29 Ağustos 2012 Çarşamba

    KİTAPLAR,KİTAPLARIM#3


   bugün bahsetmek istediğim kitap CARRİE GÜNLÜKLERİ...kitabı 2 gündür okuyorum ve serinin 10-15 kitap olmasını ister oldum.belki ilerleyen zamanlarda Candace Bushnell ricamı isteğimi duyar^^yazmak her zaman vazgeçilmezimdi ve tabi ki bir gün kendi kitabımı bir kitapçı  rafından elime almak ama şu anda bu istekle yanıp tutuşuyorum diyebiliriz...eğer okuduğumuz kitabın okunmaya değer olması gerekiyorsa bu kitap yazma isteğini alevlemek için okunabilir.
    yazarın gerçekten çok iyi bir anlatımı var ve bir genç kızın içinden geçebilecekleri çok iyi yansıtmış.ne zaman bu kadar sade ve anlaşılır anlatabileceğimi merak ediyorum doğrusu,anlaşılan uzun bir zaan gerekli ve tabi ki de sabır.:D
   konusundan bahsedecek olursak carrie lise son sınıf, kendi arkadaş çevresinde son derece mutlu ve yazar olmaya takmış bir kızdır.tabi ki kasabaya sebastian gelene kadar...bu kasabaya hiç uygun değildir.okula geldiği anda kızlar sanki erkek görmemiş gibi çocuğu kapmaya çalışırlar, acaba bu kankaların arasını nasıl etkileyecek?(aslında burada lali ve arkadaşlığın sağlam bağları hakkında yazmak isterdim ama okumayanlar için çenemi kapalı tutmam gerektiğini düşünüyorum^^.)
   muhteşem bir lise son sınıf  ve carrienin newyork hayali gerçek olacak mi acaba?
   seri yaz ve şehir kitabı ile devam ediyor...

NOT:sex and city dizisini yada filmini izleyenler carrie'nin meşhur çantasını bilir(miş).(açıkçası ben ne dizisine ne de filmine bakmıştım ama bu kitaptan sonra en azından filmini izlemeyi düşünüyorum.)carrienin çantasının başına gelenler ve nasıl bu kadar ilgi uyandırdığını kitapta değinilen konulardan biri.
      ben okurken çok eğlendim umarım siz de eğlenirsiniz :)
bunlar da kitaptan beğendiğim bazı sözler:
-hayaletler inansam da onlardan korkmazdım.beni asıl endişelendiren insanlardı.
-kötü anıları esprili bir hale sokarsan daha kolay unutulur.
-turuncu bal kabakları içindir^^
-lisede zirveye çıktın mı bütün hayatın felakete dönüşür.
-...ama aynısı matematik için geçerli değildi.bir tam sayı tüm denklemi bozabilirdi.belki benim bir tam sayı olduğumu ve durdurulmam gerektiğini düşünüyordu.
-üstelik artık büyümüştüm ve kendime sürekli saçmalamamam gerektiğini hatırlatmak zorundaydım.



19 Ağustos 2012 Pazar

CENNET POSTACISI


ah ah hiç göremedik şöyle bir postacı ki nerdeee cennet postacısı:)yine konuya balıklama atladım^^,dün-yarın açamayacağım bayram ne de olsa düşüncesiyle-ne bulduysam izledim ve en beğendiğim filmlerden birine yerleşen HEAVEN'S POSTMANla tanıştım.
baştan alıyorum:
başrollerde kim jae joong(protect the boss'tan hatırlarsınız) ve han hyo joo(iljimae ya da shining inheritance desem:))yer alıyor.yani bana göre kim jae joong'un yer alması yeter de artar da film öyle bir filmdi ki ikisi de oyunculuklarını sergilemişler,ikisinden de gözünüzü alamıyorsunuz...
konusuna gelelim(BUNDAN SONRASINI İZLEMEYENLER OKUMASIN,BENDEN UYARMASI!!!:)
ıssız bir çayırda bir posta kutusu...insanlar ölen sevdiklerine mektup yazıp buraya atıyorlar.cennetin postacısı da onları sevdiklerine iletiyor...ya da insanlar böyle inanmak istedikleri için bunu uyduruyorlar,kim bilir?
hana da kendisine evli olduğunu söylemeyen sevgilisine(evli olduğunu sonradan öğreniyorsunuz)acımasız mektuplar yazan genç bir kız...
bir gün cennetin postacısıyla karşılar ve postacı ona işine yardım etmesi karşılığında saatliğine 20.000 won vereceğini söylerse?kızımız hiç beklemediğim bir şekilde reddediyor'' noluyor buna?'' diyemeden tekrar gelip teklifini kabul ediyor nihahaha:)
ardından başlıyorlar insanlara yardım etmeye,mektuplarda yazılan pişmanlıkları yok ediyorlar falan...tabi bu arada ufak tefek kıskanmalar baş gösteriyor.

tabi ki kim bilebilirdi ki bizim masum mu masum postacının da sırrı var.gerçi pek öyle büyük bi'(!)sır değilmiş.çocuk sadece kalbinde acı olanlara ve bununla baş edemeyenlere görünüyormuş,ammaan ne de önemsiz(!!).iyi mi kız bir sürü yerde kendi kendine konuşuyor gibi göründü,hiç mi düşünmezsin be adam!^_^
haklı olarak kız bunu öğrenince deli olur ve oğlanı bir daha görmek istemediğini falan söyler.(bunu ben de uyduruyor olabilirim tabi keke^^)çünkü eski sevgilisini unuttukça aşık olduğu çocuk gözlerinin önünde silikleşmeye başlamıştır.
çocuk, bir insanın insanlara ölen kişiler adına bir şeyler yolladığını öğrendiğinde(bunu kimsenin öğrenmemesi gerekiyor(muş))bu dünyayı terk eder.kız beraber çalıştıkları deniz fenerine gider ama ona ait ne varsa bu dünyadan silinmeye başlar.
bu da hatıra fotolarından biriydi:( 
diğer tarafta oğlana artık gerçek dünyaya dönebileceğini ama bu iki haftada yaşadıklarının sadece bir rüya olarak kalacağını söylerler.jae joon, hanaya ne olacak diye sorunca o da bunların hayal olduğunu düşünecek diye cevabını alır ve mecburen hayatına geri döner.
bir gün...hanayla postanede(ne kadar doğru bir mekan:))karşılaşırlar.ikisi de birbirlerini fark eder ve arlarında şu diyalog geçer:
jae joon:bir yerde...daha önce bir yerde karşılaş mıydık?
hana:bir yerde...neredeydi?
jae joon:mesela rüyamda...sonsuz çayırların olduğu yer...eski bir posta kutusu...çayırların içindeki eski bir posta kutusu...
hana:angel kafede...
jaejoon:otobüste
hana:deniz fenerinde...
jaejoon:bazen kafede...
ikisi aynı anda:bir sürü yer...haklısın.
işte bundan sonraki sahne romantik sahnelere taş çıkartır.o sarılmayı gözleri yaşlı seyrettim(filmi izlemeden burayı okuyanlara uyarı:bütün hevesi kaçtı işte:(  )
ben ı'm sorry ı love you da bile bu kadar ağlamadım,nedense bu daha duygu yüklü geldi ya da bugünlerde piskolojim bozuldu her şeyde gözlerim doluyor emin değilim^^
filmi şöööyle puanlayacak/özetleyecek/şey ettirecek  olursak
 bildiğiniz üzere koreliler film çekme konusunda (bana göre)türklerden kıtlar.ama bu film türkler için aşk tesadüflere sever gibi diyebiliriz:)ne kadar doğru bir açıklama olduğunu bilmesem de ben bu filme 10 üzerinden 10 veriyorum:)...

video

(yazıyı yazarken dinlediğim şarkı,tahmin edersiniz ki iyice duygusallaştım:)=>more than blue ost)

13 Ağustos 2012 Pazartesi

 
SANA BİR SÜRPRİZİM VAR
GÖZLERİNİ SIMSIKI KAPAT
    bugünlerde ''gözlerini sımsıkı kapat''a başlamıştım ama nasıl başlama.kullanacağım ayracı belirledim.ilk sayfalara göz gezdirdim ve bıraktım.ne zaman elime alsam bu uyuşuk beden polisiye romanı kaldıramaz gibi bir düşünceyle bırakıyordum.
     sonunda bugün zincirleri kırıp birkaç sayfadan fazlasını okumayı başarabildim.çok sürükleyici bir kitap olduğunu fark etmem de uzun sürmedi.yazar başlangıcı ilk kitabından daha ilginç yapmış ve olaylar gittikçe hızlanıyor-ki daha 90.sayfa da falanım.-konu çok ilginç,düğün günü evin bahçıvanı tarafından başı kesilen (başka nasıl izah edeceğimi bilemedim.:))gelinin soruşturmasını anlatıyor.garip bir aile,garip bir damat ve garip bir müfettiş bundan güzel üçleme mi olur:)

arka kapağını paylaşacak olursak:
New York'un en gözde dedektifiyken, basının kendisine yakıştırdığı isimden hep rahatsız olmuştu: Süper Dedektif. Bir bulmacayla karşılaştığında, mutlaka çözmek isterdi. Gurney'e göre her bulmacanın çözümü için mutlaka bir ipucu vardı.

Peki ya bu sefer yoksa?

Düğün günü öldürülen bir gelin… Ve olaya tanıklık eden yüzlerce davetli. Cinayeti kimin işlediği ortada, herkes kendinden emin ama ya hepsi zekice bir illüzyonla yanıltılıyorsa... Cinayet silahı dahil birçok detayda sürpriz akıl oyunlarını gördüğünde, Gurney tam bir psikopatla karşı karşıya olduğunu anlar.

Gurney şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemleri, soruları ve keskin bakış açısıyla soruşturmaya bambaşka bir boyut kazandıracaktır. Kim daha zeki; Gurney mi, yoksa müthiş bir illüzyondan ibaret katil mi? John Verdon'dan, akıl oyunlarının iç içe geçtiği, sıra dışı bir roman.


"Nitelikli bulmaca severler için paha biçilemez bir kitap."
CNN.com


"Yine ilki kadar şaşkınlık verici bir olay ve yine dahice çözümler."
Publishers Weekly

"John Verdon gizemli bir olayın akıl almaz örgüsünü işlerken hikayenin en beklenmedik anında ortaya çıkıveren, şeytani bir kurnazlığa sahip. Yazarın büyük ilgi gören AKLINDAN BİR SAYI TUT kitabından sonra beklediğinize değecek."
Washington Post


bir gün bana da bu kadar sürükleyici kitaplar yazmak nasip olacak mı,çok merak ediyorum:)her neyse,eğer bu kitabı beş üzerinden oylamam gerekseydi 4,5 verirdim.(izlediği kore dizilerini puanlayan biri olarak-böylece dönüp izlemek istediğimde hangisinden başlayacağımı biliyorum-okuduğum kitapları da puanlamam gerektiğini düşündüm ve bu yazıyla başlamış oldum^.^,mutluyum:))

  Ayağında eskisin derler ama 
     BUNLAR HİÇ ESKİMESİN
     internette gezerken yine çok güzel ayakkabılara rastladım.hepsi birbirinden şahane ama yaşım sebebiyle o kadar topukluyu üstümde taşıyabilir miyim emin değilim^^yine de bakmaktan zarar gelmez.



                                                  
normalde ayakkabının arkasındaki metal ayrıntıları pek seven biri değilim ama nedense(!)bu ayakkabılar bayağı ilgimi çekti.özellikle 2.ayakkabı kesinlikle bana çok fazla.hem altın yaldızlı hem de metal işlemeli yaşıma uysa bile giymekte iki kere düşünürüm^^



bunlarda 'artık topuklu giymek istiyorum' demeye başladığım ayakkabılar.özellikle o pembe ayakkabı!(pembeye her türlü bayılan biri olarak bu kaçınılmazdı:))
ve kot ayakkabı.nasıl güzel düşünmüşler,iyi ki de düşünmüşler.çok tatlı görünüyor.ne zaman giymeye başlayacağım ah ah:)


bunlar  fazla çılgın ayakkabılar.giyer miyim hayır(sonuncu belki...gerçi büyük konuşmamak gerek:))
ama beğendim mi kesinlikle!ne olursa olsun pembe ve petrol mavisi güzeldir!..


işte benim her zaman giymekte tercih ettiğim ayakkabılar,düz tabanlaaar^^annem bu konuda ne kadar hassas olursa olsun(düz taban giymeyeceksin gibi)benim gözüm hep topuklarda da olsa dönüp dolaşıp aldığım ayakkabı düz tabanlardır.ve söylemeden geçemeyeceğim parmak arası terliğe bittim.melek kanatlarına özel bir ilgisi olanlar için(aralarına ben de dahilim)muhteşem değil mi?ve süt beyaz.(bunun da pembesi olmaz ama:))daha ne isteyebilirim ki?^^




11 Ağustos 2012 Cumartesi

Kitaplar,Kitaplarım 2


                           KİTAPLAR,KİTAPLARIM 2
       ne zamandır kitaplarla ilgili yazılar yazmayı düşüyordum ama bir türlü nasip olmadı.sonunda bir blogla tanıştım (renkli kitap) ve kitapları anlatma isteğim daha da arttı. (çok güzel bir blog.bence bir bakın^_^)
     ilk kitabım GERÇEK RENKLER...
    ne zamandır almayı düşündüğüm ama hep başka kitaplara kaydığım için alamadığım tek tük kitaplardan biri.yazarın iki kitabını okudum ve iki kitaba da bayıldım,müthişti ve ikisi de beni ağlatabilen kitaplardandı.


arka kapağındaki yazısından bahsedersek:
Dünyanın dört bir yanında kadınlar Kristin Hannah'nın Ateşböceği yolu romanını okuduktan sonra güldüler, ağladılar ve arkadaşlarının değerini bir kez daha anladılar. yazar bu kez kız kardeşlerin dokunaklı, muhteşem ve karmaşık dünyalarını keşfe çıkıyor...

Gerçek Renkler, New York Times'ın çok satan yazarı Kristin Hannah tarafından şimdiye dek anlatılan en kışkırtıcı, en etkileyici ve yürek burkan hikaye. Kimliğiyle özdeşleşen parlak kalemi ve unutulmaz karakterleriyle yazar, birbirine kenetlenmiş dünyaları kıskançlık, ihanet ve türüne nadir rastlanan bir ihtirasla darmadağın olan üç kardeşin hikayesini anlatıyor.
diğer bir kitaba geçecek olursak:
                                    
-PRENSES AKADEMİSİ-
yazarın bir kitabını okumuştum ve hemen başka kitaplarını araştırdım .arka sayfası:
Miri ve ailesi, zengin ve yeşil bahçelerin çok ötesindeki çorak ve kayalık Eskel Dağı'nın bir köyünde yaşamakta ve diğer köylüler gibi onlar da civardaki madenden çıkardıkları nadide bir taşla geçimlerini sağlamaktadır. Miri küçük yaşlarından beri daima diğer çocuk ve yetişkinlerle birlikte taşocaklarında çalışmak, böylelikle köyüne ve ailesine katkıda bulunmayı arzulamaktadır. Ama babasının bu isteğini reddetmesi, Miri'yi üzmekte, narin ve zayıf vücudu yüzünden yardımcı olamadığı için kendine kızmaktadır Bir gün köye bir haber gelir: Kralın kâhinleri, evlenme çağına gelen Prensin gelinini bu dağ köyünden seçmesi gerektiğine karar vermişlerdir. Prens bizzat köye gelecek ve karısını köy kızları arasından kendisi seçecektir. Ama tüm aday genç kızların bu seçimden önce bir yıl süreyle bir akademide saray eğitimi görmeleri gerekmektedir. Okul, katılan genç kızların hayatınıtamamen değiştirmeye başlar. Adaylardan biri olan Miri, okulda bir anda kızlar arasındaki acımasız rekabet ve Prens tarafından seçilme konusundakiçelişkili arzulan ile yüzyüze kalır. Ama okuldaki olaylar kendisi ve arkadaşlarının hayatlarını tehdit ettiğinde, sorumluluk alıp, herkesi kurtarmak için biryol bulmaya çalışan, yine bu narin dağ çiçeği Miri olur. Başarılı yazar Shannon Hale'den, küçük ama kararlı ve azimli bir dağlı prensesin öyküsü. 

yazarın okuduğum diğer kitabı kaz çobanıydı.küçükken duyduğumuz ya da okuduğumuz kaz çobanını romanlaştırılarak günümüze uyarlanmış hali.açıkçası böyle kitapları çok seviyorum,kendimi masal okuyormuş gibi hissetmek beni çok rahatlatıyor.bu kitabın da öyle olmasını ümit ediyorum...
-diğer ve son kitap da ÇOK ÖZEL
okumaya değer bir kitap olduğunu düşündüm ve açıkçası bu kitaba bugün bahsettiğim blogta rastladım.kitap sipariş ettiğim sitedeki yorumlara da şöyle bir bakınca daha da merak eder oldum.şimdiden en kısa zamanda okumaya çalışacaklarım listesine girdi bile:)
                             
arka kapağı:

Kate Brian'ın gelenek, onur, mükemmellik ve karanlık sırlarla örülmüş bu romanını beğeneceksiniz…

Özel Easton Akademisi annesi ile sorunlar yaşayan ve hayatını sıkıcı bulan bir genç kız olan Reed Brennan için altın bir fırsattır. Oldukça heyecanlı ve utangaç olan Reed, Easton Akademisi'ne başladığı ilk günden itibaren akademiye kabul edilmiş özel bir öğrenci olmasına rağmen, Easton'ın onu kabul etmediğini fark eder.

Derslerde oldukça zorlanan Reed, seçilmiş bir sınıftanmış gibi duran Billings kızlarıyla tanışır. Bütün güç okulun en güzel, en zeki ve en çok kendine güvenen kızlarındadır.

Reed bütün yönlerini Billings kızlarına yaklaşmak için kullanır. Ama kısa bir süre sonra bu üstün tavırlı kızların da sıradan insanlar gibi sorunlarının ve sırlarının olduğunu fark eder. Üstelik sırlarını gizli tutmak için her şeyi yapabilecek durumdadırlar.

Çok özel ilişkiler de işte burada başlar!

almayı ya da okumayı düşündüğüm bir liste daha kitap,sırayla paylaşmayı düşünüyorum.ama şimdilik (paylaşmak için)bu kadar yeter.
kendinize iyi bakın:)

8 Ağustos 2012 Çarşamba


BU SEFER AŞK AĞLADI...

     
 şems tebrizi:
-arıyorum...içimdeki yakınlığı,
yakınlıktaki içimi,
içimdeki seni,
dönüp dolaşıyorum ey aşk
dönüp dolaşıyorum.
diyerek yola çıkar.gezmediği görmediği yer kalmaz.gezginliğinden dolayı kendisine''şemseddin perende(uçan şems)denilir.
o hala:
''bir dost arıyorum ey aşk,bir dost.kurbanla yakınlaşan dost,kurbanla yakınlaştıran dost...''diyerek aramaya devam eder.sonunda konya'ya gelir ve hayatını''hamdım,piştim,yandım:''diye özetleyen Mevlana'yla tanışır.ilk sohbetleri şöyledir:
-sen alimlerin sultanı Baba Veled'in oğlu Mevlana mısın?
-benim.
-söyle bana.içlerinden hangisi daha büyüktür,ermiş Bayazed-i Bistami mi,yoksa Hz.Muhammed(sav) mi?
-nasıl soru bu?hiç şüphe yok ki Hz.Muhammed(sav).
-peki Hz.Muhammed(sav)daha büyükse neden'seni bilmem gerektiği gibi bilemedim.'dedi de Bayezid 'zafer benimdir.itibarım  ne büyüktür!çünkü sadece Hakla doluyum.'dedi?
-Hz.Muhammed(sav)hala Allah'ı arıyordu ve bildikleri ona durmak için yeterli gelmiyordu.Bayezid ise Allah'ın içinde kaybolmuştu.o vardığını sandı;ama varmak diye bir şey yoktu.
bu kısa sohbetten sonra şems aradığını Mevlana olduğunu,Mevlana da beklediğinin Şems olduğunu anlar.
ilişkilerini kimse anlamaz.kedi ulaşamadığı ciğere mundar der hesabı Şems hakkında aslı olmayan dedikodular çıkarırlar.
mevlana şemsi kötüleyenlere:
-onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda.o,elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime;hep aynı nameyi çalıp söyleyen,kendi sesine yabancı kuru bir rebaptım.ben onun avucunda bağlar,bahçeler,ağaçlar görür;deryalar gibi berrak sular görürüm.onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim.lakin siz bunların hiçbirini göremezsiniz,der.
ama rahat bırakılmazlar.belki bu yüzden belki de bir yerde uzun süre kalmaya alışık olmadığından Şems konya'yı terk eder.

o gidince Mevlana sararıp solar.onun bu halini gören Sultan veled(Mevlananın büyük oğlu)Şemsi bulup konyaya geri getirir.yüreğine bir kere korku düştü ya mevlananın rahat uyuyamaz olur,ya giderse diye.
sonunda manevi kızı kimya hatun ve şems evlenince rahatlar.kimya hatuna gizliden gizliye aşık olan mevlananın küçük oğlu alaaddin bunu kaldıramaz ve şemsin aleyhtarlarının yanında yer alır.
''hangi kimya sırrını çözebilirdi ki şemsin?
hangi kimya güneşte erimezdi ki?''
salgın bir hastalık baş gösterir ve kimya hatunu aralarından çekip alır.şems şu sözlerle dile getirir acısını:
-ey kimyam!aşkı öğrenir öğrenmez
hemen ölüme koşmak olur mu?
kimya hatunun ölümüyle deliye  döner alaaddin ve rivayete göre cinayet vakasının içinde yer alır.şems tebrizinin öldüğünü bıraktığı nottan anlar mevlana..şems tebrizi bilerek gelmiştir aslında.
yalnızlık aşkın vekaletidir.
ölü aşkın kefaretidir.
her aşk bir baş götürür.
bu kez baş veren şems olmuştur.
''başımı kesip kör kuyuya atsalr.şah damarımdan oluk oluk kan akıtsalar.dokuz yurda lime lime tenimi dağıtsalar.yedi çakal sürüsü vücuduma saldırsalar.kırmazdı bunlar beni,yorardı belki teni.özümsün,özümle ararım mevlanam seni.yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını dilerdim.gör ki aşk için ölmek ne demekmiş?
mevlana şemsin ölümünden sonra kendini toparlayamaz.mezarının başında söyledikleri şair ruhunun açığa çıkışının da göstergesidir.
gökyüzü şu ayrılığı duyup anlasaydı
yıldızları ağlardı güneşi ayı da.
padişah bilseydi ne çeşit tahttan indirileceğini
kendi de ağlardı,tahtı da tacı da
uçan kuş bilmiş olsaydı neden avlandığını
kırılır kolu kanadı,başlardı ağlamaya
sağırdır kulağı ecelin işitmez feryatları
yoksa dayanır mıydı hiç
kanlı yürek sağanağına
öz çocuğunu yiyen dev bir anadır dünya...


(bu yazıyı geçen yıl sunumum için hazırlamıştım.bazı sözler kitaplardan alıntıdır,başlığı da aşkın gözyaşları kitabında görmüştüm,çok beğenmiştim,burada kullanayım bari dedim...)


2 Ağustos 2012 Perşembe

 
                        <3KİTAPLAR,KİTAPLARIM<3

 okuduğum son kitaplara şöyle bir  bakayım dedim.önümüzdeki iki yıl YGS denen yarışta  koşturacağım için okumaya pek fırsatım olacak gibi görünmüyor,bu konuda çok üzülsem de...
    en son yaz başlarken kitap sipariş etmiştim.şimdilik onlardan bahsedeyim...
GECE YOLU
okurken o kadar çok etkilendim ki rüyamda bile bunu gördüm.inanılmaz derecede sürükleyici bir kitap.Kristin Hannah'ı seviyordum ama bu kadar güzel yazdığını fark etmemiştim.ağlamaktan gözlerim şişti.-ki ağladığım kitaplar çok nadirdir.-hem okuyup hem ağlıyor bira yandan da burnumu silmeye çalışıyordum:) 
   kendini affetmenin daha zor olduğunu öğrendim,daha acı olduğunu...
GECE SİRKİ
kitabı okurken ağzım açık kaldı.ve kendime engel olamadan:
-hayal gücünü biliyordum ama bu kadarı kimde var,dediğimi hatırlıyorum.güzel fantastik bir kitap.internette gezerken filminin de çekildiğine dair haberler gördüm ve incelediğimde gerçekten de doğru olduğunu anladım.2013'te filmi de çıkacakmış.bakalım kitabının verdiği lezzeti o da verebilecek mi?
PAMUK PRENSES VE AVCI
açıkçası kitabı da filmi de beni tatmin etmedi.sanki bir şeyler eksikti,emin değilim.kitabı da yarıda bıraktım zaten.(beğenmediğim kitaplara devam edememe gibi bir huyum var.)filmde başrolde kristin stewart oynuyor.hakkında çıkan son skandal nedeniyle-kendisi de onaylamıştır.-her ne kadar Robert Pattison'un fanı olmasam da kendisine karşı bir soğuma oluştu.bununla birlikte kitaba da eş zamanlı bir soğuma hissettim.kitabı okurken aklımda başka birini canlandırmaya çalışsam da kapaktan dolayı sanırım başaramadım.
YAKUT KIRMIZI
gerçeklikten çok fantastik tarzda da olsa muhteşem bir kitaptı.bir solukta bitirdim.kitabı okuyabilmek için neredeyse sabahladım ama değdi.bunun üzerine Kerstin Gier'in başka bir kitabını daha okudum ama aynı lezzeti vermedi,biraz yapmacık geldi.bence yazar bu kitapla başarıyı yakalamış.sabırsızlıkla serinin kalan kitaplarının çıkmasını bekliyorum...





1 Ağustos 2012 Çarşamba


     gökyüzü baktı tekrar nehire.yine kendini gördü onda.damla damla düştü gözyaşları toprağa.ve yeryüzünde küçük bir kız çocuğu avucunu havaya kaldırıp:
-anne yağmur yağıyor,dedi.anne gülümsedi çocuğuna.
-bulutlar ağlıyor bu ayrılığa...