29 Haziran 2019 Cumartesi

Bu yazının başlığı "çay koydum, gel' olsun.


Merhabalar efenim, ben geldim. Saat sabahın 5'i ve son yarım saattir bir o yana bir bu yana dönüp uyumaya çalışıp da uyuyamadığım için bir nebze gerginim zira yastığa beş kala derin uykuya dalan  biri olduğumdan, istediğim halde uyuyamamak beni mahvediyor.:D Böyle iç karartıcı bir giriş yapıp derin bir nefes aldıktan sonra işim gücümün olmadığı şu saatlerde buraya yazarak hem sahalara dönmek için en azından uğraş verdiğimi göstermek hem de en son bu saatlerde uyanıp da deli gibi yazdığım 3 yıl öncesini yad etmek niyetindeyim.:)
Güneş yavaştan doğuyor ve odanın açık penceresinden yaz sabahı kokusu içeri doluyor. Bu koku, 'Hiçbir şey yolunda değilse bile bak her şey yolunda, her şey yolunda olma yolunda ilerliyor ya da her şey her zaman yolunda olmak zorunda değil' diyen optimist yanımı harekete geçiriyor. Her şey yolunda, her şey yolunda olma yolunda ilerliyor  ya da en güzeli, her şey her zaman yolunda olmak zorunda değil. Optimist -bir diğer deyişle dünyaya pembe gözlüklerle bakıp (bu yıllarda da moda olmuşken) ellerinde çiçekler (bu tanımda kapıda sırılsıklam olmaya yer yok:D) oradan oraya seken -bir insan olmadım hiçbir zaman ama gariptir ki en olmadık yerde gülecek bir şey bulduğumdan mıdır nedir, o imajı hakkıyla çizen bir insan olmayı istemeden başardım. :D İnsanlarla konuşurken beynimin arka planında konudan tamamen bağımsız olan başka bir konuşma geçiyorsa eğer istemsiz gülüyorum sevgili okur. Beynimdeki muhabbet bana bir şeyi anımsattığından, dış dünyadaki bir şey eskiye götürdüğünden ama bunu açıklamaya, kelimelere dökmeye çalışsam asla hakkını veremeyeceğimden yalnızca gülüyorum. Ve şimdiye kadar tanıştığım insanlar arasında bana "neden gülüyorsun ki durduk yere?" diye sormayan yada güldüğüm için garip bakmayan -yakın yada değil- birkaç kişi var ki sanırım onların yanında her zaman nasılsam öyle olacağım, bu dünyanın en rahatlatıcı hissi.
 Yanında kendiniz olabildiğiniz en azından bir kişi olduğunda, dünya daha yaşanılabilir, çimler daha yeşil ve filler daha ufak görünmeye başlıyor gözünüze.  O insanın yanında delirdiğinizde şaşırmadığında , acınızı dile getirdiğinizde acı hakkında konuşabildiğinde (maalesef ki dönemimizin kronik hastalığı hep güzel şeylerden bahsedilsin isteği), "doğru olmadığını biliyorum ama sanırım bunu yapacağım "dediğinizde aşırı tepki vermediğinde, bir şeyin komikliğini ifade edecek tek hareketiniz yeri tekmelemek olduğunda o da dışarıdan oldukça anlamsız görünebilecek hareketler yapmaya başladığında, kızdığınız anda duyduğu ses desibeline şaşırmadığında -bir elli bir kadın için oldukça güzel yükselebilen bir sesim vardır, övünmek gibi olmasın:D-  ya da sebepsiz güldüğünüzde o da güldüğünde dünya yaz sabahı gibi kokmaya başlıyor. Siz "siz" oluyorsunuz ve  bu şekilde anlam ifade ettiğinizi fark ediyorsunuz. Kendiniz için, o insanlar için, bir yerde bir ihtimal henüz tanışmadığınız ama tanışmayı çok istediğiniz şimdilik kim olduğunu bilmediğiniz diğer birkaç kişi için.
Saat 5.21. Güneş doğdu ve yakınımızdaki parktan kuşların sesleri geliyor. Bir yerlerde birileri için gece yeni başlıyor, benimse akşamdan kalma bir günün sabahı.:) Birazdan yatakta anlamsızca birkaç tur daha atıp uyuyamadığımı fark ettikten sonra kalkıp  çay koyacağım.  Sırf bardağı deli gibi karıştırmaktan zevk aldığım için çayı şekerli içmeye geri mi dönsem diye düşünürken bir yandan da izlediğim dizinin bir sonraki bölümü hakkında senaryo üreteceğim ve pazar gününün 30 saate çıkarılması hakkındaki yönetmeliğin çıkarılacağı günün tatlı hayalini kuracağım.
Dikkat dikkat! Pazar gününün bile 24 saat olduğu şu günlerde, ülke gündeminde dönüp duran ve artık iki ayda bir tekrarlamazsak bir yanımızın eksik kaldığını hissettiğimiz seçimlerden, arabaların beynimizi yavaş yavaş patlamaya hazır hale getiren sesinden ve insan aceleciliğinden uzak olduğum saatten bildiriyorum efenim, çay koyun da içelim.