tüm kanıtlar çocuğun aleyhine görünse ve çocuk geçmişinde çeşitli suçlara bulaşmış olsa da bu 12 insanın kah  birbirlerine bağırarak kah birbirlerini destekleyerek ortak bir yol bulmaya çalışmalarını göz dolduran bir gerçekçilikle önümüze getiriyor.
Bir tiyatro metninden uyarlanan filmde belli başlı hepimizi ilgilendiren konulara da o kadar göz yormadan değinilmiş ki..
Örneğin,açık oy ve gizli oyun insanlar üzerindeki etkisi,kamu avukatlarının davaya verdikleri önem,insanların kişisel meselelerinin dünya görüşlerini ve düşüncelerini şekillendirmesi..
Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği,gerçekliğinden içip perdeye uyarlanan bir yapımdı.İzlemeyenlerin mutlaka izlemelerini tavsiye ediyorum.harikalığına sizde şaşıracaksınız.
***
*Ne zaman önyargılarınızı kullansanız gerçeği göz ardı edersiniz.
*Bir çocuğu elektrikli sandalyeye göndereceklerin ifadeleri kesin olmalı.
Gelen kış günlerine özel bir kurabiye tarifi paylaşıp,tarçın sevenlerin bayılacağı bir tarif olacağını garanti ediyorum.-Tarifi internetten bulduğumu hatırlamama rağmen siteyi hatırlamadığımı da eklemeliyim.-
malzemeler:
yarım su bardağından biraz fazla pudra şekeri
1 paket margarin
2,5 su bardağından biraz fazla un
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı tarçın
üzeri için:
pudra şekeri 
tarçın
*
Oda sıcaklığında yumuşamış margarin,un,pudra şekeri ve vanilya yoğrulur.Ele yapışmayacak kıvama geldikten sonra tarçın eklenir,biraz da yoğrulur,şekil verilir.
160-180 derece fırında hafif pembeleşene kadar pişirilir.
Soğumadan tarçın ve pudra şekeri karışımına bulanırlar.
afiyet olsun:)
Bu aralar çok dinlediğim şarkıyı ve bu güzelim şiiri de buraya bırakıp hepinize huzurlu zamanlar diliyorum,mutlu kalın:)
*
''Kim bir şairi kırsa 
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan...''



7 Ağustos 2016 Pazar

''Hasretle nasıl başa çıkar ağaçlar?''

Uzun zamandır yazmadığımdan olsa gerek şimdi bir şeylere başlamanın zor olmasıyla,her şeyi bir çırpıda anlatmak arasında sıkışıp kalmış gibi hissediyorum.Zor bir zamandan geçiyorum,gerçi hangimiz hayatın artık eskisi gibi huzurlu sürdüğünü söyleyebilir?Ne diyebilirim ki,zor zamanlardan geçiyoruz.Yapı olarak güçlü bir insan sayılmam,en azından gerektiği kadar güçlü değilim sanırım.Güçlü olmanın ölçütü var mı?Bir insan her gün ağlayarak uyumamak için ne kadar güçlü olmalı?.. Kimseyi anlatamadığınız şeyler olmuştur,ne kadar çabalarsanız çabalayın anlaşılamayacağınız hissini en azından bir kere yaşamışsınızdır. Şimdilerde dünyaya acımı anlatamıyorum.20 yaşında bu denli acıyla baş etmek doğru gelmiyor.Buna hazır değilim,diye bağırmak istiyorum.Sadece basit dert örgülerinin arasında kaybolmalıyım.En büyük derdim geçemediğim ve seneye kalan derslerim olmalı yada bir arkadaşımla aramda oluşan anlamsız soğukluk. Ben buna hazır değilim,hazır olmak istemiyorum,hiçbir zaman hazır olmak istemedim.
Birini özlemenin bir sınırı olduğunu düşünürdüm, içiniz biraz yanar,gözleriniz dolar,ya da en fazla burnunuzun direği sızlardı. Birinin özlemenin nirvanası bu kadardı işte bende.Bir insan en fazla bir burun direği sızlaması kadar özlenebilirdi. Her gün uyanmak istemeyecek kadar kimse özlenemez yada yeniden yeniden yeniden uyumaya çalışmak kadar.Hiçbir şey birinin ''özledim'' demesinin kıymetini ancak ondan koparıldığında anlamak kadar acı verici olmuyor.Hiçbir şey bir limonlu sodada dahi onun ezberlediğiniz yüzünü sağ tarafınıza baktığınızda göremeyecek olmak kadar koymuyor. Hiçbir şey acınızı hafifletmiyor,kimse derdinize derman olmuyor,yaşamanız sadece nefes alıp vermekten ibaret olduğu raddede gülmekten vazgeçiyorsunuz. Boğazınızdaki koca yumru,kalbinizin hiç acımadığı kadar yandığı bir anda gülmek istemiyorsunuz.Gülmeye çalışmaktan çoktan vazgeçtim...O yanımda değilken bir şeylere gülmek hayatı kandırmaya çalışmak gibi geliyor.
Günleri sayıyorum,şükürler olsun bir gün daha bitti, diye yatağa gömülecek kadar canım yanıyor.Şükürler olsun,en azından bir gün eksildi.Nefes al ve nefesini ver..Bir nefeste özledim derken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamak...
Ağlarken  bağrına vuranları görmüşsünüzdür mutlaka,o hareketi hiçbir zaman anlamlandıramadım.Bir insan neden göğüs kafesine ardı ardına vurur ki? Bunu ancak yumruğunuz bağrınıza gittiğinde anlıyorsunuz.
Kalbiniz o kadar çok acıyor ki,oraya sıkışıp kalmış nefesinizi kurtarmak için vuruyorsunuz yumruğunuzu.Acıyı bir an için unutmak umuduyla. Yumruğunuz kontrolünüzden çıkıyor.
Nefes al ve nefesini ver..Acıyla nasıl başa çıkılır?Güçlü olmanın ölçütü var mı?Hala uyanabildiğim için güçlü sayılabilir miyim?Keşke bilim kurgular gerçek olsa.Ne bileyim bir uzay istilası yaşasak yada bir ufo beni alıp götürse bu dünyadan.İnsan acıyı terk edebilir mi çok isterse?Ya hasret..Ne zaman sonlanacağını bilmeden birini özlemek ne zaman sona erer? Alışmayı bırakın,gelen her gün daha da ağırlaştırıyor beni,alışacaksın lafını duymak istemiyorum,alışmak istemiyorum.Yokluğuna alışmak istemiyorum,onsuz bir günümün daha geçmesini istemiyorum,yokluğuyla başa çıkmak istemiyorum.Her an, her yer, her şey, her yüz onu hatırlatırken,nerede ne tepki vereceğini bilerek bir anda kendi kendime gülmek istemiyorum.Bir şeyler anlatmak için gülerek yanıma döndüğünde koca bir boşlukla karşılaşmak istemiyorum.Onu sevdiğimi daha sık söylemediğim için bu kadar üzülmek istemiyorum.Onu sevdiğimi ona söylemek istiyorum,fotoğrafına değil.Onu özlediğimi ama artık gelmesi gerektiğini,benden bir şey kalmadığını..
Fotoğrafımıza ne kadar dikkatli bakarsam o mutlu zamana dönebilecekmişim gibi hissediyorum,koca bir kabus yaşanan ve ben ona sarılarak uyanacağım.Çok korkunçtu,diyeceğim.Çok korktum.Ömrümde bu kadar korkmamıştım.
Başımı iki yana sallayacağım her şeyi silmek istercesine,sonra o gülecek halime,ben de güleceğim onun gülüşünü duyunca.Utanacağım, o yanaklarımın kızarmasıyla dalga geçecek.Yanımda olacak,yanımdan ayrılabileceği ihtimali bile aklıma gelmeyecek.Onu sevdiğimin bu denli ayırdında olmayacağım,nefes almak kadar normal gelecek,acıkmak kadar.
Çok korkunçtu diyeceğim,Allahım ne korkunçtu..
Bu yazıyı yazmamış olmayı dileyerek yazdığımı bilin.Hiç yazmamış olmayı dilerdim,bunu hissetmemiş olmayı..Sadece size yanınızdakilerin kıymetini bilin demek için yazacaktım aslında,bu kadar uzatmadan, affola.
Yanınızdakilerin kıymetini bilin,gülüşlerinizin,kahkahalarınızın,kavgalarınızın,kavga ederken diğer günün planını yapmanın..Her anın sizin muhteşem ve biricik hikayenizin bir parçası olduğunu bilin.Şükredin.Yaşadığınıza,nefes alıp vermekten bahsetmiyorum,gerçekten yaşadığınıza.Her gününüze,hayatınızın her salisesine.Sevdiklerinizin kıymetini bilin,sevmek fark edilmiyor yaşarken,ama sizden ricam, durun ve sevdiklerinize 'seviyorum seni' deyin.İnanın bana,fazladan bir kere daha söylemediğiniz için  pişman olup uyuyamamaktansa, onun gülüşünü bir kere daha görmek dünyalara bedel. Seviyorum seni..Çok zor değil,sadece sevdiklerinizin farkında olun,onları sevdiğinizi fark edin.Orada,hayatınızda olduklarını,sizi siz yaptıklarını,her şeyin onlarla güzel olduğunu.
Fark edin.Sevgiyi..Seviyorum sizi...
Mutlu kalın..




1 Nisan 2016 Cuma

Ben Bugünlerde#14

Merhabalar efendim ben geldim:)
Bahar dönemi çok hızlı geçtiğinden midir nedir yazmaya ancak zaman bulabildim,daha doğrusu kendimi mutlu hissedene kadar beklemek istedim,malum bugünlerde ülkemizde mutlu olmak çok güç..
Hem -maalesef ki-çalışmak zorunda kaldığım onca ders yüzünden hem de çok güzel güneş aldığı için günlerimin çoğunluğu bir masa başında geçiyor.Bu postta da istedim ki sizlerle o masanın nasıl şekilden şekile girip girip toparlandığını,bir şeyle uğraşırken kendimi nasıl kaptırdığımı paylaşayım hem de son zamanlarda okuduğum kitaplardan,izlediğim dizi-filmlerden biraz önerilerde bulunayım:)
''Bir insan dergi okurken ne kadar dağıtabilir ki ortalığı'' demeyin,yazıdan post-it almak için başımı kaldırıp da etrafa bakındığımda vaziyet buydu.:D
Tabiki kendimden utanıp hemen şöyle bir topladım fotoğrafı çektikten sonra:))
Ders çalışırken kendimden geçiyorum sanırım yoksa bu dağınıklıkta dikkatimi toplamanın imkanı yok-ki dağınık odada bile ders çalışamayan bir insanım normalde:D- biri hocama gidip ne kadaaaar aşkla şevkle çalıştığımı anlatabilir mi,zira dersinden geçmem için çok yüksek bir not almam şart da:D
Bu kitapla çektiğim fotoğraflardan bir albüm oluşturabilirim zira kitap 1200 sayfalık bir ders kitabı ve bitmek bilmiyor arkadaşım, bitmek bil-mi-yorrr!! Hocamız da- iki gözüm -işledikçe işliyor,haftada 200 sayfa civarı yeni konu ekleniyor üzerine.
Dualarınızdan biraz da bana ayırırsanız çok müteşekkir olurum efenim:))
Masa-çalışma dedik içim sıkıldı.yazmadığım süre boyunca bol bol kitap okudum ,film izledim kendimce beğendiklerimden sizinle paylaşacaklarım var,diyeyim de neşelenelim azıcık:))
((Uzun bir liste olduğu için birkaçının sadece ismini vereceğim))

-Rosie Projesi
Yazarı:Graeme Sımsıon
Yayınevi:Pegasus
Sayfa sayısı:343
Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısı her şeyi özetlese de ben şunu eklemeden geçemeyeceğim,Bill Gates'in arkadaşlarına hediye ettiği bir kitaptan bahsediyoruz buradaaa!!:D 
...
''Dahi genetik profesörü Dan.Onun daha önce hiç kız arkadaşı olmamıştır.-Adamın 3 arkadaşı vardı ne sevgilisinden bahsediyoruz:D-
Bu yüzden sayısal verilere güvenen bir bilim insanı olarak kendisine en uygun kişiyi bulmak için kriterler belirleyip Eş Projesini geliştirmiştir.
On altı sayfalık testteki kriterlere bakılacak olursa bu kişinin bir barmen,sigara ve alkol tiryakisi,dağınık ve hiçbir buluşmaya vaktinde gelmeyen bir kadın olması imkansızdır.
Ve Rosie..Yukarıda sayılan eleme kriterlerinin hepsi onda mevcuttur.''
...
Olay örgüsü hem  komik hem de o kadar güzel tasarlanmıştı ki hikayenin içinde kendinizi kaybetmeniz işten bile değil.Aşkı izlediği filmlerle anlamaya çalışan bir adam ve karşısında biyolojik babasını bulmak için her şeyi göze almış bir kadın.
Okumayanlara kesinlikle tavsiye ederim!:)
-Satranç
Yazarı:Stefan Zweig
Yayınevi:Can 
Sayfa sayısı:70
Bu kitaptan nasıl bahsetmeli şimdi?... 70 sayfalık bir uzun öykü olduğuyla başlayıp şöyle devam edeyim en iyisi: 70 sayfada beni bu kadar saran ve etkileyen bir hikaye okumamıştım sanırım.
Yazarın akıcı ve yıllara meydan okuyan anlatımı,satrancın çocukluğumu hatırlatması..
Daha da ilginci yazarınbu kitabı yazdıktan sonra 1942'de Brezilya'da karısıyla beraber intihar etmesi..
Arka kapağında da dediği gibi 'sanki kitapla bir veda mektubu bırakmış arkasında..' Kitabın içeriğinde de yazarın yaşadığı buhranı -belki de gerçeklerle yüzleşmesini- buluyorsunuz.
Konusundan bahsedersek:
Dr.B'nin delirmemek için okumaya başladığı bir satranç kitabıyla bir anda tüm hayatının değişmesini ve neticesinde beyin hummasına yakalanmasını anlatıyor kitap.
Aslında, satranç Dr.B'nin hayatını kurtarmakla beraber, onu belki de bir daha asla oynamaması gereken bir oyunda dahi haline getirmiştir.Hikayesini onun ağzından okumaksa ancak bu kadar etkileyebilirdi...
1 saat gibi kısa bir zamanda,belki bir yolculukta yada birini beklerken dahi bitirebileceğiniz bir kitap ve zamanı bu kitaba ayırmaya kesinlikle değer.

Diğer kitapların sadece ismini vereyim ve hepsinin birbirinden güzel olduğunu söyleyeyim,herhangi birini alsanız pişman olmazsınız fikrimce:)
-Cadı Avcısı
-Bir Artı Bir
-Benim Uzak Yıldızım
-Frida Kahlo Aşk ve Acı

O kadar çok film izledim ki hangisini anlatayım bilemedim:D


-Kocan Kadar Konuş Diriliş
şu filmin ismini duyduğum anda bile tekrar izlemek istiyorum :D Türk yapımlarının romantik komedi kategorisinde birincilik için yarışır fikrimce..
Hem güzel replikleri-kitaptan uyarlanmasının faydası su götürmez bir gerçek-

hem de iki tatlı oyuncunun başrolleri paylaşması sayesinde-Murat Yıldırım/Ezgi Mola-
tadından  yenmeyecek iki saat geçirtti bana.

Kocan Kadar Konuş filminin ikinci kısmını yani Efsunla -ki kendisi kitaptan karakterle konuşup evlenme delisi ailesine söz geçirmeye çalışmayı çoktan bırakmış hanım hanımcık kızımızdır.-onun lise aşkı Sinan'ın-ki belalı bir babannesi var:D- evlenmeye çalışmalarını anlatıyor.Çalışmalarını diyorum çünkü işler hiç de tahmin ettikleri gibi gelişmiyor:D İzleyin,gülün,çıtır bir film:))-Yönetmeni Kıvanç Baruönü aynı zamanda Patron Mutlu Son İstiyor'un da yönetmeni.Bu adamın filmleri izlenir der susarım:D-
Room-Gizli Dünya
Dram ve gerilim filmleri kategorisinde dehşet ve şaşkınlıkla izlediğim, ağlamamak için direndiğim en iyi 
  yapımlardandı.
Başroldeki Brie Lerson, Oscar en iyi kadın oyuncu ödülünü sonuna kadar hak ederek aldı diyorum ve konusuna geçiyorum.
Jack ve annesi küçük,penceresi tavana bakan bir odada yaşamaktadırlar.Mutfakları,yatakları,küvetleri,televizyonları aynı odanın içindedir.En garibi ve korkuncu da Jack'in tüm dünyayı bu odadan ibaret zannetmesidir.
Film aslında annesinin ona gerçekleri söylediği ve kaçış planı hazırladıkları zaman başlar.
Bir çocuk gerçek dünyayı beş yaşında keşfetmeye başlarsa neler olur?..
...
Jack dünyayı kendince öyle güzel tasvir ediyor ki , gözlerim dolu dolu gülümserken buldum kendimi..
Aslında çok şanslıyız,başımızın üstünde bir gökyüzü ve koşabildiğimiz,yürüyebildiğimiz,nefes alabildiğimiz metrekarelerce alanımız var... 
Bu film attığım bana her adıma,içime çektiğim her temiz havaya şükretmeyi öğretti.Zira ben de ''bir oda''nın içine mahkum olabilirdim..
İzleyin,hiç değilse elimizdekilerin kıymetini yeniden anlayabilmek adına bir şans verin..
***
Birkaç tane de film önereyim bunlar dışında:
-Solace
-Spotlight
-Şahane Hayat
-Aşka Özgürlük

*Eğer ismini paylaştığım kitap yada filmlerden  konusunu/içeriğini merak ettiğiniz olursa sorabilirsiniz,elimden geldiğince sorularınızı cevaplamaya çalışırım:)
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın.. :)









27 Şubat 2016 Cumartesi

Bir Köşede Dursun

 İlkbahar döneminin ilk haftası…Çalışma masamın olduğu bu cam kenarını,şu caddeyi,hızlı akan trafiği,koşuşturan insanları o denli özlüyorum ki elimde valiz durup gülümsüyorum ayak bastığım anda kaldırıma, metro çıkışında.
Hoşgeldim..
Zor bir haftaydı,ne yalan söyleyeyim şimdi..Uyku tutmadı pek bugünlerde,uyanıp durdum iki saate bir..İçimde bir huzursuzluk, yakamı bırakmayacak gibi yapışan.Nereye gitsem,kimle konuşsam geçmeyecekti sanki..
Derslere gittim sessiz sakin,tatil nasıldı muhabbetlerinden bolca nasiplendim.Belki de ilk defa merak ettiğim için hocanın anlattıklarını dinledim,en çok  dönemlik seçmeli dersimi sevdim.Ceza dersini çok sevmeme rağmen ektim onu,öğlene kadar tembellik ettim..
Sonra Kızılay'a yürüdüm dün güneşi görünce,Canşenliğimle telefonda konuşarak..Biz yürürdük Kızılay'a,yaz ve kış..soğuk ve sıcak…Kahvenin hatırının kırk yıla sığdırmanın mantıksızlığını bana öğreten dostumla.Şimdilerde ,onsuz  boş geliyor buralar biraz..Kahkahası kesilmiş gibi koca şehrin.Dost gidince güneş bile aynı parlamıyor sanırım..Ondandır belki bu denli eksik hissetmem..
Bir de havalardan, dedim kendimi kötü hissedince.Hep havalardan.yağmur yağıyor bir anda, güneş yüzümüze gülerken. Ya da bulutlu başlayan günün yarısında güneş çıkıyor köşeden. Havalardandır bu ruh halim ,deyip geçmek en kolayı geldiğinden biraz da sığınıyorum bu fikre.Havalardan hep havalardan..
 Umudumu taze tutmaya çalışıyorum çoğunlukla..Bugüne, yarına ve mutluluğa dair.Kendimi kötü hissettiğimde açıp iki üç karikatür okuyup güldüm kahkaha atarak..Kitap okudum,sahi geldiğimden beri ancak bir tanesini bitirebildim getirdiğim kitaplardan,bahsedildiği kadar sarmadı beni,okumak için okumuş oldum biraz.
Zor bir haftaydı söylemiştim değil mi?..Söylemiştim sahi…Her şeye rağmen çevremde o denli güzel insanlar var ki,kötü hislerimi uzaklaştıran,başımın üzerindeki bulutları dağıtan ve konuşmadan anlaşabildiğim..Çokça 'iyi ki' biriktirdiğim..Güzel insanlar güzel anılar kazandım bu şehirde..
Öyle işte..
Zihnim karışık olunca oradan oraya atladığım bir yazı oldu,olsun varsın..Bu da böyle dursun köşede..
Zor bir haftaydı,olsun varsın..

Yazarak kelimelere dökmek,konuşarak anlatmaktan daha iyi hissettirdiğinden yazmış oldum,olsun varsın..

11 Şubat 2016 Perşembe

Bi' dizi bi' kitap

Bi' Dizi:Heroes Reborn
bölüm sayısı:13-1 sezon
tür:bilimkurgu,dram
yıl:2015
ülke:ABD
13 bölümlük mini-dizi olarak hazırlanan yapım ,yorumlara göre Heroes dizisinin ilk sezonunu andırıyormuş.Sadece bir bölümcük izleyip karar verecektim devam edip etmeyeceğime, kendimi 3 bölüm izlemiş 4.bölümü açarken bulmasaydım eğer:D Bilimkurgu ve fantastik türlerinin en iyi harmanlandığı yapımlardan biri fikrimce.
Konusundan bahsedecek olursak:
Dünya evriller ve insanlar arasından ayrım yapılmadan önce oldukça yaşanılası bir yerdi. Ta ki 13 haziranda barış çağrısı verilen alandaki patlamaya ve bu suçu bir evril üstlenene kadar.
Hepsinin türlü yetenekleri olan bu evriller,insanları savunmasız bıraktığı iddia ediliyor, toplanılıyorlar, insanlar gibi yaşam sürmelerine izin verilmiyor, duygularının varlığı reddediliyor.
Güneşi kontrol edenden, oyun içinden çıkana; görünmez olabilenden, farklı kılıklara bürünebilenene her şeyi bulabileceğiniz bir dizi. Veee sadece 13 bölüm:))
(Karakter tanıtımı için şuraya tıklamanız yeterli efenim:))
 Her bölümünde ayrı heyecanlandığım ,bu karmaşanın içinden nasıl çıkacaklar diye tırnaklarını yediğim ve bazen de gözlerimin dolmasına neden olan tatlı bir diziydi-Harry Potter'ın tüm filmlerinde ağlayan bir insanım, bana bakmayın siz:D-
İzlemeyen herkese tavsiye ederim.izleyin ,izlettirin:))
Bi' Kitap:Julia'nın Şarkısı

yazarı:Charles Sheenan-Miles
yayınevi:Yabancı yayınları
sayfa sayısı:430
tür:dram,aile
Hem birkaç dakika önce kitabı bitirmiş olmam hasabiyle hem de kitabı almadan önce hakkında çok bir bilgi bulamamış olmamdan dolayı önermek için bu kitabı seçtiğimi söylemek istiyorum öncelikle.
Kitaptan -bir önceki yazımda bahsederken de dahil olmak üzere- uzun süre uzak kaldım.Bunu yapmamda en önemli etken ilk bölümlerini okuduğumda yine günümüz klasik aşk romanıyla karşılaşmış olduğumu düşünmem ve masum kızın serseri çocuğun cazibesine kapılıp gittiğini 430 sayfa boyunca okuyamayacağımı düşünmemdi.
Yabancı yayınlarına lafım yok ,kesinlikle iyi kitaplar çıkarıyorlar ama şu aralar edebiyatın kısır bir döngü içine kısılıp kalmış gibi aynı kurgu üzerinde dönmesine dayanamaz hale gelmiş durumdayım,farklı kitaplar, en azından farklı dili kullanarak oluşturulmuş yapımlar aramaya kendimi de kaptırdığımı düşünürsek bu kitabı bekletmem oldukça olağandı.
Lakin ''en azından  başladığım kitabı bitirmeliyim'' diyerek kitabı 3-4 gün sonra yine elime aldım.Ve başından kalktığımda iki yüzlerdeydim.(O da çay almak için ufak bir molaydı.:D) Ne zamanki ön yargılarımın kurbanı olmaktan vazgeçeceğim, o zaman asıl mutluluğa kavuşacağım:D
En önemlisi kitap, basit bir aşk romanı değil ve kısır döngü üzerine değil ,sağlam ve mantıklı düşünceler üzerine kurulmuştu! Kitap aşk romanı amenna ,ama aileyi ve yaşamın karşımıza neler çıkarabileceğini o kadar güzel, yer yer esprili bir dille anlatmış ki sayfalar akıp gidiyor.
Arka kapağında kitabın konusunun yer aldığı kısım konusunu oldukça özetleyici aslında:
-Crank Wilson bir punk grubu kurmak üzere güney bostondaki evinden on altı yaşında ayrılmıştı.
Altı yıl sonra babasıyla araları hala limoniydi ve annesiyle konuşmuyordu bile.Değer verdiği tek kişi erkek kardeşi Sean'dı ama Sean'a göz kulak olmaz bazen tam zamanlı bir iş olabiliyordu. Crank'in hayattan istediği tek şey şarkılarını yazabilmek ve kurduğu müzik grubunun başarılı olmasıydı.
-Julia Thampson,babasının kariyerini riske atacak olan  bir sırla beraber birkaç yıl önce Pekin'den Washington'a gelmişti.Şimdi ise Harvard'daki son yılındaydı ve duygularının kontrolünü kaybetmemek için geçmişten gelen hayaletlerle savaşıyordu.
Julia ve Crank,bir savaş karşıtı protesto esnasında karşılaştıklarında,aralarındaki bağ o kadar güçlüydü ki her şeyi alt üst edebilirdi.
***
İki farklı aile,birbirlerini anlamaya çalışan iki insan ve birbiriyle bağlantılı olaylar silsilesi hem o kadar duygulu hem de o kadar mantıklı ki bayıldım!!!Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitaptır,okuyun efenim:))
Siz neler yapıyorsunuz bu aralar,yazarsanız beni mutlu edersiniz^^
Daima mutlu kalın..

1 Şubat 2016 Pazartesi

Ben Bugünlerde#13

 Yılın en sevdiğim zamanından ,ara tatilden, hepinize merhabalar,zat-ı alleriniz nasıllar efenim:)) Beni sorarsanız huzur dolu bir tatilde nasıl olunabilirse öyleyim.
 Şu sınavlar olmasa gayet güzel aslında üniversite hayatı, lakin sınav ayı diye bir ay var ki her şeyden elini ayağını çektiriyor,dünyaya sırtını dön diyor.Neyse ki-şimdilik- o evreyi atlattım, kendimi yine kitaplara ve filmlere verdim,buradan devam edelim biz:D
'Tatile girdim' der demez hemen liste hazırladım-evet bazı şeyleri akışına bırakmak kimi zaman daha iyiyse de yapmayı düşündüğüm şeyleri somutlaştırmak her şeyi düzene koyuyor ve ben rahatlıyorum:D-
Okumayı düşündüğüm kitaplardan çok uzatmadan bahsetmek istiyorum müsadenizle:)
 1-Malcolm -X:
Konuşmalarına her zaman hayran olduğum insanlardan biridir kendisi.Yıl içinde 60'ların Amerika'sını incelerken adına sıkça rastlayınca küçüklüğümden de filmine dair birkaç görüntü oluşunca zihnimde kimdir bu diyerek açıp bakmıştım.Konuşmaları,insana özgürlüğün hiçbir şeye feda edilemeyeceğini gösteriyor.Kitap, Malcolm-X'in konuşmalarından oluşuyor.Eve geldiğimde babamla kitaplığın önüne geçip,şu nasıl bu nasıl diye konuşurken bu kitabı gördüm.Babamın elinden kaptığım gibi ''Bu kitap bundan sonra benimdir!'' dedim.Zamanında altını çizerek not alarak okuduğu kitaba el koymak biraz fazla mı ne?:D
2-Kırmızı Pazartesi
Dersimize gelen konuk hocamızın tavsiyesi üzerine aldığım bir kitap Kırmızı Pazartesi.
Şöyle demişti Gökhan Hoca(Gökhan Yavuz Demir):
-Hukuk,edebiyatla iç içedir ve edebiyat tecrübelerin tercümesidir.Hukuk hakkında okuduğunuz edebi kaynaklar bellidir.Reis Bey,Suç ve Ceza..Hep aynı şeyleri okur hukuk alanındakiler.Ama bakın, sizin alanınız  bunlarla sınırlı değil.Kırmızı Pazartesi'yi okuyanınız var mı yada Güliver'in Seyahatleri'nin tam metnini? Bunları okuyun arkadaşlar..  O zaman not aldığım kağıtları bulduğumda hemen listeme ekledim bu kitapları.Şimdilik Güliver'in Seyahatleri'nin tam metnini bulamadım,karşıma hep çocuk kitabı şeklinde çıktı.Sanırım sahaflarda arayacağım.
Kitabın arka kapağından çıkarak konusuna değinecek olursak:
Herkesin bildiği ama engellemek için bir şey yapmadıkları bir cinayetin öyküsünü anlatıyor.Arka kapaktaki en ilgi çekici şey ise,romanın kahramanı olan Santiago Nasar'ın ilk satırdan belli olmasına rağmen sürükleyiciliğinden bir şey kaybetmediğinden bahsetmesi.Sanırım hepimiz olayların nasıl devam edeceğini veya sonunu bildiğimiz kitapları okumaktan sıkılıyoruz.İlgin başlangıcıve tabi ki 1982'de Nobel Edebiyat Ödülü almış olması kitabı daha da merak uyandırıcı yapıyor. :)

3-1984
Ekim ayından beri niyetlenip de okuyamadığım,herkesi kendine hayran bırakan bir kitap daha.En çok bu kitabı aylar sonrasına bıraktığım için pişmanım sanırım.Bir ay içerisinde okuyup burada yorumlamayı düşünüyorum.-Eski yazılarımda bu kitabın içeriğinden bahsetmiştim,buyurun efenim:))
4-Suçluluk Sorunu
Hocamızın tavsiyesi üzerine aldığım kitaplardan bir diğeri. Almanya'nın siyasal sorumluluğu üzerine yazılan kitabın yazarı  Karl Jaspers'ın düşüncesine göre; kişilerin yapması gereken, belli sorunlardan kaçmak yerine atalarının yada kendilerinin hatalarını ve suçlarını kabullenip bunlar üzerine konuşmaya açık olması gerekir.Aynı zamanda kitabın giriş kısmında Jaspers şöyle diyor.''Birbirimizle konuşmayı öğrenmeliyiz.Çünkü birbirimizle konuşmayı öğrenmek,kendi ezberlerimizi tekrarlama arzumuzdan vazgeçtiğimiz ve ötekinin de ne düşündüğünü cidden dinlemeye açık olduğumuz anlamına gelir.
''Öteki''leştirdiğimiz insanlar var dünyamızda.Kabullenmediğimiz yada yetiştirilişimizden dışladığımız..İşte onları dinleyebilmek için bu kitabı okumamız gerektiğini düşünüyorum.
5-Suçlar ve Cezalar Hakkında
Beccaria ceza alanında bir çığır açmıştır.Zira şimdi ceza hukukunda temel saydığımız birçok kavram ve ilkeler yazar sayesinde öne sürülmüştür.Klasik Hukukun temeli atana Beccaria'nın kitabı hukukçulara özellikle tavsiye edilmekte.Ceza hukuku dersini diğerlerinden ayrı sevdiğimi söylemem lazım.Şimdiye kadar bir dersi çalışırken bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Bir konu öğrenirken yada yeni bir kitabı elime aldığımda kalbim göğüs kafesimi zorlar ve olduğu yerde heyecanla çırpınırdı.İşte ,ilk defa bir derste bahsettiğim durum gerçekleşti.Ve evet ,dedim ''Evet,ileride ilgilenmek istediğim alan bu,ceza hukukunda yükselmeliyim. Daha çok şey öğrenmeliyim.'' Akademisyen olmayı düşünürken bir anda önümde her şey daha da somutlaştı. Ceza hukukunda akademisyen olmak şimdilerde en büyük hayalim,geleceğin ne göstereceği belli olmasa da:)

6-Leylim Leylim
İşte en çok bahsetmek istediğim kitap!:))Blogum sayesinde tanıştığım ve konuşmaya başladığım sevgili Febris bana bir kargo yolladı.Ama ne kargo!Mutluluktan dört köşe olmuş,sevinçle açtığım paketten  de Leylim Leylim çıktı.Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e mektuplar... Ki mektuplara ayrı bir zaafım var zaten.Yazarların bir zamanlar karşı taraf dışında kimsenin okuyacağını düşünmeden,samimi duygularını kağıda aktararak yazdıkları bu eserler her şeyden daha kıymetli ;çünkü o çok sevdiğimiz ve kitaplarını okumaya doyamadığımız insanlar ,karşımızda oldukları gibiler.'Bir zamanlar biz de yaşadık..'diye fısıldıyorlar sanki.Ve onların da şu yaşadığımız dünyada nefes alıp,bir şeylere kırıldıklarını,güldüklerini,dalıp gittiklerini bilmek inanılmaz bir duygu..Buradan Febrisime teşekkürlerimi yolluyorum tekrar,iyi ki varsın:) :*

Bunlar da son alışverişimle ara tatilde okunacakların arasına katılanlar.:))
 1-Kızıl Kraliçe
Distopya türünde olan Kızıl Kraliçe'de toplum kan rengine göre sınıfandırılmıştır.Güçlü ve özel yetenekleri olan gümüşler.sıradan ve gündelik işlerle meşgul olan ve zor şartlar altında yaşayan kızıllar ve hepsinin başında krallık.Yoksul bir kızıl olarak Mare'in hayatı tanımadığı birinin ona yardımıyla tamamen değişir.Basit ve hırsızlıkla geçindiği dünyasından sıyrılıp kendini gümüşlerin ortasında bulur.
Serinin ilk kitabı Pegasus yayınlarından çıkmış ve söylemem lazım ki cildine de yazarın anlatışına da bayıldım.Devamını büyük bir heyecanla bekliyorum.
2-Kül
İkinci distopya kitabımız Kül.En üst tabakadan yani morlardan Madden ve en alt tabakadan,küllerden Dax. Özgürlük yolunda kesişmiş iki hayat. Kitaba daha başlamadım ama kapağı,cildi ve hakkında yapılan yorumlar bu seriyi de çok seveceğimi söylüyor.işin ilginç tarafı kitabı iki yazarın yazmış olması.bakalım nasıl bir yapıt ortaya koymuşlar.
3-Kırık Kalpler
Romantik bir kitap olduğu isminden de anlaşılan Kırık Kalpler film tadında fikrimce.Jude yaz tatilinde babasının motorunu tamir ettirmek için bir Vargas erkeğine güvenir.Ablalarıyla 
Vargas erkeklerine asla güvenmeyeceği üzerine ettiği yemini unutmadan bu tamir süresini atlatabilecek midir?
4-Jane Eyre
Charlotte Bronte'nin hayatı hakkında bir kitap okuduğumu önceki yazılarımda söylemiştim. Gözde eseri olan Jane Eyre'i okumamak olmazdı.Kitap fuarından, sahafların birinden aldığım Altın Kalem Klasik Roman serisinden. 1971 yılında basılan kitabın diline vuruldum.Daha önce aynı kitabı başka bir yayınevinden okumaya çalışmış ama çok sıkılmıştım.Bu çevirisiyse kısa sürede bitti.Bu yüzden tavsiyem özellikle klasikleri okurken eski basımlardan yada güvendiğiniz tanınmış yayınevlerinden okumanız.Sizi tatmin eden bir dil sunmadığı sürece kitabı bitirmekte sıkıntı çekersiniz.
5-Lola ve Komşu Çocuk
-bunu aslında önceden okumuştum ama tavsiye edebileceğim kitapların içinde olduğu için buraya eklemek istedim:))-.Okuduğum en tatlı kitaplardan bu kitap.Ne zaman elime alsam istemsiz gülümsüyorum:).Yazarın Paris'te Aşk kitabını lisede okumuş ve çok beğenmiştim.Pariste Aşkla -içerik olarak- bir bağlantısı olmayan Lola ve Komşu Çocuk, Yabancı yayınları sayesinde orijinal cildiyle ülkemizde geçen yıl çıktı.Konusundan bahsedersek:Lola diğerlerinden farklı giyinen,farklı bir aileye sahip olan farklı bir kız ve yıllardır kapı komşuları kim olursa olsun onlardan nefret etmekte.Ta ki bunun asıl kaynağı yeniden hayatına dahil olana kadar.Ama Lola değişti.Artık eskisi gibi değil..Değil,değil mi?:)) Akıllıca diyaloglarla ve mantıklı bir olay örgüsü içinde içinizi ısıtacak bir aşk hikayesi.
-Bu kitabı okurken elektrikler gitmiş ve mum ışığında okumuştum. Gülümsememin bir diğer nedeni de budur efenim:D)


Küçüklüğümün cumartesileri,elimde çekirdekler televizyonda oynayan Yeşilçam filmlerini izlemekle geçti.Çoğunu 3-4 kere izlediğimiz yapımlar 70lerin 80lerin gençliğini,temizliğini bir kez daha gösteriyor bizlere.
Kara Gözlüm filmi de Türkan Şoray'ın en bilindik yapımlarından sanırım.1970'te beyazperdede yerini alan film Azize(Türkan Şoray)nin gazino işletmecisi tarafından keşfedilmesini ve bu sırada alafranga müzikle uğraşan ama geçim sıkıntısı nedeniyle gazinoda garsonluk yapmak durumunda kalan Kenan (Kadir İnanır)la aralarındaki aşkı konu alır.Kenan'ın isimsiz olarak yaptığı besteler Azize'yle arasındaki en kuvvetli bağdır.
İzlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama herkes mutlaka izlemeli diyorum.En azından o zamanları yad etmek isteyenlere ve gülümseyerek izlenecek film arayanlara gelsin:))
Kore dizilerine de uzun bir aradan sonra kavuştum.Arada kaçırdığım ne kadar dizi varsa hepsini izlemeyi planlıyorum bu tatilde hehe^^
Han ye-Seul ve Sung Joon'un başrolleri oynadığı dizide biri falcı diğeri psikolog olan iki insanın iş yerlerinin ismi aynıysa ve ikisi 2 katlı binayı paylaşmak zorunda kalırlarsa? Ya ikisi de insanları okumakta bir numaralarsa?..Son olarak biri yeni birinden hoşlanmak isterken ,diğeri aşkın sadece bilimsel boyutunun varlığını kabul ediyorsa?..
Dizinin şimdilik 4 bölümü yayınlanmış olsa da beni kendine bağlamayı başardı.Psikolojik vakaların yer aldığı yapımlar fikrimce Kore dizilerinin en etkileyicileri.Cuma-cumartesi yeni bölümleri yayınlanan yapımda adı geçen psikolojik vakaları bölümün hemen ardından araştırmak da yeni uğraşım haline gelmiş durumda:)
Hayat Güzeldir(La Vita E Bella) 1999 yıllı harika bir İtalyan yapım.
Filmi izlerken o kadar farklı duygular yaşadım ki nasıl anlatayım bilemiyorum.Gülüyorsunuz,heyecanlanıyorsunuz,yüreğiniz acıyor,ağlıyorsunuz.Aldığı tüm ödülleri hak etmiş olup 2.Dünya Savaşında ülkelerden ziyade insanların nasıl etkilendiğini göstererek beni en çok etkileyen filmlerden oldu.
Yaşam enerjisiyle dolu olan Guido'nun hayatı,öğretmen Dora'ya aşık olmasıyla değişir.yaşamlarının en güzel dönemlerinde patlak veren 2.Dünya Savaşıyla,kamplara alınmalarıyla çocukları için yapabilecekleri fedakarlıkları konu alır.
Sevmek,emek ister.Gerek Gudio'nun gerekse Dora'nın fedakarlıklarını,emeklerini görüp de duygulanmamak elde değil.
İzleyin efenim,mutlaka izleyin.
Sevdiğim müzikleri de buraya koyayım,dinlediği şarkılardan sıkılanlar buyursun :))
*Cici Kızlar-Ah Kalbim Delisin
*Ezginin Günlüğü-aşk bitti
*Ahmet Kaya-Kendine İyi Bak
*Ed Sheeran-All of The Stars
*Hüsnü Arkan-Kırık Hava
*Yaşar-Ebruli
*Müslüm Gürses-Affet
*Cem Belevi-Sor
*Can Bonomo-Hikayem Bitmedi


Burada posta son verirken hepinize iyi günler diliyorum..
Mutlu kalın:)