izledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2017 Pazartesi

GÜZ İÇİN BATTANİYE ALTI FİLM ÖNERİLERİ

 Mevsim geçişlerine olan isyanımı bu yazıda da dile döküp hepinizin başını şişirebilirim elbette yada en kısa ve acısız olanından bu münasebetsiz konuyu atlayarak  mevsimi değil ama mevsimin bana sevdirdiklerinden bahsederek hepimizin gününü aydınlatabilirim. Güz dendiği zaman aklıma  ilk gelen şey battaniye altı kitap okumak yada dinmek bilmeyen yağmurlar eşliğinde film izlemek oluyor.. 'Artık soğuk kahve mi içsem sıcak mı,ama kahve dediğin de sıcak olur canım!' ikileminde kalarak kendime işkence etmektense hemen içimi ısıtan kahveyle ellerimi ısıtmak.. Şemsiyemi yanıma almadığım günlerde yağan yağmura içerleyerek eve doğru koşar adım yürümek, tüm hıncımı  yumuşacık battaniyenin altında ısınırken unutmak..
 Konuyu fazla uzatmadan battaniyeye ve yağmurlara çok yakışan, bayıldığım birkaç filmi sizinle paylaşayım dedim, bu aralar izleyecek film bulamayanlara, bulup da emin olamayanlara faydalı olmasını umuyorum:)


A Walk to Remember dönüp dönüp izlediğim oldukça klişelerle dolu bir film.Oldum olası klişelere bayılan bir insanımdır!:D Carter isimli kendini beğenmiş, ne yaptığı belirsiz esas oğlanımızın ceza alması sonucu çekingen ve kendi halindeki Jamie ile tanışmasını konu alan film -başta söylediğim gibi klişelerle dolu:D- 2002 yapım. Romantik, dram türünün en tatlı filmlerinden biri fikrimce. Her izlediğimde duygularım alt üst olsa da kendimi huzurlu hissettiren yapımlardan olduğunu söylemeliyim.


Bir diğer filmimiz Mr. Church..
Bu filme bayılıyorum! Yemekler,kitap, caz.. İnsan daha ne ister bilemiyorum:D Film, bir eve aşçı olarak giren Henry Joseph ile evin küçük kızı Chorlette arasında olan ilişkiyi anlatıyor. Zaman zaman arkadaş, zaman zaman da baba-kız gibi görünen bu ilişkinin geçiş evrelerini, içine kapanık, kitaplardan,yemekten ve cazdan anlayan Mr. Church' ün kendine özgülüğünü seyrediyoruz film boyunca. Mevsime o kadar yakışan bir film ki izleyin demekten başka bir şey düşünemiyorum yazmak için..


Bir diğer önerim kesinlikle Özgürlük Yazarları..
Muazzam bir filmdi, Amerika'da 90'lı yıllarda yapılan ırk ayrımcılığını liseli gençler üzerindeki etkisini ve onları neye sürüklediğini anlatıyor.Gerçek hayattan uyarlanan film olması da abartıya kaçılmayan doğal bir yapım olmasında etkili olmuş tabi.Ortada renk,dil,din ayrımcılığı olduğu müddetçe maalesef bu türde olan filmler de yapılmaya devam edecek. Mutlaka izleyin:)

Biraz aksiyon olsun ne bileyim kovalayalım kovalanalım derseniz dönem filmi olan Müttefik'i önerebilirim. Brad Pitt ve Marion Cotillard'ın filminin kötü olması beklenemezdi zaten ama dönemi o kadar güzel yansıtan bir film olmuş ki.. Aksiyon dram..Her şey olması gerektiği kadardı. Ajan filmlerini seviyorsanız- ki ben bayılırım:D- izleyin derim:)



Masal uyarlamalarını sevenlere iki tane Güzel ve Çirkin uyarlama filmi önereceğim.Birincisi Emma Watson'ın oynadığı 2017 yapım Disney filmi,diğeri ise 2014 yapımı bir Fransız filmi. Orjinaline daha  çok bağlı kalan tabiki Disney uyarlaması olsa da ikisi de çok çok güzeldi.Masal severler eminim ikisine de bayılacaktır:)



Animasyon filmleri bu havalar için birebir.. Canlandırıcı, rahatlatıcı, bir nevi huzur dağıtıcı:) Zootopia son zamanlarda izlediğim animasyonlar arasında en iyisi -ki zaten Oscar ödülü aldı-.Her zaman polis olmak isteyen tavşanımız Judy, çeşit çeşit hayvanların yaşadığı  Zootopia'da hayaline kavuşurken ,burada meydana gelen çeşitli vakalarla ilgilenirken ,konuşkan tilki Nick ile tanışır ve kendini tatlı bir maceranın içinde bulur. Animasyon severlerden izlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama izlemeyen herkese tavsiyemdir,çok tatlı bir film:)




Son olarak geçmiş zamanda kitabından bahsettiğim,filminin de yakında çıkacağını duyurduğum Everything Everything'in uyarlamasına kavuştuk! Çok iyi uyarlanmış, sahneleri özenle hazırlanmış bir yapım olduğunu söyleyebilirim öncelikle. Kitabını ne kadar sevdiğimi eski yazılarımı okuyanlar bilir,hayliyle filmini sevmem de kaçınılmazdı.Kitabı bilmeyenler için kısaca konusundan bahsedecek olursam; çoğu şeye alerjik reaksiyonlar gösteren bir hastalığa sahip Madeline 17 yaşına kadar evinden dışarı adım atmamıştır. Dış dünyayla olan bağlantısı  kitap yorumları yazdığı blogu, annesi ve hemşiresi Carla ile sınırlıdır.Ta ki evlerinin yanına yeni komşuları taşınana kadar.Komşusu Olly ile arasında başlayan dostluğu,arkasından gelen aşkı büyük bir keyifle izledim.Hemen hemen Aynı Yıldızın Altında tarzında bir film olduğunu söyleyebilirim lakin replikleri, Madeline'in düşündüğü dünya bu filmi izlenilmeye değer kılıyor.:)

(alıntıdır.)


Son olarak  şimdi okullu olan yada tatilinin sona ermesiyle işine dönen herkese en içten sevgilerimi yolluyorum, her şeyin tadı başka azizim:)Keyifli bir sonbahar geçiriyor olmanız dileğiyle..
 Kendinize iyi bakın,mutlu kalın..







6 Kasım 2016 Pazar

Ben Bugünlerde#15

 Merhabalar,uzun bir aradan sonra yine geldim.Bu ara olabildiğine uzun oldu sanki,en azından buranın kıymetini hatırlamaya yetecek kadar.Bu aralar çoğu şeyin kıymetini yeniden sorguluyorum..Para,arkadaşlık,dost,kahve,sarılma,kokular,günbatımı... Hangileri sahiden önemli acaba,hangileri için üzülmeye değer?..
Bu yazıyla blogtaki tozlar havalansın diyerek bir giriş yapayım ..

4.kitabımı elime alıp onu da yarım bıraktıktan sonra sonunda bir kitabı bitirebildim.Bu kadar kıymetli bir kitap olacağını tahmin etmeden başladığım ama sayfalar geçtikçe içindeki cümlelere,kurguya-ki tamamına-,yapılan tespitlere bayıldığım bir yapıt oldu Her Şey..Yazarın dili fikrimce John Greenle Rainbow  Rowell arası.Yani iki müthiş yazarın karışımı nasıl olur orasını  siz düşünün:)
 Konusundan kısacık bahsedecek olursam-zira tüm heyecanını kaçırmak istemem-:
Bir genç kız.18 senedir dışarıya adım atmamış,ta ki Olly hayatına girene kadar.Oldukça gerçekçi mesajlarla dolu birkaç aydan sonra yapılan birkaç çılgınlığın bedeli..
  Hayat aslında ufak tefek çılgınlıklardan oluşmuyor mu?Aslında en basit gibi görünen kararlar bile hayatımızda değişiklik meydana getirecek belli başlı olayların başı yada sonu değil mi?
Bu kitap okunmaya değer.
***
-Şimdiye kadar sahip olduğun tek arkadaşı da bir parça gönül yarası yüzünden kaybetmeyi gerçekten istiyor musun?
İçinde gönül yarası hikayeleri geçen bir sürü kitap okudum.Hiçbirinde 'bir parça' diye bir tanım görmedim.İç parçalayan,evet.Bir parça,hayır.
*
Gülümsememeye çalışmak sadece daha çok gülümsemenize yol açıyor.

Oruç Aruobo'nın kitaplarından birini daha önce okumamıştım ve bu kadar yalın bir gerçeklikle yazdığını bilmiyordum.De ki işte yazarın,pasajlar şeklinde (felsefi demenin bazılarına korkutucu geleceğini düşündüğümden) sade ama bir o kadar da etkili düşüncelerini anlattığı bir kitap.Fikrimce herkes kitapta kendine ait en azından birkaç cümle bulur.Yaşadığımız ama anlamlandırmakta zorlandığımız düşünceleri doğal bir dille öyle anlatmış ki Oruç Aruoba, her paragraftan sonra uzun uzun düşünmek istiyor insan.Velhasıl,bir oturuşta bitirmelik değil de,herhangi bir zaman herhangi bir sayfasını açıp okumalık sonra da bol bol düşünmelik bir kitap.Herkesin başucunda olmayı fazlasıyla hak ediyor nacizane fikrimce..

***
Yaşamında,şunları da yaşayabileceksin:-
1)Birisini,ona söyleyecek bir şey bulamadığın için,aramak...
2)Birisini,onu artık görmeyeceğini söylemek için,beklemek...
3)Birisini,onu görmemeye dayanamadığın için,terk etmek...
Neler yaşamayacaksın ki!...
Dersler son sürat devam ediyor,her ne kadar ben yeni sayılabilecek bir zamanda çalışmaya başlamış olsam da..Alttan kalan derslerimle bu yılın programı oldukça ağır geldi.Bu sene ne yapıp edip seneye ders bırakmamaya çalışacağım,zira yazın kavurucu sıcağında ders çalışmaya çalışmak tam bir zulüm...
-Dağınık çalışmayı sevdiğimi söylemiş miydim:)-

Bugünlerde bol bol liste oluşturup hepsinde kaplumbağa misali ağır ama emin adımlarla ilerlediğimi de eklemek isterim.Okunacak ve alınacak kitaplar listesi,izlenecek filmler,belgeseller,diziler,animasyonlar listesi,yapılacak tonla ,üst üste birikmiş şeyler listesi...
Bir işin başına geçmek hiç bu kadar zor olmamıştı,Yani bu kararsızlık dönemleri insanın başını daha da çok ağrıtmıyor mu sizce de?Bir de sonbaharın etkisi çok büyük bende.Mevsim değişikliği dendi mi yok oluyorum.Birkaç günden biraz daha fazla mevsime adapte olmakla geçirdikten sonra 'oh be!alıştım!' derken ve mevsimle kaynaşmaya ,birbirimize uzaktan da olsa gülümsemeye başlamışken diğer mevsim bu güzelim merhaba-merhaba ilişkimizin arasına girmek istiyor.Zoraki yada değil ,herhangi bir şekilde onun gelişini kabul ettikten sonra bir de onunla uzaktan uzağa bakışıyoruz bir süre.Dediğim gibi mevsim değişikliği dendiğinde ben yok oluyorum.Kendimi koltuktan kazımak için oldukça uğraşmam gerekiyor.
Artık kış da geldiğine göre ben  bir süre de kışla ahbap olmaya çalıştıktan sonra umarım üzerimdeki şu ''şunu mu yapsam?Ay yok şunu yapayım.aman en iyisi oturayım ben'' kararsızlığından kurtulurum.
Ben gibi mevsimlerle bu garip ilişki içinde olanlar korkmayın,yalnız değilsiniz.

Bu manzaranın size ulaşma öyküsünü de buraya sıkıştırayım-tabiki de anlatacağım, onca emeğe,alın terine ve kahıra değsin :)-
Final dönemi deli divane ev aradıktan sonra -çünkü final dönemi yapacak daha iyi bir işim yoktu(!)- ennn sonunda kendime göre ufacık tefecik ama harika  Ankara manzarasına sahip,bütünnn odaları güneş alan-buraya dikkatinizi çekmek isterim: bütüüün odaları- bir tane bulabildim.2-3 ay taşınmakla cebelleştikten sonra sizlere bu yazımı büütüüün odaları güneş alan fakirhanemden yazıyorum..Güneş doğuyor,batıyor,her hali mükemmel her anı unutulmamak için  direnmelik bu görüntüler burada yaşamak için değer.
Ama efenim bu taşınma denen illet insana yeter ulen nidaları arasında her şeyi anneye yıkmak için harika bir durum değil mi?Yani tebdili mekanda ferahlık vardır tamam da işe yarayacaklar ve yaramayacakları benim yerime başkası ayıklasa , olmuyor mu?
12 Kızgın Adam ,Sidney Lumet'ın yönettiği 1957 yapım bir dram filmi.Konusundan yada etkilerinden bahsetmeden önce filme çok önyargıyla yaklaştığımı söylemem gerekir.İzlemeye çalışan ve dayanamayıp bırakan o kadar çok arkadaşım vardı ki..Bunun nedeni bir buçuk saat boyunca filmin bir odada geçmesiydi.Ve şimdiki düşünceme göre; bu film, tüm önyargıları bir bir yıkarak filmin bir odada geçmesinin sürükleyicilikle bir alakasının olmadığını gösteriyor.
Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak:
Amerika'da 1.derece cinayetle -babasını öldürmekle-suçlanan bir çocuğun jüri üyeleri tarafından suçlu yada suçsuz bulunması üzerine bir tartışma yaşamalarını anlatıyor.Tüm kanıtlar çocuğun aleyhine görünse ve çocuk geçmişinde çeşitli suçlara bulaşmış olsa da bu 12 insanın kah  birbirlerine bağırarak kah birbirlerini destekleyerek ortak bir yol bulmaya çalışmalarını göz dolduran bir gerçekçilikle önümüze getiriyor.
Bir tiyatro metninden uyarlanan filmde belli başlı hepimizi ilgilendiren konulara da o kadar göz yormadan değinilmiş ki..
Örneğin,açık oy ve gizli oyun insanlar üzerindeki etkisi,kamu avukatlarının davaya verdikleri önem,insanların kişisel meselelerinin dünya görüşlerini ve düşüncelerini şekillendirmesi..
Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği,gerçekliğinden içip perdeye uyarlanan bir yapımdı.İzlemeyenlerin mutlaka izlemelerini tavsiye ediyorum.harikalığına sizde şaşıracaksınız.
***
*Ne zaman önyargılarınızı kullansanız gerçeği göz ardı edersiniz.
*Bir çocuğu elektrikli sandalyeye göndereceklerin ifadeleri kesin olmalı.
Gelen kış günlerine özel bir kurabiye tarifi paylaşıp,tarçın sevenlerin bayılacağı bir tarif olacağını garanti ediyorum.-Tarifi internetten bulduğumu hatırlamama rağmen siteyi hatırlamadığımı da eklemeliyim.-
malzemeler:
yarım su bardağından biraz fazla pudra şekeri
1 paket margarin
2,5 su bardağından biraz fazla un
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı tarçın
üzeri için:
pudra şekeri 
tarçın
*
Oda sıcaklığında yumuşamış margarin,un,pudra şekeri ve vanilya yoğrulur.Ele yapışmayacak kıvama geldikten sonra tarçın eklenir,biraz da yoğrulur,şekil verilir.
160-180 derece fırında hafif pembeleşene kadar pişirilir.
Soğumadan tarçın ve pudra şekeri karışımına bulanırlar.
afiyet olsun:)
Bu aralar çok dinlediğim şarkıyı ve bu güzelim şiiri de buraya bırakıp hepinize huzurlu zamanlar diliyorum,mutlu kalın:)
*
''Kim bir şairi kırsa 
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan...''



1 Nisan 2016 Cuma

Ben Bugünlerde#14

Merhabalar efendim ben geldim:)
Bahar dönemi çok hızlı geçtiğinden midir nedir yazmaya ancak zaman bulabildim,daha doğrusu kendimi mutlu hissedene kadar beklemek istedim,malum bugünlerde ülkemizde mutlu olmak çok güç..
Hem -maalesef ki-çalışmak zorunda kaldığım onca ders yüzünden hem de çok güzel güneş aldığı için günlerimin çoğunluğu bir masa başında geçiyor.Bu postta da istedim ki sizlerle o masanın nasıl şekilden şekile girip girip toparlandığını,bir şeyle uğraşırken kendimi nasıl kaptırdığımı paylaşayım hem de son zamanlarda okuduğum kitaplardan,izlediğim dizi-filmlerden biraz önerilerde bulunayım:)
''Bir insan dergi okurken ne kadar dağıtabilir ki ortalığı'' demeyin,yazıdan post-it almak için başımı kaldırıp da etrafa bakındığımda vaziyet buydu.:D
Tabiki kendimden utanıp hemen şöyle bir topladım fotoğrafı çektikten sonra:))
Ders çalışırken kendimden geçiyorum sanırım yoksa bu dağınıklıkta dikkatimi toplamanın imkanı yok-ki dağınık odada bile ders çalışamayan bir insanım normalde:D- biri hocama gidip ne kadaaaar aşkla şevkle çalıştığımı anlatabilir mi,zira dersinden geçmem için çok yüksek bir not almam şart da:D
Bu kitapla çektiğim fotoğraflardan bir albüm oluşturabilirim zira kitap 1200 sayfalık bir ders kitabı ve bitmek bilmiyor arkadaşım, bitmek bil-mi-yorrr!! Hocamız da- iki gözüm -işledikçe işliyor,haftada 200 sayfa civarı yeni konu ekleniyor üzerine.
Dualarınızdan biraz da bana ayırırsanız çok müteşekkir olurum efenim:))
Masa-çalışma dedik içim sıkıldı.yazmadığım süre boyunca bol bol kitap okudum ,film izledim kendimce beğendiklerimden sizinle paylaşacaklarım var,diyeyim de neşelenelim azıcık:))
((Uzun bir liste olduğu için birkaçının sadece ismini vereceğim))

-Rosie Projesi
Yazarı:Graeme Sımsıon
Yayınevi:Pegasus
Sayfa sayısı:343
Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısı her şeyi özetlese de ben şunu eklemeden geçemeyeceğim,Bill Gates'in arkadaşlarına hediye ettiği bir kitaptan bahsediyoruz buradaaa!!:D 
...
''Dahi genetik profesörü Dan.Onun daha önce hiç kız arkadaşı olmamıştır.-Adamın 3 arkadaşı vardı ne sevgilisinden bahsediyoruz:D-
Bu yüzden sayısal verilere güvenen bir bilim insanı olarak kendisine en uygun kişiyi bulmak için kriterler belirleyip Eş Projesini geliştirmiştir.
On altı sayfalık testteki kriterlere bakılacak olursa bu kişinin bir barmen,sigara ve alkol tiryakisi,dağınık ve hiçbir buluşmaya vaktinde gelmeyen bir kadın olması imkansızdır.
Ve Rosie..Yukarıda sayılan eleme kriterlerinin hepsi onda mevcuttur.''
...
Olay örgüsü hem  komik hem de o kadar güzel tasarlanmıştı ki hikayenin içinde kendinizi kaybetmeniz işten bile değil.Aşkı izlediği filmlerle anlamaya çalışan bir adam ve karşısında biyolojik babasını bulmak için her şeyi göze almış bir kadın.
Okumayanlara kesinlikle tavsiye ederim!:)
-Satranç
Yazarı:Stefan Zweig
Yayınevi:Can 
Sayfa sayısı:70
Bu kitaptan nasıl bahsetmeli şimdi?... 70 sayfalık bir uzun öykü olduğuyla başlayıp şöyle devam edeyim en iyisi: 70 sayfada beni bu kadar saran ve etkileyen bir hikaye okumamıştım sanırım.
Yazarın akıcı ve yıllara meydan okuyan anlatımı,satrancın çocukluğumu hatırlatması..
Daha da ilginci yazarınbu kitabı yazdıktan sonra 1942'de Brezilya'da karısıyla beraber intihar etmesi..
Arka kapağında da dediği gibi 'sanki kitapla bir veda mektubu bırakmış arkasında..' Kitabın içeriğinde de yazarın yaşadığı buhranı -belki de gerçeklerle yüzleşmesini- buluyorsunuz.
Konusundan bahsedersek:
Dr.B'nin delirmemek için okumaya başladığı bir satranç kitabıyla bir anda tüm hayatının değişmesini ve neticesinde beyin hummasına yakalanmasını anlatıyor kitap.
Aslında, satranç Dr.B'nin hayatını kurtarmakla beraber, onu belki de bir daha asla oynamaması gereken bir oyunda dahi haline getirmiştir.Hikayesini onun ağzından okumaksa ancak bu kadar etkileyebilirdi...
1 saat gibi kısa bir zamanda,belki bir yolculukta yada birini beklerken dahi bitirebileceğiniz bir kitap ve zamanı bu kitaba ayırmaya kesinlikle değer.

Diğer kitapların sadece ismini vereyim ve hepsinin birbirinden güzel olduğunu söyleyeyim,herhangi birini alsanız pişman olmazsınız fikrimce:)
-Cadı Avcısı
-Bir Artı Bir
-Benim Uzak Yıldızım
-Frida Kahlo Aşk ve Acı

O kadar çok film izledim ki hangisini anlatayım bilemedim:D


-Kocan Kadar Konuş Diriliş
şu filmin ismini duyduğum anda bile tekrar izlemek istiyorum :D Türk yapımlarının romantik komedi kategorisinde birincilik için yarışır fikrimce..
Hem güzel replikleri-kitaptan uyarlanmasının faydası su götürmez bir gerçek-

hem de iki tatlı oyuncunun başrolleri paylaşması sayesinde-Murat Yıldırım/Ezgi Mola-
tadından  yenmeyecek iki saat geçirtti bana.

Kocan Kadar Konuş filminin ikinci kısmını yani Efsunla -ki kendisi kitaptan karakterle konuşup evlenme delisi ailesine söz geçirmeye çalışmayı çoktan bırakmış hanım hanımcık kızımızdır.-onun lise aşkı Sinan'ın-ki belalı bir babannesi var:D- evlenmeye çalışmalarını anlatıyor.Çalışmalarını diyorum çünkü işler hiç de tahmin ettikleri gibi gelişmiyor:D İzleyin,gülün,çıtır bir film:))-Yönetmeni Kıvanç Baruönü aynı zamanda Patron Mutlu Son İstiyor'un da yönetmeni.Bu adamın filmleri izlenir der susarım:D-
Room-Gizli Dünya
Dram ve gerilim filmleri kategorisinde dehşet ve şaşkınlıkla izlediğim, ağlamamak için direndiğim en iyi 
  yapımlardandı.
Başroldeki Brie Lerson, Oscar en iyi kadın oyuncu ödülünü sonuna kadar hak ederek aldı diyorum ve konusuna geçiyorum.
Jack ve annesi küçük,penceresi tavana bakan bir odada yaşamaktadırlar.Mutfakları,yatakları,küvetleri,televizyonları aynı odanın içindedir.En garibi ve korkuncu da Jack'in tüm dünyayı bu odadan ibaret zannetmesidir.
Film aslında annesinin ona gerçekleri söylediği ve kaçış planı hazırladıkları zaman başlar.
Bir çocuk gerçek dünyayı beş yaşında keşfetmeye başlarsa neler olur?..
...
Jack dünyayı kendince öyle güzel tasvir ediyor ki , gözlerim dolu dolu gülümserken buldum kendimi..
Aslında çok şanslıyız,başımızın üstünde bir gökyüzü ve koşabildiğimiz,yürüyebildiğimiz,nefes alabildiğimiz metrekarelerce alanımız var... 
Bu film attığım bana her adıma,içime çektiğim her temiz havaya şükretmeyi öğretti.Zira ben de ''bir oda''nın içine mahkum olabilirdim..
İzleyin,hiç değilse elimizdekilerin kıymetini yeniden anlayabilmek adına bir şans verin..
***
Birkaç tane de film önereyim bunlar dışında:
-Solace
-Spotlight
-Şahane Hayat
-Aşka Özgürlük

*Eğer ismini paylaştığım kitap yada filmlerden  konusunu/içeriğini merak ettiğiniz olursa sorabilirsiniz,elimden geldiğince sorularınızı cevaplamaya çalışırım:)
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın.. :)









1 Şubat 2016 Pazartesi

Ben Bugünlerde#13

 Yılın en sevdiğim zamanından ,ara tatilden, hepinize merhabalar,zat-ı alleriniz nasıllar efenim:)) Beni sorarsanız huzur dolu bir tatilde nasıl olunabilirse öyleyim.
 Şu sınavlar olmasa gayet güzel aslında üniversite hayatı, lakin sınav ayı diye bir ay var ki her şeyden elini ayağını çektiriyor,dünyaya sırtını dön diyor.Neyse ki-şimdilik- o evreyi atlattım, kendimi yine kitaplara ve filmlere verdim,buradan devam edelim biz:D
'Tatile girdim' der demez hemen liste hazırladım-evet bazı şeyleri akışına bırakmak kimi zaman daha iyiyse de yapmayı düşündüğüm şeyleri somutlaştırmak her şeyi düzene koyuyor ve ben rahatlıyorum:D-
Okumayı düşündüğüm kitaplardan çok uzatmadan bahsetmek istiyorum müsadenizle:)
 1-Malcolm -X:
Konuşmalarına her zaman hayran olduğum insanlardan biridir kendisi.Yıl içinde 60'ların Amerika'sını incelerken adına sıkça rastlayınca küçüklüğümden de filmine dair birkaç görüntü oluşunca zihnimde kimdir bu diyerek açıp bakmıştım.Konuşmaları,insana özgürlüğün hiçbir şeye feda edilemeyeceğini gösteriyor.Kitap, Malcolm-X'in konuşmalarından oluşuyor.Eve geldiğimde babamla kitaplığın önüne geçip,şu nasıl bu nasıl diye konuşurken bu kitabı gördüm.Babamın elinden kaptığım gibi ''Bu kitap bundan sonra benimdir!'' dedim.Zamanında altını çizerek not alarak okuduğu kitaba el koymak biraz fazla mı ne?:D
2-Kırmızı Pazartesi
Dersimize gelen konuk hocamızın tavsiyesi üzerine aldığım bir kitap Kırmızı Pazartesi.
Şöyle demişti Gökhan Hoca(Gökhan Yavuz Demir):
-Hukuk,edebiyatla iç içedir ve edebiyat tecrübelerin tercümesidir.Hukuk hakkında okuduğunuz edebi kaynaklar bellidir.Reis Bey,Suç ve Ceza..Hep aynı şeyleri okur hukuk alanındakiler.Ama bakın, sizin alanınız  bunlarla sınırlı değil.Kırmızı Pazartesi'yi okuyanınız var mı yada Güliver'in Seyahatleri'nin tam metnini? Bunları okuyun arkadaşlar..  O zaman not aldığım kağıtları bulduğumda hemen listeme ekledim bu kitapları.Şimdilik Güliver'in Seyahatleri'nin tam metnini bulamadım,karşıma hep çocuk kitabı şeklinde çıktı.Sanırım sahaflarda arayacağım.
Kitabın arka kapağından çıkarak konusuna değinecek olursak:
Herkesin bildiği ama engellemek için bir şey yapmadıkları bir cinayetin öyküsünü anlatıyor.Arka kapaktaki en ilgi çekici şey ise,romanın kahramanı olan Santiago Nasar'ın ilk satırdan belli olmasına rağmen sürükleyiciliğinden bir şey kaybetmediğinden bahsetmesi.Sanırım hepimiz olayların nasıl devam edeceğini veya sonunu bildiğimiz kitapları okumaktan sıkılıyoruz.İlgin başlangıcıve tabi ki 1982'de Nobel Edebiyat Ödülü almış olması kitabı daha da merak uyandırıcı yapıyor. :)

3-1984
Ekim ayından beri niyetlenip de okuyamadığım,herkesi kendine hayran bırakan bir kitap daha.En çok bu kitabı aylar sonrasına bıraktığım için pişmanım sanırım.Bir ay içerisinde okuyup burada yorumlamayı düşünüyorum.-Eski yazılarımda bu kitabın içeriğinden bahsetmiştim,buyurun efenim:))
4-Suçluluk Sorunu
Hocamızın tavsiyesi üzerine aldığım kitaplardan bir diğeri. Almanya'nın siyasal sorumluluğu üzerine yazılan kitabın yazarı  Karl Jaspers'ın düşüncesine göre; kişilerin yapması gereken, belli sorunlardan kaçmak yerine atalarının yada kendilerinin hatalarını ve suçlarını kabullenip bunlar üzerine konuşmaya açık olması gerekir.Aynı zamanda kitabın giriş kısmında Jaspers şöyle diyor.''Birbirimizle konuşmayı öğrenmeliyiz.Çünkü birbirimizle konuşmayı öğrenmek,kendi ezberlerimizi tekrarlama arzumuzdan vazgeçtiğimiz ve ötekinin de ne düşündüğünü cidden dinlemeye açık olduğumuz anlamına gelir.
''Öteki''leştirdiğimiz insanlar var dünyamızda.Kabullenmediğimiz yada yetiştirilişimizden dışladığımız..İşte onları dinleyebilmek için bu kitabı okumamız gerektiğini düşünüyorum.
5-Suçlar ve Cezalar Hakkında
Beccaria ceza alanında bir çığır açmıştır.Zira şimdi ceza hukukunda temel saydığımız birçok kavram ve ilkeler yazar sayesinde öne sürülmüştür.Klasik Hukukun temeli atana Beccaria'nın kitabı hukukçulara özellikle tavsiye edilmekte.Ceza hukuku dersini diğerlerinden ayrı sevdiğimi söylemem lazım.Şimdiye kadar bir dersi çalışırken bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Bir konu öğrenirken yada yeni bir kitabı elime aldığımda kalbim göğüs kafesimi zorlar ve olduğu yerde heyecanla çırpınırdı.İşte ,ilk defa bir derste bahsettiğim durum gerçekleşti.Ve evet ,dedim ''Evet,ileride ilgilenmek istediğim alan bu,ceza hukukunda yükselmeliyim. Daha çok şey öğrenmeliyim.'' Akademisyen olmayı düşünürken bir anda önümde her şey daha da somutlaştı. Ceza hukukunda akademisyen olmak şimdilerde en büyük hayalim,geleceğin ne göstereceği belli olmasa da:)

6-Leylim Leylim
İşte en çok bahsetmek istediğim kitap!:))Blogum sayesinde tanıştığım ve konuşmaya başladığım sevgili Febris bana bir kargo yolladı.Ama ne kargo!Mutluluktan dört köşe olmuş,sevinçle açtığım paketten  de Leylim Leylim çıktı.Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e mektuplar... Ki mektuplara ayrı bir zaafım var zaten.Yazarların bir zamanlar karşı taraf dışında kimsenin okuyacağını düşünmeden,samimi duygularını kağıda aktararak yazdıkları bu eserler her şeyden daha kıymetli ;çünkü o çok sevdiğimiz ve kitaplarını okumaya doyamadığımız insanlar ,karşımızda oldukları gibiler.'Bir zamanlar biz de yaşadık..'diye fısıldıyorlar sanki.Ve onların da şu yaşadığımız dünyada nefes alıp,bir şeylere kırıldıklarını,güldüklerini,dalıp gittiklerini bilmek inanılmaz bir duygu..Buradan Febrisime teşekkürlerimi yolluyorum tekrar,iyi ki varsın:) :*

Bunlar da son alışverişimle ara tatilde okunacakların arasına katılanlar.:))
 1-Kızıl Kraliçe
Distopya türünde olan Kızıl Kraliçe'de toplum kan rengine göre sınıfandırılmıştır.Güçlü ve özel yetenekleri olan gümüşler.sıradan ve gündelik işlerle meşgul olan ve zor şartlar altında yaşayan kızıllar ve hepsinin başında krallık.Yoksul bir kızıl olarak Mare'in hayatı tanımadığı birinin ona yardımıyla tamamen değişir.Basit ve hırsızlıkla geçindiği dünyasından sıyrılıp kendini gümüşlerin ortasında bulur.
Serinin ilk kitabı Pegasus yayınlarından çıkmış ve söylemem lazım ki cildine de yazarın anlatışına da bayıldım.Devamını büyük bir heyecanla bekliyorum.
2-Kül
İkinci distopya kitabımız Kül.En üst tabakadan yani morlardan Madden ve en alt tabakadan,küllerden Dax. Özgürlük yolunda kesişmiş iki hayat. Kitaba daha başlamadım ama kapağı,cildi ve hakkında yapılan yorumlar bu seriyi de çok seveceğimi söylüyor.işin ilginç tarafı kitabı iki yazarın yazmış olması.bakalım nasıl bir yapıt ortaya koymuşlar.
3-Kırık Kalpler
Romantik bir kitap olduğu isminden de anlaşılan Kırık Kalpler film tadında fikrimce.Jude yaz tatilinde babasının motorunu tamir ettirmek için bir Vargas erkeğine güvenir.Ablalarıyla 
Vargas erkeklerine asla güvenmeyeceği üzerine ettiği yemini unutmadan bu tamir süresini atlatabilecek midir?
4-Jane Eyre
Charlotte Bronte'nin hayatı hakkında bir kitap okuduğumu önceki yazılarımda söylemiştim. Gözde eseri olan Jane Eyre'i okumamak olmazdı.Kitap fuarından, sahafların birinden aldığım Altın Kalem Klasik Roman serisinden. 1971 yılında basılan kitabın diline vuruldum.Daha önce aynı kitabı başka bir yayınevinden okumaya çalışmış ama çok sıkılmıştım.Bu çevirisiyse kısa sürede bitti.Bu yüzden tavsiyem özellikle klasikleri okurken eski basımlardan yada güvendiğiniz tanınmış yayınevlerinden okumanız.Sizi tatmin eden bir dil sunmadığı sürece kitabı bitirmekte sıkıntı çekersiniz.
5-Lola ve Komşu Çocuk
-bunu aslında önceden okumuştum ama tavsiye edebileceğim kitapların içinde olduğu için buraya eklemek istedim:))-.Okuduğum en tatlı kitaplardan bu kitap.Ne zaman elime alsam istemsiz gülümsüyorum:).Yazarın Paris'te Aşk kitabını lisede okumuş ve çok beğenmiştim.Pariste Aşkla -içerik olarak- bir bağlantısı olmayan Lola ve Komşu Çocuk, Yabancı yayınları sayesinde orijinal cildiyle ülkemizde geçen yıl çıktı.Konusundan bahsedersek:Lola diğerlerinden farklı giyinen,farklı bir aileye sahip olan farklı bir kız ve yıllardır kapı komşuları kim olursa olsun onlardan nefret etmekte.Ta ki bunun asıl kaynağı yeniden hayatına dahil olana kadar.Ama Lola değişti.Artık eskisi gibi değil..Değil,değil mi?:)) Akıllıca diyaloglarla ve mantıklı bir olay örgüsü içinde içinizi ısıtacak bir aşk hikayesi.
-Bu kitabı okurken elektrikler gitmiş ve mum ışığında okumuştum. Gülümsememin bir diğer nedeni de budur efenim:D)


Küçüklüğümün cumartesileri,elimde çekirdekler televizyonda oynayan Yeşilçam filmlerini izlemekle geçti.Çoğunu 3-4 kere izlediğimiz yapımlar 70lerin 80lerin gençliğini,temizliğini bir kez daha gösteriyor bizlere.
Kara Gözlüm filmi de Türkan Şoray'ın en bilindik yapımlarından sanırım.1970'te beyazperdede yerini alan film Azize(Türkan Şoray)nin gazino işletmecisi tarafından keşfedilmesini ve bu sırada alafranga müzikle uğraşan ama geçim sıkıntısı nedeniyle gazinoda garsonluk yapmak durumunda kalan Kenan (Kadir İnanır)la aralarındaki aşkı konu alır.Kenan'ın isimsiz olarak yaptığı besteler Azize'yle arasındaki en kuvvetli bağdır.
İzlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama herkes mutlaka izlemeli diyorum.En azından o zamanları yad etmek isteyenlere ve gülümseyerek izlenecek film arayanlara gelsin:))
Kore dizilerine de uzun bir aradan sonra kavuştum.Arada kaçırdığım ne kadar dizi varsa hepsini izlemeyi planlıyorum bu tatilde hehe^^
Han ye-Seul ve Sung Joon'un başrolleri oynadığı dizide biri falcı diğeri psikolog olan iki insanın iş yerlerinin ismi aynıysa ve ikisi 2 katlı binayı paylaşmak zorunda kalırlarsa? Ya ikisi de insanları okumakta bir numaralarsa?..Son olarak biri yeni birinden hoşlanmak isterken ,diğeri aşkın sadece bilimsel boyutunun varlığını kabul ediyorsa?..
Dizinin şimdilik 4 bölümü yayınlanmış olsa da beni kendine bağlamayı başardı.Psikolojik vakaların yer aldığı yapımlar fikrimce Kore dizilerinin en etkileyicileri.Cuma-cumartesi yeni bölümleri yayınlanan yapımda adı geçen psikolojik vakaları bölümün hemen ardından araştırmak da yeni uğraşım haline gelmiş durumda:)
Hayat Güzeldir(La Vita E Bella) 1999 yıllı harika bir İtalyan yapım.
Filmi izlerken o kadar farklı duygular yaşadım ki nasıl anlatayım bilemiyorum.Gülüyorsunuz,heyecanlanıyorsunuz,yüreğiniz acıyor,ağlıyorsunuz.Aldığı tüm ödülleri hak etmiş olup 2.Dünya Savaşında ülkelerden ziyade insanların nasıl etkilendiğini göstererek beni en çok etkileyen filmlerden oldu.
Yaşam enerjisiyle dolu olan Guido'nun hayatı,öğretmen Dora'ya aşık olmasıyla değişir.yaşamlarının en güzel dönemlerinde patlak veren 2.Dünya Savaşıyla,kamplara alınmalarıyla çocukları için yapabilecekleri fedakarlıkları konu alır.
Sevmek,emek ister.Gerek Gudio'nun gerekse Dora'nın fedakarlıklarını,emeklerini görüp de duygulanmamak elde değil.
İzleyin efenim,mutlaka izleyin.
Sevdiğim müzikleri de buraya koyayım,dinlediği şarkılardan sıkılanlar buyursun :))
*Cici Kızlar-Ah Kalbim Delisin
*Ezginin Günlüğü-aşk bitti
*Ahmet Kaya-Kendine İyi Bak
*Ed Sheeran-All of The Stars
*Hüsnü Arkan-Kırık Hava
*Yaşar-Ebruli
*Müslüm Gürses-Affet
*Cem Belevi-Sor
*Can Bonomo-Hikayem Bitmedi


Burada posta son verirken hepinize iyi günler diliyorum..
Mutlu kalın:)







19 Eylül 2015 Cumartesi

Ben Bugünlerde#12


 Sevgili eylül ayından hepinize merhabalar:) Şimdi şurada sonbaharı bir zamanlar 'Huzur veriyor ama' diye kendimi ikna etmeye çalışmama rağmen  oldum olası sevmediğimi; çünkü yapraklara basınca kendimi kötü hissettiğimi ve şemsiyemi olur olmadık zamanda yanıma aldığım için çoğunlukla yağmurda ıslandığımı,her şeye rağmen yaprakların renklerine bu mevsimde vurulduğumu , bisikletin ve kahvenin en çok bu mevsime yakıştığını söylemek isterdim ama tabi ki yine içime atacağım tüm iç döküşlerimi:D Bu mevsimi sevenler özel insanlarsınız hepinize selam olsun:)
  Bu Günlerde postumu bayramdan hemen önce yazayım ki sonradan okul hazırlıklarıyla uzun bir süre sarkmasın istedim,yazıların aralarını bu kadar açtığım da görülmüş şey değildir ya(!):D Geçelim görüşmeyeli vaktimi nasıl çatır çatır yediğimeee...
    Çok güzel kitaplar okudum  bu aralıkta,benim için oldukça verimli bir zaman dilimi oldu anlayacağınız.özellikle uzun sürüdür düzgün bir kitap bitiremediğimi düşünürsek.aralarından en sevdiğim kitaba burada yer vereceğim lakin seçmek çok zor oldu,özene özene hazırladığım bir diğer postta diğer kitapların yorumlarını da okuyabilirsiniz;)
Nietzche Ağladığında
Ben böyle bir kitap okumadım,müthişti!! İnsanı sürekli düşünmeye sevk eden cümleler mi,Freud,Nietzche gibi insanların görüşlerini bu denli iyi yansıtan diyaloglar mı desem,hepsi birbirinden iyiydi.İşte yazar dediğin böyle olur dedirtiyor kendine Ilvin D.Yalom.
Kitabın konusunda biraz bahsedecek olursak buna arka kapağıyla başlamamız iyi olur.
Bir gün,erkeklerin başını döndüren kadın,Salomé Nietzche'den habersiz Breuer'e gelir.'Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede,Nietzche ümitsiz.Ona yardım edin' der. Breuer Salomé'yi tekrar görebilmek umuduyla 'peki ' der.Ve varoluşun kader,inanç,hakikat,huzur,mutluluk,acı,özgürlük,irade...ve neden,nasıl gibi önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar.
Ümitsizlik ve korkunun harmanlandığı konuşmalar sırasında psikanalizin doğuşuna şahitlik etmek kitabın en güzel noktalarından biriydi.
Dr.Breuer'in kendiyle yüzleşmesi ve Nietzche'nin içinde verdiği savaş her satırda içtenlikle anlatılmış,bazı yerleri iki kere okumam gerekti derinlemesine anlamak için,hala tam olarak sindirebildiğimi düşünmüyorum. İleride tekrar okumayı düşünüyorum,işte bu yüzden popüler edebiyattan kaçıp biraz nefes almak ve kendinizi sorgulamak için-zira rüyalarım bile karmaşıklaştı okurken-okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum. 
Şuna da değinmek istiyorum;bazı kitapları nasıl okuduğunuzu unutmazsınız,koku hafızası gibi kitabı elinize aldığınız anda hatıralar zihninize doluşur.Bu kitap bana, annem elinde örgüsüyle meşgulken ben de karşısında koltuğa kıvrılmış elimde kitap'' şuna ne dersin ya da buna bak ''şeklinde  yaptığımız 'kendine pencereden bak' temalı uzun konuşmayı hatırlatacak. Güzel bir anı daha girsin kalbime...
Bir kaç alıntı güzelim kitaptan:
*Bir kitap alıp bizi diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir?
*Hastalığım hakkında ne biliyorsa bana anlatıyor;üstelik bundan daha da dikkat çekici bir yanı var: Bilmediklerini de anlatıyor.
*Sanki bütün hayatım boyunca yanlış melodiyle dans edip durmuşum.

 film:Kingsman
En sevdiğim şeylerden biri kardeşimle film izlemek,olaylara bakış açımız çok farklı olunca daha da güzelleşiyor:D Ne zaman sinemaya gitsek -beklediğimiz ortak bir film yoksa- o aksiyon savaş filmleri diye ısrar ederken ben de komedi -romantik filmler diye diretiyorum,tabii onu kıramayıp (beğendiğimi ona asla itiraf etmesem de) çok güzel aksiyon filmleri de izledim:D
İşte şimdi bahsedeceğim film de bayılarak izlediğim, aksiyon ve komedi türünün mükemmel örneklerinden biri.Tekrar söylüyorum ba-yıl-dımm!!
İngiliz yapımı filmimizin yönetmeni Matthew Vaughn'u bir diğer yapımı olan Stardust(2007) filmini de çok severek izlemiştim ,şimdi bahsedeceğim Kingsman de yanında yerini aldı:)
Başrollerde Colin Firth,Samuel L.Jackson ve Taron Egerton'u izlediğimiz filmin konusundan ve oyuncularından azıcık bahsedeyim artık:D
Film casusluk üzerine bir kurgu üzerine oturtulmuş olup Eggsy'nin babasını kaybettiği küçük yaşlarda iyilik borcu olarak arkasında telefon numarası kayıtlı bir madalyon verilmesini ve Eggsy'nin bunu karakolda tutuklu kalınca kullanıp Harry Hartla tanışmasını ve bu tanışmayla hayatını bulmasını anlatıyor. Devamında ise olaylar şöyle gelişir; gizli bir istihbarat ajanı olarak yetiştirilen ve birbirinden ilginç sınavlara  tabi tutulan gençlerden yalnızca biri ajan olabilecektir ve Eggsy bunun için var gücüyle savaşır.
Başrolde yer alan Colin Firth'ün(Harry Hart) birbirinden iyi,hangi filmlerde yer aldığından bahsedeyim şimdi:Zoraki Kral,Geçmişin İzleri,Dorian Gray ,Uyumadan Önce...Rolleribirbirinden çok farklı olmasına rağmen hepsinin üstesinden başarılı olarak gelmiş ve en sevdiğim sanatçılar arasında yer alan bu oyuncu için bile izlenir film:D
 Gizli istihbarat ajanı olan Harry Hart geçmişinde hayatını kurtaran, kendi yetiştirdiği bir ajanın oğluna borcunu ödemek için çabalamakta ve aynı zamanda gizli bir amaç doğrultusunda birleşen bir grubun da hedeflerini öğrenmeye çalışmaktadır.
Diğer bir başrolümüz ise Taron Egerton(Eggsy).Oyuncuyu ilk defa bu filmde görmeme rağmen genç oyuncu gelecek vaat ediyor,role çok yakışmıştı.Hafif başına buyruk,sadakati önemseyen ve casus:D Filmde yer alan ve kötü adamların başındaki dahiyi canlandıran isimse Samuel L.Jackson.Bu adam hakkında bir şey söylemeye bile gerek yok aslında,müthiş bir oyuncu! Captan America,Ucuz Roman ,Yenilmezler gibi adlarını tarihe yazdıran filmlerde rol aldığından bahsetsem ve filmde hafif kafayı sıyırmış ve katil olmasına rağmen kan tutan bir adamı-ki çok komik replikleri vardı- canlandırdığını söyleyip sussam mesela:D
-Biraz önce internette dolaşırken karşılaştığım bir bilgiyi de ekleyip ,filmi aksiyon ve casusluk filmlerini beğenen herkese şiddetle tavsiye ederek yorumuma son veriyorum.Film Mark Millar'ın Kingsman adlı çizgi romanından uyarlanmış, izlemek için  bir neden daha!:)

Uzuun iki yorumdan sonra araya hemen sevdiğim ve dinlediğim şarkıları da sıkıştırıyorum,buyurun dinleyin efem:))
-Geçmişten Esintiler: Demet Sarıoğlu-Arnavut Kaldırımı
-Ennn sevdiğim: Frank Sinetra-I Love You Baby
-Dinlemem ben deme, dinliyorsun:D: Müslüm Gürses-Asi ve Mavi
-Yeni keşfedilenlerden:İrem Candar-Göğe Bakalım

 Dizileri genelde yarıda bıraktığım bir dönemden sonra art arda ve sıkılmadan izlediğim bir diziden bahsetmek istiyorum şimdi de:Orphan Black.
Tür itibariyle aksiyon ve gerilim olsa da yer yer romantik unsurları da barındıran dizinin konusu oldukça ilgi çekici.
Sarah tren raylarına kendini atan kadının kendisiyle aynı yüze sahip olduğunu fark eder.'Acaba ikizim mi var?' derken kendisinden iki tane değil daha fazla olduğunu ve klon olduklarını öğrenmesiyle zaten karmaşık olan hayatı daha da karmaşıklaşır. Sarah ve diğer klonların rollerini kendisini WomanInGold filminden tanıdığım Tatiana Maslany canlandırıyor. Rus,İngiliz,Fransız.. ve birbirinden olabildiğine farklı kişilikleri o kadar iyi oynamış ki sanki başka insanlarmış gibi geliyor size. Şimdilik 3 sezon olan dizinin her sezonu 10 bölümden oluşuyor ve 4.sezon için de izinleri alınmış.Bize de büyük bir heyecanla Nisan 2016'da yayınlanacak 4.sezonu beklemek kalıyor.
 İzleyin diyorum,pişman olmazsınız!:),
(Kore dizilerinden de önerebileceğim ve şimdilik 7 bölümü yayınlanmış olan Twenty Again:).Çok tatlı ve güzel bir yapım olmuş,bittikten sonra yorumumu paylaşacağım^^)


Bugünlerde içimin içime sığmamasının bir diğer nedeni ise ilk yağlı boya tablomu büyük uğraşlar sonunda bitirmiş olmam!^^Başta dikkat etmediğim pek çok ayrıntının aslında ne kadar önemli olduğu geç fark ettiğim ve dikkatim kısa sürede dağıldığı  için biraz uzun bir sürede bitmesine rağmen ilk göz ağrım olması sebebiyle ben de yeri ayrı:)Yıl içinde de devam etmeyi düşünüyorum resme zira yağlı boyanın kokusu bile beni mutlu etmeye yetiyor:))Her seferinde dediğim gibi sabrı olan ve yüzey okumayı iyi bilen herkes resim yapabilir,sabır önemli, çok çok önemli:D


Emine Beder'in sodalı iki renk kekini ben çok sevdim!! Sizinle de paylaşmak istedim,hem kolay yapılışıyla hem de yumuşacık olmasıyla gönlümü çaldı ,''ben niye kek yapamıyorummm?!!'' serzenişlerime de son noktayı koydu:D
malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı sıvıyağ
2 su bardağı şeker
3 su bardağı un
1 paket vanilya(2 paket de katabilirsiniz.)
1 paket kabartma tozu
2 yemek kaşığı kakao
1 adet limon rendesi
1 su bardağı soda
Yapılışı:
yumurtaları şekerle beyazlaşıp köpürene kadar çırpın.
Sıvı yağı,sodayı,limon rendelerini ve vanilyayı ekleyip çırpmaya devam edin.
Elenmiş unu ve kabartma tozunu ekleyip karıştırın.
Hamuru ikiye bölüp bir yarısını kakaoyu ekleyin.
Yağladığınız ve unladığınız kalıba önce sade olan hamurun yarısını,onun üstüne kakaolu hamuru boşaltın.En üste de kalan sade hamuru boşalttıktan sonra önceden ısıtılmış 180' fırında pişirin.
 Keki kalıptan çıkardıktan sonra üzerine pudra şekeri serpebilirsiniz..
Şimdiden kolay gelsin ve afiyet olsun:))
(yazma hallerinden:))

Orhan Veli'nin güzel şiiriyle yazıma son verirken severek dinlediğim şarkıyı da
buraya bırakıyorum.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım.
Böyle havada aşık olduk;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.



Siz neler okuyup neler izliyorsunuz,önerilerinizi de benimle-bizimle paylaşırsanız mutlu olurum.^^
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın efendim:))