kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2019 Cumartesi

Bu yazı "BEN GELDİM!" selamlamasıdır: KİTAP TAVSİYELERİ

Merhabalar efenim, ben geldim.O kadar o kadar uzun zaman oldu ki yazmayalı, "Ne kadar uzaklaşırsan dönmek de o kadar zor oluyor" u birinci elden deneyimledim. 
Son zamanlarda aklım bir iki düşünceyle oldukça meşguldü ,hayat çok hızlı akıyor ve ben sanki bu karmaşanın içinde kendime anılar yakalamaya çalışıyorum -ki sabit bir işte çalışırken özel hayatıma zaman ayırmak beni biraz zorluyor. Ve bir ara bu cümleyi o kadar sık kurduğumu fark ettim ki bu farkındalık bana  bir şeyleri bahane olarak kullanmaktan vazgeçmem için  yeterli desteği verdi. Sürekli bahaneler uydurmaktansa  geçen saatleri,günleri, yılları istediğim ve hayal ettiğim gibi geçirmeliyim, diye düşünüyorum. Yaşamı,hayatı ve ilkbaharı çok sevdiğimden yeniden ipleri elime alıp yapmak istediklerimi sıraya koymaya başladım. Uzun lafın kısası buradan uzaklaşmamın nedeni de hiçbir şeye yetişemiyormuş gibi bir hisse kapılmam ve hayatımdaki değişikliklere adapte olmaya çalışmamdı. Yeniden aranızdayım:)Benden bahsettiğimiz yeter,sizler nasılsınız görüşmeyeli?:)
Buralardan uzak olduğum zamanda o kadar çok kitap almışım ki bu postta sadece okuduklarımı yorumlamaya karar verdim:D

Öncelikle söylemeliyim ki bu aralar çıkan kitaplarını düzenli olarak takip ettiğim yayınevleri Kırmızı Kedi ve Hepkitap'ın kendilerine has yayıncılık anlayışları var ve şimdiye kadar okuduğum kitapları, kendimi mutlu hissetmeme neden oluyor.

KİRPİNİN ZARAFETİ
Favori yazarımdan bahsederek açılışı yapmak istiyorum. Muriel Barbery ile Kirpinin Zarafeti kitabı ile tanıştım ve içimdeki arayışı tamamlamış oldum.Bir kitaptan istediğim her şeyi yazarın vermiş olduğunu görmek  bende büyük bir şaşkınlık yarattı. Şu an hem tüm dünyaya bu kitabı dağıtmak hem de kimseyle paylaşamayacak kadar "bana ait!" demek istiyorum:D 
Kirpinin Zarafeti isminden anlaşılacağı üzere zarif,çok zarif bir kitap.. Paris'te lüks bir apartmanda kapıcılık yapan Renée ile aynı apartmanda yaşayan ve intihar etmeyi planlayan bir kız çocuğunun hikayesini ve ikisini bir şekilde tamamlamayı başaran Japon bir beyefendiyi anlatan kitapta kendimi sorguladığım şey şu oldu: Ne kadar kendimiziz, insanların beklentileri olduğu için ne kadarımızı sadece içimizde tutuyoruz? Neden sadece olduğumuz gibi görünsek kabul görmeyeceğimiz yanılsamasıyla ruhumuzu bir yere tıkıştırıp üzerinde tepiniyoruz?
Fikrimce hepimize, dünyaya iyi gelecek bir kitap Kirpinin Zarafeti.İncelikli dili, zarif karakterleri, içsel diyalogları, dışavurumları ile mükemmelliği yakalamış.Mutlaka okuyun!

"Güvensizliklerimizi birbirimizle paylaşsaydık , taze fasulye ile C vitamininin, hayvanı besleseler bile yaşamı kurtaramadığını ve ruhu beslemediklerini kendimize söyleyebilmek için kendi aramızda bir araya gelebilseydik ne kadar iyi olurdu."

*

OTLARIN UĞULTUSU ALTINDA
Şürkü Erbaş'ın ismini çok duyduğum halde bir türlü kitabını edinememiştim, ta ki ne seveceğimi benden daha iyi bile arkadaşım hediye olarak bana getirene kadar. Şiir okumayı, dinlemeyi çok severim, şiir kitaplarını koklamayı çok severim. Şimdi de bu kitabı elime her aldığımda ona sarılmayı seviyorum!
Kitap kapağındaki şiir bile içimi o denli burkuyor ki sadece 'Ah!' diyebiliyorum.
"Ne olurdu kokunun da
fotoğrafı olsaydı/Sesin
fotoğrafı.Boşluğun fotoğrafı.
/Parmak uçlarındaki
karıncanın/Ruhtaki
üşümenin.../Ölüm kimseyi
bu kadar yalnız bırakmazdı.
Şiir seven kim varsa bu kitabı ona götürün,şiir sevmiyorsanız da bu kitapla başlayın şiire, okuyun okutturun!

*

NOHUT ODA
Melisa Kesmez'le Bazen Bahar kitabında tanışmıştım,okuduğum en iyi öykü kitaplarındandı-ki öykü okumaktan haz eden biri değilim, bana konuları kısa tutmak için çok hızlı geçiyorlarmış hissi veriyor.En seçici olduğum türlerden biri olabilir bu sebeple.
Bazen Bahar'dan sonra beklentim çok yüksek olduğumdan mıdır, okumam gereken dönemde okumadığımdan mıdır bilmem Nohut Oda beni o kadar etkilemedi maalesef. Yine de bazı sayfalarında  yazar , içimden geçenleri dışa vurmuş hissettiğimi de söylemeliyim. Velhasıl kelam okuyacak hikaye kitabı arıyorsanız okuyun efenim:)

O, seninkilere dolanmış köklerini söküp alırken,seni de yerinden ediyordu. Aynı bahçenin çiçekleri olmak böyle bir şeydi.

*

TİFFANY'DE KAHVALTI
Audrey Hepburn'ün başrolde olduğu kültleşmiş filmini izlemeden önce kitabını okumak istedim. Öncelikle söylemeliyim ki bazı kitaplar arkasında garip bir his bırakıyor, hakeza bazı yazarlar da. Örneğin Gabriel Garcia Marquez  mayhoş bir tat damağımda. Okumaktan da vazgeçemiyorum, "Yazara bayılıyorum!" da diyemiyorum. Truman Capote da bu kategoriye girecek bir yazar gibi görünüyor şimdilik:D Güçlü bir kalemi ve ne istediğini bilen keskin bir tarzı var, anlatmak istediğini çok güzel anlatıyor.
 Tiffany'de Kahvaltı'da New York'ta yaşayan Holly'nin başından geçenleri apartmana yeni taşınan bir adamın gözünden okuyoruz Eğlenceli, ilginç, hemen biten bir kitap. Boş vaktiniz varsa ve hemen bitecek bir eser arıyorsanız bu kitaba şans verebilirsiniz,ben de artık gidip filmini izleyeyim:D

*

Ve: Öyküler
Fabıo Moon ve Gabriel Ba'nın Güngezgini'nden sonra okuduğum ikinci çizgi romanları Ve:Öyküler. Güngezgini şimdiye kadar okuduğum en iyi öykü ve çizgi roman olduğundan onunla kıyaslamayacağımı söyleyeyim baştan:D İzleyenlere bir fikir olması açısından ekleyeyim; geçmiş aylarda Netflix dizisi olarak karşımıza çıkan ve sevilen Umbrella Academy ikizlerin çizgi romanlarından uyarlama. 
Çizgi romanlarında çizimlerinin güzelliği bir yana anlattıkları öyküler insanı o denli büyülüyor ki kitabın etkisinden öyle kolay çıkamıyorsunuz. Ve:Öyküler kitabını da elime aldığımda bırakmakta zorlandım. Muhteşem diyemeyeceğim ama iyi bir çizgi roman olduğunu söyleyebileceğim kitabı şimdilerde çizgi roman arayanlara öneririm.


4 ENİŞTE 1 CENAZE
Kapağı gülümsememe neden olduğu için aldığım  kitabı okurken çok eğlendim. O kadar içimizden ki! Akrabalarımızla olan çetrefilli ilişkilerimizi, aile içinde geçen konuşmaların bazen trajikomik boyutlara taşınmasını yazar çok güzel anlatmış. 
Kahramanımızın ajans yaşamını, enişteleriyle olan çetin imtihanını anlattığı kitabı bir çırpıda okuyup bitireceğinizin garantisini veriyorum,bu kitabı okumak gülmek için güzel bir yol :)

*

KIRIK BEYAZ
Can Gürses'in  En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın kitabı en sevdiğim kitaplardan olduğu için tüm kitaplarını okumayı düşünüyorum:D Kırık Beyaz en sevdiklerim arasında yerini alamasa da ince karakterleri, karakterlerin girdiği çıkmazlarını bana çok iyi geçiren, bittikten sonra bir süre duvarı seyrettiren bir kitap oldu. Yazarın kalemine bayılıyorum!Sizinle paylaşmak istediğim çokça alıntı olsa da bir iki tanesiyle yetiniyorum şimdilik. Önce En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın'ı sonra da bu kitabını okuyun efenim!

-Burası bıyıklı çocukların ülkesi. Çocukluklarından vazgeçmek zorunda kalan kadınlardır.
-İlk defa varlığı dışarıda bir yerlerde değil, canının içinde hissediyor. Kuzgun'un midesiyle kalbi arasındayım.  

*

İKİNCİ HAYATIN TEK BİR HAYATIN OLDUĞUNU ANLADIĞINDA BAŞLAR
Kitabın ismini söylemeden önce derin bir nefes almanız gerekse de çok sevdiğim bir cümle oldu:)
Yazar, kişisel gelişimi bir öykünün içine yedirerek bizlere sunmuş. Kitabı almama neden olan arka kapak yazısındaki şu cümleyi sizinle paylaşırsam kitabın konusunu özetlemiş olurum sanırım:
Camille mutlu olmak için gereken her şeye sahipken neden kendini mutsuz hissediyordu?
Hayatımızın kontrolünü tekrar kazanmak için neler yapabiliriz, hangi ufak değişikliklerle biraz daha kendimiz hissederiz gibi güzel noktalara değinen kitabı genel olarak beğendim. Çok fazla  kişisel gelişim kitabı okumadığım için karşılaştırma yapamayacağım ama iyi hissettirecek bir şeyler okumak istiyorsanız size bu kitabı önerebilirim.

*

DR.JEKYLL ve MR.HYDE
Gotik olarak nitelendirebileceğimiz bu kitap, okuduğum en ince klasik olabilir!:D Dilinin akıcılığı da kuşku götürmez bir şekilde hızlı bitmesinde başı çekiyor. İnsanın yaradılışındaki iyi ve kötünün dengesini korumayı, baskıladığımız duyguların gün yüzüne nasıl çıktığını yada çıkabileceğini çok güzel anlatan kitap ,Dr. Jekyll 'in bir deneyi sonunda önüne geçemediği- zaman zaman da geçmek istemediği- bir durumda kendini bulmasını konu alıyor.  Okuyun efenim,tavsiyemdir.

*

ÇÖLLERİN ASİSİ
Uzun zamandır okuduğum en iyi fantastik kitaptı! Bir türden ne kadar çok okursanız seçiciliğiniz o denli artıyor.Maalesef uzun zamandır distopya türünden herhangi bir şey okurken kendimi kaptırmıyordum ve ümidimi yitirmeye başlamıştım. Ama bu kitap diğerlerinden farklı olarak çöllerde Hint,İslam mitolojisine dayanıyor ve Orta Doğunun kültürünü baskın kılıyor. 
Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse:
Çölde mavi gözleriyle dikkat çeken Amani'nin  hayatı eniştesinin onunla evleneceği duyduğu anda değişmeye başlıyor ve  kitap boyunca çöl kızının aldığı cesur kararlarla yüzleşmesini, annesinin ona anlattığı masal şehrine gitmek için göze aldıklarını ve bunun sonrasındaki maceralarına tanık oluyoruz.
Diğerlerinden farklı, heyecanlı, mitolojik öykülere yer veren bir kitap okumak istiyorsanız bu kitabı okuyun,şiddetle tavsiye ediyorum!

(alıntıdır.)

Evet efenim, uzzuuun bir yazının daha alnımın akıyla sonuna gelmenin mutluluğu yaşıyorum. Buraya kadar okuduysanız teşekkürü sizlere borç bilirim:)) Sizler de kucaklamayı sevdiğiniz kitaplardan bir-ikisini benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum.
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın...

6 Kasım 2016 Pazar

Ben Bugünlerde#15

 Merhabalar,uzun bir aradan sonra yine geldim.Bu ara olabildiğine uzun oldu sanki,en azından buranın kıymetini hatırlamaya yetecek kadar.Bu aralar çoğu şeyin kıymetini yeniden sorguluyorum..Para,arkadaşlık,dost,kahve,sarılma,kokular,günbatımı... Hangileri sahiden önemli acaba,hangileri için üzülmeye değer?..
Bu yazıyla blogtaki tozlar havalansın diyerek bir giriş yapayım ..

4.kitabımı elime alıp onu da yarım bıraktıktan sonra sonunda bir kitabı bitirebildim.Bu kadar kıymetli bir kitap olacağını tahmin etmeden başladığım ama sayfalar geçtikçe içindeki cümlelere,kurguya-ki tamamına-,yapılan tespitlere bayıldığım bir yapıt oldu Her Şey..Yazarın dili fikrimce John Greenle Rainbow  Rowell arası.Yani iki müthiş yazarın karışımı nasıl olur orasını  siz düşünün:)
 Konusundan kısacık bahsedecek olursam-zira tüm heyecanını kaçırmak istemem-:
Bir genç kız.18 senedir dışarıya adım atmamış,ta ki Olly hayatına girene kadar.Oldukça gerçekçi mesajlarla dolu birkaç aydan sonra yapılan birkaç çılgınlığın bedeli..
  Hayat aslında ufak tefek çılgınlıklardan oluşmuyor mu?Aslında en basit gibi görünen kararlar bile hayatımızda değişiklik meydana getirecek belli başlı olayların başı yada sonu değil mi?
Bu kitap okunmaya değer.
***
-Şimdiye kadar sahip olduğun tek arkadaşı da bir parça gönül yarası yüzünden kaybetmeyi gerçekten istiyor musun?
İçinde gönül yarası hikayeleri geçen bir sürü kitap okudum.Hiçbirinde 'bir parça' diye bir tanım görmedim.İç parçalayan,evet.Bir parça,hayır.
*
Gülümsememeye çalışmak sadece daha çok gülümsemenize yol açıyor.

Oruç Aruobo'nın kitaplarından birini daha önce okumamıştım ve bu kadar yalın bir gerçeklikle yazdığını bilmiyordum.De ki işte yazarın,pasajlar şeklinde (felsefi demenin bazılarına korkutucu geleceğini düşündüğümden) sade ama bir o kadar da etkili düşüncelerini anlattığı bir kitap.Fikrimce herkes kitapta kendine ait en azından birkaç cümle bulur.Yaşadığımız ama anlamlandırmakta zorlandığımız düşünceleri doğal bir dille öyle anlatmış ki Oruç Aruoba, her paragraftan sonra uzun uzun düşünmek istiyor insan.Velhasıl,bir oturuşta bitirmelik değil de,herhangi bir zaman herhangi bir sayfasını açıp okumalık sonra da bol bol düşünmelik bir kitap.Herkesin başucunda olmayı fazlasıyla hak ediyor nacizane fikrimce..

***
Yaşamında,şunları da yaşayabileceksin:-
1)Birisini,ona söyleyecek bir şey bulamadığın için,aramak...
2)Birisini,onu artık görmeyeceğini söylemek için,beklemek...
3)Birisini,onu görmemeye dayanamadığın için,terk etmek...
Neler yaşamayacaksın ki!...
Dersler son sürat devam ediyor,her ne kadar ben yeni sayılabilecek bir zamanda çalışmaya başlamış olsam da..Alttan kalan derslerimle bu yılın programı oldukça ağır geldi.Bu sene ne yapıp edip seneye ders bırakmamaya çalışacağım,zira yazın kavurucu sıcağında ders çalışmaya çalışmak tam bir zulüm...
-Dağınık çalışmayı sevdiğimi söylemiş miydim:)-

Bugünlerde bol bol liste oluşturup hepsinde kaplumbağa misali ağır ama emin adımlarla ilerlediğimi de eklemek isterim.Okunacak ve alınacak kitaplar listesi,izlenecek filmler,belgeseller,diziler,animasyonlar listesi,yapılacak tonla ,üst üste birikmiş şeyler listesi...
Bir işin başına geçmek hiç bu kadar zor olmamıştı,Yani bu kararsızlık dönemleri insanın başını daha da çok ağrıtmıyor mu sizce de?Bir de sonbaharın etkisi çok büyük bende.Mevsim değişikliği dendi mi yok oluyorum.Birkaç günden biraz daha fazla mevsime adapte olmakla geçirdikten sonra 'oh be!alıştım!' derken ve mevsimle kaynaşmaya ,birbirimize uzaktan da olsa gülümsemeye başlamışken diğer mevsim bu güzelim merhaba-merhaba ilişkimizin arasına girmek istiyor.Zoraki yada değil ,herhangi bir şekilde onun gelişini kabul ettikten sonra bir de onunla uzaktan uzağa bakışıyoruz bir süre.Dediğim gibi mevsim değişikliği dendiğinde ben yok oluyorum.Kendimi koltuktan kazımak için oldukça uğraşmam gerekiyor.
Artık kış da geldiğine göre ben  bir süre de kışla ahbap olmaya çalıştıktan sonra umarım üzerimdeki şu ''şunu mu yapsam?Ay yok şunu yapayım.aman en iyisi oturayım ben'' kararsızlığından kurtulurum.
Ben gibi mevsimlerle bu garip ilişki içinde olanlar korkmayın,yalnız değilsiniz.

Bu manzaranın size ulaşma öyküsünü de buraya sıkıştırayım-tabiki de anlatacağım, onca emeğe,alın terine ve kahıra değsin :)-
Final dönemi deli divane ev aradıktan sonra -çünkü final dönemi yapacak daha iyi bir işim yoktu(!)- ennn sonunda kendime göre ufacık tefecik ama harika  Ankara manzarasına sahip,bütünnn odaları güneş alan-buraya dikkatinizi çekmek isterim: bütüüün odaları- bir tane bulabildim.2-3 ay taşınmakla cebelleştikten sonra sizlere bu yazımı büütüüün odaları güneş alan fakirhanemden yazıyorum..Güneş doğuyor,batıyor,her hali mükemmel her anı unutulmamak için  direnmelik bu görüntüler burada yaşamak için değer.
Ama efenim bu taşınma denen illet insana yeter ulen nidaları arasında her şeyi anneye yıkmak için harika bir durum değil mi?Yani tebdili mekanda ferahlık vardır tamam da işe yarayacaklar ve yaramayacakları benim yerime başkası ayıklasa , olmuyor mu?
12 Kızgın Adam ,Sidney Lumet'ın yönettiği 1957 yapım bir dram filmi.Konusundan yada etkilerinden bahsetmeden önce filme çok önyargıyla yaklaştığımı söylemem gerekir.İzlemeye çalışan ve dayanamayıp bırakan o kadar çok arkadaşım vardı ki..Bunun nedeni bir buçuk saat boyunca filmin bir odada geçmesiydi.Ve şimdiki düşünceme göre; bu film, tüm önyargıları bir bir yıkarak filmin bir odada geçmesinin sürükleyicilikle bir alakasının olmadığını gösteriyor.
Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak:
Amerika'da 1.derece cinayetle -babasını öldürmekle-suçlanan bir çocuğun jüri üyeleri tarafından suçlu yada suçsuz bulunması üzerine bir tartışma yaşamalarını anlatıyor.Tüm kanıtlar çocuğun aleyhine görünse ve çocuk geçmişinde çeşitli suçlara bulaşmış olsa da bu 12 insanın kah  birbirlerine bağırarak kah birbirlerini destekleyerek ortak bir yol bulmaya çalışmalarını göz dolduran bir gerçekçilikle önümüze getiriyor.
Bir tiyatro metninden uyarlanan filmde belli başlı hepimizi ilgilendiren konulara da o kadar göz yormadan değinilmiş ki..
Örneğin,açık oy ve gizli oyun insanlar üzerindeki etkisi,kamu avukatlarının davaya verdikleri önem,insanların kişisel meselelerinin dünya görüşlerini ve düşüncelerini şekillendirmesi..
Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği,gerçekliğinden içip perdeye uyarlanan bir yapımdı.İzlemeyenlerin mutlaka izlemelerini tavsiye ediyorum.harikalığına sizde şaşıracaksınız.
***
*Ne zaman önyargılarınızı kullansanız gerçeği göz ardı edersiniz.
*Bir çocuğu elektrikli sandalyeye göndereceklerin ifadeleri kesin olmalı.
Gelen kış günlerine özel bir kurabiye tarifi paylaşıp,tarçın sevenlerin bayılacağı bir tarif olacağını garanti ediyorum.-Tarifi internetten bulduğumu hatırlamama rağmen siteyi hatırlamadığımı da eklemeliyim.-
malzemeler:
yarım su bardağından biraz fazla pudra şekeri
1 paket margarin
2,5 su bardağından biraz fazla un
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı tarçın
üzeri için:
pudra şekeri 
tarçın
*
Oda sıcaklığında yumuşamış margarin,un,pudra şekeri ve vanilya yoğrulur.Ele yapışmayacak kıvama geldikten sonra tarçın eklenir,biraz da yoğrulur,şekil verilir.
160-180 derece fırında hafif pembeleşene kadar pişirilir.
Soğumadan tarçın ve pudra şekeri karışımına bulanırlar.
afiyet olsun:)
Bu aralar çok dinlediğim şarkıyı ve bu güzelim şiiri de buraya bırakıp hepinize huzurlu zamanlar diliyorum,mutlu kalın:)
*
''Kim bir şairi kırsa 
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan...''



1 Şubat 2016 Pazartesi

Ben Bugünlerde#13

 Yılın en sevdiğim zamanından ,ara tatilden, hepinize merhabalar,zat-ı alleriniz nasıllar efenim:)) Beni sorarsanız huzur dolu bir tatilde nasıl olunabilirse öyleyim.
 Şu sınavlar olmasa gayet güzel aslında üniversite hayatı, lakin sınav ayı diye bir ay var ki her şeyden elini ayağını çektiriyor,dünyaya sırtını dön diyor.Neyse ki-şimdilik- o evreyi atlattım, kendimi yine kitaplara ve filmlere verdim,buradan devam edelim biz:D
'Tatile girdim' der demez hemen liste hazırladım-evet bazı şeyleri akışına bırakmak kimi zaman daha iyiyse de yapmayı düşündüğüm şeyleri somutlaştırmak her şeyi düzene koyuyor ve ben rahatlıyorum:D-
Okumayı düşündüğüm kitaplardan çok uzatmadan bahsetmek istiyorum müsadenizle:)
 1-Malcolm -X:
Konuşmalarına her zaman hayran olduğum insanlardan biridir kendisi.Yıl içinde 60'ların Amerika'sını incelerken adına sıkça rastlayınca küçüklüğümden de filmine dair birkaç görüntü oluşunca zihnimde kimdir bu diyerek açıp bakmıştım.Konuşmaları,insana özgürlüğün hiçbir şeye feda edilemeyeceğini gösteriyor.Kitap, Malcolm-X'in konuşmalarından oluşuyor.Eve geldiğimde babamla kitaplığın önüne geçip,şu nasıl bu nasıl diye konuşurken bu kitabı gördüm.Babamın elinden kaptığım gibi ''Bu kitap bundan sonra benimdir!'' dedim.Zamanında altını çizerek not alarak okuduğu kitaba el koymak biraz fazla mı ne?:D
2-Kırmızı Pazartesi
Dersimize gelen konuk hocamızın tavsiyesi üzerine aldığım bir kitap Kırmızı Pazartesi.
Şöyle demişti Gökhan Hoca(Gökhan Yavuz Demir):
-Hukuk,edebiyatla iç içedir ve edebiyat tecrübelerin tercümesidir.Hukuk hakkında okuduğunuz edebi kaynaklar bellidir.Reis Bey,Suç ve Ceza..Hep aynı şeyleri okur hukuk alanındakiler.Ama bakın, sizin alanınız  bunlarla sınırlı değil.Kırmızı Pazartesi'yi okuyanınız var mı yada Güliver'in Seyahatleri'nin tam metnini? Bunları okuyun arkadaşlar..  O zaman not aldığım kağıtları bulduğumda hemen listeme ekledim bu kitapları.Şimdilik Güliver'in Seyahatleri'nin tam metnini bulamadım,karşıma hep çocuk kitabı şeklinde çıktı.Sanırım sahaflarda arayacağım.
Kitabın arka kapağından çıkarak konusuna değinecek olursak:
Herkesin bildiği ama engellemek için bir şey yapmadıkları bir cinayetin öyküsünü anlatıyor.Arka kapaktaki en ilgi çekici şey ise,romanın kahramanı olan Santiago Nasar'ın ilk satırdan belli olmasına rağmen sürükleyiciliğinden bir şey kaybetmediğinden bahsetmesi.Sanırım hepimiz olayların nasıl devam edeceğini veya sonunu bildiğimiz kitapları okumaktan sıkılıyoruz.İlgin başlangıcıve tabi ki 1982'de Nobel Edebiyat Ödülü almış olması kitabı daha da merak uyandırıcı yapıyor. :)

3-1984
Ekim ayından beri niyetlenip de okuyamadığım,herkesi kendine hayran bırakan bir kitap daha.En çok bu kitabı aylar sonrasına bıraktığım için pişmanım sanırım.Bir ay içerisinde okuyup burada yorumlamayı düşünüyorum.-Eski yazılarımda bu kitabın içeriğinden bahsetmiştim,buyurun efenim:))
4-Suçluluk Sorunu
Hocamızın tavsiyesi üzerine aldığım kitaplardan bir diğeri. Almanya'nın siyasal sorumluluğu üzerine yazılan kitabın yazarı  Karl Jaspers'ın düşüncesine göre; kişilerin yapması gereken, belli sorunlardan kaçmak yerine atalarının yada kendilerinin hatalarını ve suçlarını kabullenip bunlar üzerine konuşmaya açık olması gerekir.Aynı zamanda kitabın giriş kısmında Jaspers şöyle diyor.''Birbirimizle konuşmayı öğrenmeliyiz.Çünkü birbirimizle konuşmayı öğrenmek,kendi ezberlerimizi tekrarlama arzumuzdan vazgeçtiğimiz ve ötekinin de ne düşündüğünü cidden dinlemeye açık olduğumuz anlamına gelir.
''Öteki''leştirdiğimiz insanlar var dünyamızda.Kabullenmediğimiz yada yetiştirilişimizden dışladığımız..İşte onları dinleyebilmek için bu kitabı okumamız gerektiğini düşünüyorum.
5-Suçlar ve Cezalar Hakkında
Beccaria ceza alanında bir çığır açmıştır.Zira şimdi ceza hukukunda temel saydığımız birçok kavram ve ilkeler yazar sayesinde öne sürülmüştür.Klasik Hukukun temeli atana Beccaria'nın kitabı hukukçulara özellikle tavsiye edilmekte.Ceza hukuku dersini diğerlerinden ayrı sevdiğimi söylemem lazım.Şimdiye kadar bir dersi çalışırken bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Bir konu öğrenirken yada yeni bir kitabı elime aldığımda kalbim göğüs kafesimi zorlar ve olduğu yerde heyecanla çırpınırdı.İşte ,ilk defa bir derste bahsettiğim durum gerçekleşti.Ve evet ,dedim ''Evet,ileride ilgilenmek istediğim alan bu,ceza hukukunda yükselmeliyim. Daha çok şey öğrenmeliyim.'' Akademisyen olmayı düşünürken bir anda önümde her şey daha da somutlaştı. Ceza hukukunda akademisyen olmak şimdilerde en büyük hayalim,geleceğin ne göstereceği belli olmasa da:)

6-Leylim Leylim
İşte en çok bahsetmek istediğim kitap!:))Blogum sayesinde tanıştığım ve konuşmaya başladığım sevgili Febris bana bir kargo yolladı.Ama ne kargo!Mutluluktan dört köşe olmuş,sevinçle açtığım paketten  de Leylim Leylim çıktı.Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e mektuplar... Ki mektuplara ayrı bir zaafım var zaten.Yazarların bir zamanlar karşı taraf dışında kimsenin okuyacağını düşünmeden,samimi duygularını kağıda aktararak yazdıkları bu eserler her şeyden daha kıymetli ;çünkü o çok sevdiğimiz ve kitaplarını okumaya doyamadığımız insanlar ,karşımızda oldukları gibiler.'Bir zamanlar biz de yaşadık..'diye fısıldıyorlar sanki.Ve onların da şu yaşadığımız dünyada nefes alıp,bir şeylere kırıldıklarını,güldüklerini,dalıp gittiklerini bilmek inanılmaz bir duygu..Buradan Febrisime teşekkürlerimi yolluyorum tekrar,iyi ki varsın:) :*

Bunlar da son alışverişimle ara tatilde okunacakların arasına katılanlar.:))
 1-Kızıl Kraliçe
Distopya türünde olan Kızıl Kraliçe'de toplum kan rengine göre sınıfandırılmıştır.Güçlü ve özel yetenekleri olan gümüşler.sıradan ve gündelik işlerle meşgul olan ve zor şartlar altında yaşayan kızıllar ve hepsinin başında krallık.Yoksul bir kızıl olarak Mare'in hayatı tanımadığı birinin ona yardımıyla tamamen değişir.Basit ve hırsızlıkla geçindiği dünyasından sıyrılıp kendini gümüşlerin ortasında bulur.
Serinin ilk kitabı Pegasus yayınlarından çıkmış ve söylemem lazım ki cildine de yazarın anlatışına da bayıldım.Devamını büyük bir heyecanla bekliyorum.
2-Kül
İkinci distopya kitabımız Kül.En üst tabakadan yani morlardan Madden ve en alt tabakadan,küllerden Dax. Özgürlük yolunda kesişmiş iki hayat. Kitaba daha başlamadım ama kapağı,cildi ve hakkında yapılan yorumlar bu seriyi de çok seveceğimi söylüyor.işin ilginç tarafı kitabı iki yazarın yazmış olması.bakalım nasıl bir yapıt ortaya koymuşlar.
3-Kırık Kalpler
Romantik bir kitap olduğu isminden de anlaşılan Kırık Kalpler film tadında fikrimce.Jude yaz tatilinde babasının motorunu tamir ettirmek için bir Vargas erkeğine güvenir.Ablalarıyla 
Vargas erkeklerine asla güvenmeyeceği üzerine ettiği yemini unutmadan bu tamir süresini atlatabilecek midir?
4-Jane Eyre
Charlotte Bronte'nin hayatı hakkında bir kitap okuduğumu önceki yazılarımda söylemiştim. Gözde eseri olan Jane Eyre'i okumamak olmazdı.Kitap fuarından, sahafların birinden aldığım Altın Kalem Klasik Roman serisinden. 1971 yılında basılan kitabın diline vuruldum.Daha önce aynı kitabı başka bir yayınevinden okumaya çalışmış ama çok sıkılmıştım.Bu çevirisiyse kısa sürede bitti.Bu yüzden tavsiyem özellikle klasikleri okurken eski basımlardan yada güvendiğiniz tanınmış yayınevlerinden okumanız.Sizi tatmin eden bir dil sunmadığı sürece kitabı bitirmekte sıkıntı çekersiniz.
5-Lola ve Komşu Çocuk
-bunu aslında önceden okumuştum ama tavsiye edebileceğim kitapların içinde olduğu için buraya eklemek istedim:))-.Okuduğum en tatlı kitaplardan bu kitap.Ne zaman elime alsam istemsiz gülümsüyorum:).Yazarın Paris'te Aşk kitabını lisede okumuş ve çok beğenmiştim.Pariste Aşkla -içerik olarak- bir bağlantısı olmayan Lola ve Komşu Çocuk, Yabancı yayınları sayesinde orijinal cildiyle ülkemizde geçen yıl çıktı.Konusundan bahsedersek:Lola diğerlerinden farklı giyinen,farklı bir aileye sahip olan farklı bir kız ve yıllardır kapı komşuları kim olursa olsun onlardan nefret etmekte.Ta ki bunun asıl kaynağı yeniden hayatına dahil olana kadar.Ama Lola değişti.Artık eskisi gibi değil..Değil,değil mi?:)) Akıllıca diyaloglarla ve mantıklı bir olay örgüsü içinde içinizi ısıtacak bir aşk hikayesi.
-Bu kitabı okurken elektrikler gitmiş ve mum ışığında okumuştum. Gülümsememin bir diğer nedeni de budur efenim:D)


Küçüklüğümün cumartesileri,elimde çekirdekler televizyonda oynayan Yeşilçam filmlerini izlemekle geçti.Çoğunu 3-4 kere izlediğimiz yapımlar 70lerin 80lerin gençliğini,temizliğini bir kez daha gösteriyor bizlere.
Kara Gözlüm filmi de Türkan Şoray'ın en bilindik yapımlarından sanırım.1970'te beyazperdede yerini alan film Azize(Türkan Şoray)nin gazino işletmecisi tarafından keşfedilmesini ve bu sırada alafranga müzikle uğraşan ama geçim sıkıntısı nedeniyle gazinoda garsonluk yapmak durumunda kalan Kenan (Kadir İnanır)la aralarındaki aşkı konu alır.Kenan'ın isimsiz olarak yaptığı besteler Azize'yle arasındaki en kuvvetli bağdır.
İzlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama herkes mutlaka izlemeli diyorum.En azından o zamanları yad etmek isteyenlere ve gülümseyerek izlenecek film arayanlara gelsin:))
Kore dizilerine de uzun bir aradan sonra kavuştum.Arada kaçırdığım ne kadar dizi varsa hepsini izlemeyi planlıyorum bu tatilde hehe^^
Han ye-Seul ve Sung Joon'un başrolleri oynadığı dizide biri falcı diğeri psikolog olan iki insanın iş yerlerinin ismi aynıysa ve ikisi 2 katlı binayı paylaşmak zorunda kalırlarsa? Ya ikisi de insanları okumakta bir numaralarsa?..Son olarak biri yeni birinden hoşlanmak isterken ,diğeri aşkın sadece bilimsel boyutunun varlığını kabul ediyorsa?..
Dizinin şimdilik 4 bölümü yayınlanmış olsa da beni kendine bağlamayı başardı.Psikolojik vakaların yer aldığı yapımlar fikrimce Kore dizilerinin en etkileyicileri.Cuma-cumartesi yeni bölümleri yayınlanan yapımda adı geçen psikolojik vakaları bölümün hemen ardından araştırmak da yeni uğraşım haline gelmiş durumda:)
Hayat Güzeldir(La Vita E Bella) 1999 yıllı harika bir İtalyan yapım.
Filmi izlerken o kadar farklı duygular yaşadım ki nasıl anlatayım bilemiyorum.Gülüyorsunuz,heyecanlanıyorsunuz,yüreğiniz acıyor,ağlıyorsunuz.Aldığı tüm ödülleri hak etmiş olup 2.Dünya Savaşında ülkelerden ziyade insanların nasıl etkilendiğini göstererek beni en çok etkileyen filmlerden oldu.
Yaşam enerjisiyle dolu olan Guido'nun hayatı,öğretmen Dora'ya aşık olmasıyla değişir.yaşamlarının en güzel dönemlerinde patlak veren 2.Dünya Savaşıyla,kamplara alınmalarıyla çocukları için yapabilecekleri fedakarlıkları konu alır.
Sevmek,emek ister.Gerek Gudio'nun gerekse Dora'nın fedakarlıklarını,emeklerini görüp de duygulanmamak elde değil.
İzleyin efenim,mutlaka izleyin.
Sevdiğim müzikleri de buraya koyayım,dinlediği şarkılardan sıkılanlar buyursun :))
*Cici Kızlar-Ah Kalbim Delisin
*Ezginin Günlüğü-aşk bitti
*Ahmet Kaya-Kendine İyi Bak
*Ed Sheeran-All of The Stars
*Hüsnü Arkan-Kırık Hava
*Yaşar-Ebruli
*Müslüm Gürses-Affet
*Cem Belevi-Sor
*Can Bonomo-Hikayem Bitmedi


Burada posta son verirken hepinize iyi günler diliyorum..
Mutlu kalın:)







19 Eylül 2015 Cumartesi

Ben Bugünlerde#12


 Sevgili eylül ayından hepinize merhabalar:) Şimdi şurada sonbaharı bir zamanlar 'Huzur veriyor ama' diye kendimi ikna etmeye çalışmama rağmen  oldum olası sevmediğimi; çünkü yapraklara basınca kendimi kötü hissettiğimi ve şemsiyemi olur olmadık zamanda yanıma aldığım için çoğunlukla yağmurda ıslandığımı,her şeye rağmen yaprakların renklerine bu mevsimde vurulduğumu , bisikletin ve kahvenin en çok bu mevsime yakıştığını söylemek isterdim ama tabi ki yine içime atacağım tüm iç döküşlerimi:D Bu mevsimi sevenler özel insanlarsınız hepinize selam olsun:)
  Bu Günlerde postumu bayramdan hemen önce yazayım ki sonradan okul hazırlıklarıyla uzun bir süre sarkmasın istedim,yazıların aralarını bu kadar açtığım da görülmüş şey değildir ya(!):D Geçelim görüşmeyeli vaktimi nasıl çatır çatır yediğimeee...
    Çok güzel kitaplar okudum  bu aralıkta,benim için oldukça verimli bir zaman dilimi oldu anlayacağınız.özellikle uzun sürüdür düzgün bir kitap bitiremediğimi düşünürsek.aralarından en sevdiğim kitaba burada yer vereceğim lakin seçmek çok zor oldu,özene özene hazırladığım bir diğer postta diğer kitapların yorumlarını da okuyabilirsiniz;)
Nietzche Ağladığında
Ben böyle bir kitap okumadım,müthişti!! İnsanı sürekli düşünmeye sevk eden cümleler mi,Freud,Nietzche gibi insanların görüşlerini bu denli iyi yansıtan diyaloglar mı desem,hepsi birbirinden iyiydi.İşte yazar dediğin böyle olur dedirtiyor kendine Ilvin D.Yalom.
Kitabın konusunda biraz bahsedecek olursak buna arka kapağıyla başlamamız iyi olur.
Bir gün,erkeklerin başını döndüren kadın,Salomé Nietzche'den habersiz Breuer'e gelir.'Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede,Nietzche ümitsiz.Ona yardım edin' der. Breuer Salomé'yi tekrar görebilmek umuduyla 'peki ' der.Ve varoluşun kader,inanç,hakikat,huzur,mutluluk,acı,özgürlük,irade...ve neden,nasıl gibi önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar.
Ümitsizlik ve korkunun harmanlandığı konuşmalar sırasında psikanalizin doğuşuna şahitlik etmek kitabın en güzel noktalarından biriydi.
Dr.Breuer'in kendiyle yüzleşmesi ve Nietzche'nin içinde verdiği savaş her satırda içtenlikle anlatılmış,bazı yerleri iki kere okumam gerekti derinlemesine anlamak için,hala tam olarak sindirebildiğimi düşünmüyorum. İleride tekrar okumayı düşünüyorum,işte bu yüzden popüler edebiyattan kaçıp biraz nefes almak ve kendinizi sorgulamak için-zira rüyalarım bile karmaşıklaştı okurken-okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum. 
Şuna da değinmek istiyorum;bazı kitapları nasıl okuduğunuzu unutmazsınız,koku hafızası gibi kitabı elinize aldığınız anda hatıralar zihninize doluşur.Bu kitap bana, annem elinde örgüsüyle meşgulken ben de karşısında koltuğa kıvrılmış elimde kitap'' şuna ne dersin ya da buna bak ''şeklinde  yaptığımız 'kendine pencereden bak' temalı uzun konuşmayı hatırlatacak. Güzel bir anı daha girsin kalbime...
Bir kaç alıntı güzelim kitaptan:
*Bir kitap alıp bizi diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir?
*Hastalığım hakkında ne biliyorsa bana anlatıyor;üstelik bundan daha da dikkat çekici bir yanı var: Bilmediklerini de anlatıyor.
*Sanki bütün hayatım boyunca yanlış melodiyle dans edip durmuşum.

 film:Kingsman
En sevdiğim şeylerden biri kardeşimle film izlemek,olaylara bakış açımız çok farklı olunca daha da güzelleşiyor:D Ne zaman sinemaya gitsek -beklediğimiz ortak bir film yoksa- o aksiyon savaş filmleri diye ısrar ederken ben de komedi -romantik filmler diye diretiyorum,tabii onu kıramayıp (beğendiğimi ona asla itiraf etmesem de) çok güzel aksiyon filmleri de izledim:D
İşte şimdi bahsedeceğim film de bayılarak izlediğim, aksiyon ve komedi türünün mükemmel örneklerinden biri.Tekrar söylüyorum ba-yıl-dımm!!
İngiliz yapımı filmimizin yönetmeni Matthew Vaughn'u bir diğer yapımı olan Stardust(2007) filmini de çok severek izlemiştim ,şimdi bahsedeceğim Kingsman de yanında yerini aldı:)
Başrollerde Colin Firth,Samuel L.Jackson ve Taron Egerton'u izlediğimiz filmin konusundan ve oyuncularından azıcık bahsedeyim artık:D
Film casusluk üzerine bir kurgu üzerine oturtulmuş olup Eggsy'nin babasını kaybettiği küçük yaşlarda iyilik borcu olarak arkasında telefon numarası kayıtlı bir madalyon verilmesini ve Eggsy'nin bunu karakolda tutuklu kalınca kullanıp Harry Hartla tanışmasını ve bu tanışmayla hayatını bulmasını anlatıyor. Devamında ise olaylar şöyle gelişir; gizli bir istihbarat ajanı olarak yetiştirilen ve birbirinden ilginç sınavlara  tabi tutulan gençlerden yalnızca biri ajan olabilecektir ve Eggsy bunun için var gücüyle savaşır.
Başrolde yer alan Colin Firth'ün(Harry Hart) birbirinden iyi,hangi filmlerde yer aldığından bahsedeyim şimdi:Zoraki Kral,Geçmişin İzleri,Dorian Gray ,Uyumadan Önce...Rolleribirbirinden çok farklı olmasına rağmen hepsinin üstesinden başarılı olarak gelmiş ve en sevdiğim sanatçılar arasında yer alan bu oyuncu için bile izlenir film:D
 Gizli istihbarat ajanı olan Harry Hart geçmişinde hayatını kurtaran, kendi yetiştirdiği bir ajanın oğluna borcunu ödemek için çabalamakta ve aynı zamanda gizli bir amaç doğrultusunda birleşen bir grubun da hedeflerini öğrenmeye çalışmaktadır.
Diğer bir başrolümüz ise Taron Egerton(Eggsy).Oyuncuyu ilk defa bu filmde görmeme rağmen genç oyuncu gelecek vaat ediyor,role çok yakışmıştı.Hafif başına buyruk,sadakati önemseyen ve casus:D Filmde yer alan ve kötü adamların başındaki dahiyi canlandıran isimse Samuel L.Jackson.Bu adam hakkında bir şey söylemeye bile gerek yok aslında,müthiş bir oyuncu! Captan America,Ucuz Roman ,Yenilmezler gibi adlarını tarihe yazdıran filmlerde rol aldığından bahsetsem ve filmde hafif kafayı sıyırmış ve katil olmasına rağmen kan tutan bir adamı-ki çok komik replikleri vardı- canlandırdığını söyleyip sussam mesela:D
-Biraz önce internette dolaşırken karşılaştığım bir bilgiyi de ekleyip ,filmi aksiyon ve casusluk filmlerini beğenen herkese şiddetle tavsiye ederek yorumuma son veriyorum.Film Mark Millar'ın Kingsman adlı çizgi romanından uyarlanmış, izlemek için  bir neden daha!:)

Uzuun iki yorumdan sonra araya hemen sevdiğim ve dinlediğim şarkıları da sıkıştırıyorum,buyurun dinleyin efem:))
-Geçmişten Esintiler: Demet Sarıoğlu-Arnavut Kaldırımı
-Ennn sevdiğim: Frank Sinetra-I Love You Baby
-Dinlemem ben deme, dinliyorsun:D: Müslüm Gürses-Asi ve Mavi
-Yeni keşfedilenlerden:İrem Candar-Göğe Bakalım

 Dizileri genelde yarıda bıraktığım bir dönemden sonra art arda ve sıkılmadan izlediğim bir diziden bahsetmek istiyorum şimdi de:Orphan Black.
Tür itibariyle aksiyon ve gerilim olsa da yer yer romantik unsurları da barındıran dizinin konusu oldukça ilgi çekici.
Sarah tren raylarına kendini atan kadının kendisiyle aynı yüze sahip olduğunu fark eder.'Acaba ikizim mi var?' derken kendisinden iki tane değil daha fazla olduğunu ve klon olduklarını öğrenmesiyle zaten karmaşık olan hayatı daha da karmaşıklaşır. Sarah ve diğer klonların rollerini kendisini WomanInGold filminden tanıdığım Tatiana Maslany canlandırıyor. Rus,İngiliz,Fransız.. ve birbirinden olabildiğine farklı kişilikleri o kadar iyi oynamış ki sanki başka insanlarmış gibi geliyor size. Şimdilik 3 sezon olan dizinin her sezonu 10 bölümden oluşuyor ve 4.sezon için de izinleri alınmış.Bize de büyük bir heyecanla Nisan 2016'da yayınlanacak 4.sezonu beklemek kalıyor.
 İzleyin diyorum,pişman olmazsınız!:),
(Kore dizilerinden de önerebileceğim ve şimdilik 7 bölümü yayınlanmış olan Twenty Again:).Çok tatlı ve güzel bir yapım olmuş,bittikten sonra yorumumu paylaşacağım^^)


Bugünlerde içimin içime sığmamasının bir diğer nedeni ise ilk yağlı boya tablomu büyük uğraşlar sonunda bitirmiş olmam!^^Başta dikkat etmediğim pek çok ayrıntının aslında ne kadar önemli olduğu geç fark ettiğim ve dikkatim kısa sürede dağıldığı  için biraz uzun bir sürede bitmesine rağmen ilk göz ağrım olması sebebiyle ben de yeri ayrı:)Yıl içinde de devam etmeyi düşünüyorum resme zira yağlı boyanın kokusu bile beni mutlu etmeye yetiyor:))Her seferinde dediğim gibi sabrı olan ve yüzey okumayı iyi bilen herkes resim yapabilir,sabır önemli, çok çok önemli:D


Emine Beder'in sodalı iki renk kekini ben çok sevdim!! Sizinle de paylaşmak istedim,hem kolay yapılışıyla hem de yumuşacık olmasıyla gönlümü çaldı ,''ben niye kek yapamıyorummm?!!'' serzenişlerime de son noktayı koydu:D
malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı sıvıyağ
2 su bardağı şeker
3 su bardağı un
1 paket vanilya(2 paket de katabilirsiniz.)
1 paket kabartma tozu
2 yemek kaşığı kakao
1 adet limon rendesi
1 su bardağı soda
Yapılışı:
yumurtaları şekerle beyazlaşıp köpürene kadar çırpın.
Sıvı yağı,sodayı,limon rendelerini ve vanilyayı ekleyip çırpmaya devam edin.
Elenmiş unu ve kabartma tozunu ekleyip karıştırın.
Hamuru ikiye bölüp bir yarısını kakaoyu ekleyin.
Yağladığınız ve unladığınız kalıba önce sade olan hamurun yarısını,onun üstüne kakaolu hamuru boşaltın.En üste de kalan sade hamuru boşalttıktan sonra önceden ısıtılmış 180' fırında pişirin.
 Keki kalıptan çıkardıktan sonra üzerine pudra şekeri serpebilirsiniz..
Şimdiden kolay gelsin ve afiyet olsun:))
(yazma hallerinden:))

Orhan Veli'nin güzel şiiriyle yazıma son verirken severek dinlediğim şarkıyı da
buraya bırakıyorum.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım.
Böyle havada aşık olduk;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.



Siz neler okuyup neler izliyorsunuz,önerilerinizi de benimle-bizimle paylaşırsanız mutlu olurum.^^
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın efendim:))


4 Eylül 2015 Cuma

Yeni kitaplaaar,hangisinden başlamalı?:)

    Mutluluktan uçuyorum,evin orasında burasında detone olmaya mahkum sesimle şarkı söyleyip duruyorum,kitaplarımın üst üste dizilmiş muhteşem görüntüsüne bakıp ,tekrar dönüyorum şarkıma lalala:D 
Size de şimdi kitaplığım yeni üyelerini tanıştırayım o zamaaan^^
On Üç Günün Mektupları-Cemal Süreya-YKY 
Yky'i ve Can Yayınlarının üzerine yayınevi tanımıyorum ,bu kadar güzel ve sade kapaklar hazırlayan nadir yayınevlerinden ikisi de.
Kitap Cemal Süreya'nın eşine hastanedeyken  bıraktığı birbirinden güzel 13 mektuptan ve eklerden oluşuyor.Düşünebiliyor musunuz ,hasta eşi 13 gün boyunca hastanede yatıyor ve o da her gün bir mektup yazıp yanıbaşına bırakıyor,ne büyük bir incelik...
Arka kapağındaki şu cümle yeter de artar zaten hassasiyeti anlamaya:
''Sen birinci hamura basılmış dokuz punto beyaz karaktersin.Alınyazımsın,daha doğrusu alınyazımın tek okunaklı yerisin.''Ama beni asıl çeken şu cümlesi oldu  ''Sevmek ne uzun kelime!''...
 Kitabı gördüğümde  Milena'ya Mektuplar ve Kafka'nın o yazı stili aklıma geldiği içinde almış olabilirm tabiki de,ama söz konusu Cemal Süreya ise okumaktan pişman olmayacağımı düşünüyorum.
Jane Austen Hayatımı Mahvetti-Beth Pattıllo-Pegasus Yayınları
Önceki yazılarımı okuyanlar büyük bir Jane Austen hayranı olduğumu anlamıştır diye düşünüyorum,ne yazdıysa okurum ,öyle çok seviyorum kadını:) Bu kitapta da onun adının geçtiğini görünce neymiş bir bakayım dedim,içerik olarak romantik tarzda kaleme alınan yayın Austanvari bir kurguyla karşımıza çıkıyor.Burada önemli soru dilini de yakalayabilmiş mi oluyor,onu da okuyunca göreceğiz:)
Konuyu arka kapağından şu cümleyle özetlemek mümkün:
İhanete uğrayan ve sadakatin asıl anlamını çözen bir kadının hikayesi.
de ki işte-Oruç Aruoba- Metis Yayınları
Oruç Aruoba Türkiye'nin yetiştirdiği felsefecilerinden biri ve ismini bu denli çok duymama,kitaplarının düşündürücü,akıcı ve muhteşem olduğu yorumlarını okumama rağmen eserlerini daha önce okuma şansı elde edememiştim. Şimdi bir üçlemenin ikinci kitabı ola de ki işte'yi alarak çok da kendimden emin olmadığım bir alana,  felsefik düşünceye doğru yol alacağım,hadi bakalım...
1984-George Orwell-Can Yayınları
Kitabın güzelliğine bakar mısınız,bu kadar karışık ama akıl bulandırmayan bir kapak tasarımı tabiki Can Yayınlarına ait olacak:)
Bu kitabı , sevgili Çitlembik'in tavsiyesiyle okunacaklar listeme eklemiştim,hemen de edindim:)Arka kapağındaki tanıtım da kendi kendini kanıtlayacak cinsten.
   Partinin dünya görüşü,onu hiç anlamayan insanlara çok kolay dayatılıyordu(...)Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi,yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.
Ve son cümlesinde değindiği gibi 'bütün zamanların kitabı'' olduğunu okumadan bile fark ediyorsunuz.Bilinçlenmek dileğiyle başlayacağım bu kitaba:)
Çılgın Kalabalıktan Uzak-Thomas Hardy-Can Yayınları
Thomas Hardy'nin bu eseriyle ün kazandığını ve son dönemde kitabın film çevirisiyle karşılaştığımızı söyleyerek başlayayım  kitabın açıklamasına .Romantik olay örgüsünde geçen kitap bir kadının duygusal çalkantılarıyla dolu yaşamını anlatıyor.bBu tarz kitaplarda hiç vazgeçemeyeceğim sanırım.-keza aklıma nedense Vadideki Zambak kitabını getirdi:D-
Zehir Ustası-Maria V.Synder-Dex Yayınları
Fantastik kitaplar günleri geçirmenin en güzel yollarından biri fikrimce,yazar güzel ve akıcı bir dile sahipse filmlerden daha da çekici olduğu çokça vakit var:)
Çok övgüler alan ve muhteşem bir seri olduğu söylenen serinin ilk kitabında Yelena'nın sarayda yaşadığı mücadeleler üzerinde durulmuş. Kapak tasarımını yine çok beğendiğim eserlerden biri..
Dönüşüm-Franz Kafka- Can Yayınları
Belli başlı sevdiğim yazarlar vardır ve onların her yazısını tereddütsüz okurum , hayal kırıklığına uğratmayacağını bilirim.Bunlardan belli başlıları Jane Austen,Didem Madak,Kerstin Gier,Cassandra Clare,Dan Brown,W. Shakespeare ve tabiki de Franz Kafka.Yazı stiline,  melodik havasına bayılıyorum, hele ki bu hayranlığım kendisinin bir avukat olduğunu öğrendikten sonra iyice depreşti:D 
Kafka,Dönüşüm adlı öyküsünde bir adamın sabah böcek olarak uyanmasını ve aslında 'başkaldıran bireyin tragedyasını'' anlatıyor. Keşke onunla tanışma imkanım olsaydı,oturup kahve içseydik ne muhteşem olurdu..

Aşkın Naz'lı Hali-Kübra Türker- Dokuz Yayınları
Wattpad'ten çıkan kitaplardan özellikle uzak duruyordum uzun zamandır,kesinlikle bir alıp veremediğim söz konusu değil.Sadece  kitap çıkarmak isteyenler ve - fikrimce- daha toy ve gelişme aşamasında olan birçok yazar doldurmuştu son zamanlarda uygulamayı. Bir zamanlar severek takip ettiğim uygulamaya şu anda pek giremiyor yada buradan çıkan yazarları pek tercih etmiyorum .
Lakin bu kitap hakkında okuduğum birkaç yorum ve arka kapağındaki Türkfilmvari tanıtım yazısı bir şans vermemi sağladı esere.Umarım pişman olmam diyetimi bozduğuma:D Romantik komedi tarzda olan kitap Naz ve Yağız ikilisi arasında gelişen olayları anlatıyor.Tam yazlık,değil mi?;)
İlahi Komedya-Dante-Oğlak Yayıncılık
Dante'nin üçlemesi olan İlahi Komedya-Cennet ,Cehennem ,Araf- İtalyan Edebiyatının en meşhur epik şiiridir(vikipedi).Dante, Cennet Cehennem ve Araf'ta yaptığı düşsel gezileri anlatan komedya önemli edebiyat eserlerindendir.Kendi yaşamından da kesitler bulunan üçleme Oğlak Yayıncılık'ın elinden bir set şeklinde çıkmış ve sade dizayn edilmiş,çok da iyi yapılmış:D Şiir severlerin,onu bırakın edebiyatseverlerin mutlaka okuması gereken eserlerden bu eser fikrimce,tabi önce bir okuyayım:)
Açıklamalı Notlarıyla Hobbit-J.R.R Tolkien-İthaki Yayınları
Kardeşimin de içinde olduğu bir grubun çok sevdiği Yüzükler Efendisi serisi ve ondan önceki olayları anlatan Hobbit'in ne kitaplarını okumuş ne de filmlerini izlemiştim önceden.Yapımda kullanılan renklerin soluk olması -siyah beyaz film severim yanlış anlaşılmasın-  uzun zamandır sonra izlerim diye ertelememe sebep oluyordu.Taki sadece konusunu çatpat bilirken yakın arkadaşım Cems'in zoruyla(!) Hobbit 3 filmini izleyene kadar.-ki kendisi sayesinde Aşk-ı Memnu'nun da sadece Veda bölümünü izlemiştim ve o ağlarken ben hiçbir şey anlamamış saf saf ekrana bakıyordum şu kim bu kim diye,o unutmuştur bile ama ben hiç unutmayacağım hele ki hıçkırıklarını:DBuradan ona da genel kültürümün yapıtaşı olması sebebiyle teşekkürlerimi yolluyorum :D - ehehe nerde kalmıştık;güzel, yormayan yapıya sahip filme başta çok da ahım şahım diyemeyecekken kitabını görmemle bir de kitabına bakalım demem bir oldu.Tamam, itiraf ediyorum ansiklopedik tarzda dizayn edilmesi ve ciltli olması beni cezbetti:D  Eğer ki bu kitabı beğenirsem serinin devamını büyük bir hızla okuyacağım.Başta da söylediğim gibi konuşmakla pek arası olmayan kardeşimin olayların çoğunu anlatmış ,kitaplarla da pek arası olmayan şahsının ilk kitabını okumuş olması da beni aşka getirdi.Şunun güzelliğine bakın,torunlarıma miras bırakıcam bunu!!!:D


Eveet,kitapların sonuna gelirken kitaplarımı hem güzel kampanyalar yapması,hem de hasarlanmamış şekilde yollaması sebebiyle genellikle okuoku'dan aldığımı da açıklamak istiyorum.O kadar korunaklı yollamışlardı ki bunu yazmasam olmazdı:)Bir de  kendi kitap ayraçlarını ve bir kahveyi paketlenmiş şekilde kitapların arasına koymuşlar.Büyük bir şey değil belki ama hoş bir düşünce olduğu yadsınamaz,gülümsememe katkıları oldu:) 
Size de iyi okumalar efendim-Sormadan edemeyeceğim^^Neler okuyorsunuz bu aralar?-
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın...