25 Temmuz 2019 Perşembe

Son Zamanlarda İzlediğim Filmler

  Yaz yağmurunun kendi isminden usanıp "usul usul değil çağlayarak geleceğim bu sefer!" dediği bir günün akşamından merhabalar ,ben geldim:)
Dışarıda rüzgar esiyor ve toprak kokusu her yeri sarıyor, o kadar huzurlu değilseniz bile artık o kadar huzurlu olmaya birkaç nefes daha yakınsınız,diye düşünmeme neden olan bu koku, rahat rahat en sevdiğim beş koku içine girer sanırım..


Bu yazıda iç sesimi buraya dökmek yerine son aylarda izlediğim ve izlemek için neden bu kadar beklediğimi kendime bile izah edemediğim filmlerden bahsedeceğim efenim:D Arka fonda çalan şarkıyı da başa bırakıyorum.
Baktım ki  son günlerde kendimi kucağımda kitap tekli koltukta uyuyakalmış olarak buluyor ,hiçbir şey izleyemiyorum ve izlenecekler listem kabarıyor, en iyisi en azından izlediklerimi yazayım da bunu da  erteleyip durmaktan vazgeçeyim dedim.
İlk bahsedeceğim film Cennet Sineması.(Cinema Paradiso)


Bana Şeker Portakalı'nı hatırlatan bu 1988 yapım İtalyan filminde Salvatore isminde bir çocuğun sinemaya nasıl aşık olduğunu ve Alfredo ile olan arkadaşlığını izliyoruz. Salvotore'un çocukluğundaki yaramazlıkları,  ilk aşkını ve orta yaşlarında geçmişe geri dönmesini, hayatının her döneminde Alfredo'ya olan sevgisini  çok güzel anlatan filmin repliklerinin güzelliği bir yana  dönem eleştirileri,sinemanın yıllar içinde gelişimini takip etmesiyle o kadar tatlı, o kadar sıcaktı ki.. İzleyin bu filmi ya,konu komşuya da izletin,izlettirin.
Canım Alfredo deyip şu sahneyi de buraya iliştireyim hehe:)

*
İkinci filmimiz  Frantz. 2 yıldır izleme listemde olan ama bir türlü izleyemediğim filmi sonunda izledim! Öncelikle söylemeliyim ki film, başladıktan 5 dk sonra sonunu tahmin edebileceğiniz bir klişeler bütünü. Ama filmin geçtiği  mekanlar, sahneler, görüntü açıları o kadar iyi ki o tüm klişeler gözünüzde küçücük kalıyor. -Ki zaten  klişe olan şeyleri tekrar ve tekrar izletebilecek bir şeyler ortaya koymak büyük meziyet.


Film, Anna adındaki bir kadının 2.Dünya Savaşı sırasında kaybettiği nişanlısının yasını tutmasını ve bu süreçte bir anda Frantz adında nereden çıktığı belli olmayan bir adamın onun hayatına girmesini konu alıyor. Kısacası, filmde Anna'nın değişimini izliyoruz. 
Filmle ilgili yapabileceğim ve göz ısıran tek eleştiri anti-militarist fikirlerin geçtiği repliklerin fazla göze batması,toyluğu ve gereksiz uzatılması olur herhalde. Bu denli sırıtmayacak şekilde yedirilebilirdi senaryoya gibime geliyor.
En sevdiğim ama enn sevdiğim yanı ise şu ki:Film siyah beyaz ilerlerken karakterlerin mutlu oldukları,iyi hissettikleri sahnelerin yavaş yavaş renklenmesi. O nasıl bir güzellik, nasıl bir yaratıcılık?! Bir anda değil, yavaş yavaş gelen o mutluluk hissini çok güzel geçiriyor seyirciye. 
Renkleri bu şekilde ön plana çıkaran  yapımları çok seven biri olduğum için Frantz'a da bayıldım. Bir de son sahnesi var ki , izleyin izleyin izleyinnn diyorum!:D
*
Muazzam bir biyografi filmi olan Temple Grandin üçüncü bahsedeceğim film olsun.
2010 yapım filmde otistik bir kadının kendi ihtiyacından yola çıkarak mesleğini belirlemesini, kendini olduğu gibi kabul ettirme çabasını, kadın olarak tutunmaya çalıştığı iş hayatında yaşadığı zorlukları anlatıyor. Onun gözünden dünyanın gereksiz karmaşasını görmek çok güzeldi. Yarattığımız bu karmaşaya bunu anlamlandıramayan yada anlamlandırmak istemeyen  insanları çekmek için verdiğimiz saçma savaşı da çok güzel gösteriyordu.İzleyin izlettirin efenim.
*
Le Herrison geçmiş yazılarımdan birinde bahsettiğim Kirpinin Zarafeti'nin film uyarlaması. İzlemek için üç gün beklettikten sonra daha fazla dayanamadım. Bu film benim için tabaktaki tüm patatesi yedikten sonra en sevdiğim köfteyi sona bırakmadır. Çok tatlı,kitabı gibi çok zarif bir film olmuş.

Kitabın yazısını okumamış olanlar için filmin konusunu şöyle özetleyebilirim:
Elit bir muhitteki kapıcının ve aynı apartmanda yaşayan 12 yaşına bastığında intihar etmeyi planlayan bir kız çocuğunun beklenmeyen arkadaşlığını ve onları bir şekilde bir araya getirmeye başaran bir beyefendiyi anlatıyor.
İçimde çiçekler açtırıyor Kirpinin Zarefeti, aynı şekilde filmi de. Elimden gelse tüm dünyaya bu kitabı dağıtırım, herkese bu filmi izletirim. Kimse göründüğü kadar değildir.Bazı insanlar göründükleri gibi de değildir. 
*
Les Choristes, Ölü Ozanlar Derneği'nin bir minvali. Müzik öğretmenin son çare olarak erkek yatılı okuluna gelmesini ve bi' dünya zırtaboz öğrenciyle başa çıkma mücadelesini konu alıyor.Aslında biraz istikrar biraz güvenle neler başarılabileceğini, çocukların aslında kendi acılarını yaramazlıklarıyla gizleme çabalarını çok güzel gösteriyor film. 
Çok tatlıydı ya, o kadar tatlıydı ki sonunda çok tatlı diye diye biraz ağladım:D
 Filmde müzik öğretmenin kurduğu koroda söylenen şarkılar muhteşemdi, başa alıp alıp dinlemelik. Çok tatlı çok. Böyle öğretmenler çoğalsa, çoğalsa da dünyayı doldursalar.

                                                     
Koronun bayıldığım şarkılarından biri.
*
Sen Aydınlatırsın Geceyi de bahsedeceğim son film olsun.

Ali Atay'ın yeri her zaman ayrı olacak bende. Oynadığı, yönettiği filmleri izlemek de öyle. Sen Aydınlatırsın Geceyi filminden sonra ise bu bambaşka bir boyuta taşındı. Onur Ünlü'nün yönettiği film, Ali Atay'ın canlandırdığı Cemal'in yaşadıkları ve düşündükleri etrafında şekillenirken yaşadığı kasabaya da tanık olmamıza sebep oluyor. Bu kasaba her ne kadar başlarda sıradanmış gibi görünse de film ilerledikçe insanlarda var olan süper güçler, siyah beyaz filme renk vermeyi başarıyor. Absürd dram türünde izlediğim en iyi klişe ama klişe olmayan(artık buradan nasıl bir çıkarım yaparsınız hiç bilmiyorum:D) filmlerdendi diyebilirim,size absürdlüğünü şu şekilde özetleyebilirim:
Cemal sevdiği kadına evlenme teklifi ettiğinde kadın kusmaya başlıyor.Burada hem gülüyor hem de sahnenin sertliği karşısında dehşete düşüyorsunuz. Film bu şekilde mizah ve sert eleştiriler etrafında şekillenmiş diyebilirim. Absürd filmleri sevenler, sadece değişik bir şeyler izlemeye heves edenler ya da Ege şivesinden Shakespeare dinlemek isteyenler izleyin efenim.
*
Şimdilik benden bu kadar, kendinize iyi bakın,mutlu kalın...