8 Ağustos 2012 Çarşamba


BU SEFER AŞK AĞLADI...

     
 şems tebrizi:
-arıyorum...içimdeki yakınlığı,
yakınlıktaki içimi,
içimdeki seni,
dönüp dolaşıyorum ey aşk
dönüp dolaşıyorum.
diyerek yola çıkar.gezmediği görmediği yer kalmaz.gezginliğinden dolayı kendisine''şemseddin perende(uçan şems)denilir.
o hala:
''bir dost arıyorum ey aşk,bir dost.kurbanla yakınlaşan dost,kurbanla yakınlaştıran dost...''diyerek aramaya devam eder.sonunda konya'ya gelir ve hayatını''hamdım,piştim,yandım:''diye özetleyen Mevlana'yla tanışır.ilk sohbetleri şöyledir:
-sen alimlerin sultanı Baba Veled'in oğlu Mevlana mısın?
-benim.
-söyle bana.içlerinden hangisi daha büyüktür,ermiş Bayazed-i Bistami mi,yoksa Hz.Muhammed(sav) mi?
-nasıl soru bu?hiç şüphe yok ki Hz.Muhammed(sav).
-peki Hz.Muhammed(sav)daha büyükse neden'seni bilmem gerektiği gibi bilemedim.'dedi de Bayezid 'zafer benimdir.itibarım  ne büyüktür!çünkü sadece Hakla doluyum.'dedi?
-Hz.Muhammed(sav)hala Allah'ı arıyordu ve bildikleri ona durmak için yeterli gelmiyordu.Bayezid ise Allah'ın içinde kaybolmuştu.o vardığını sandı;ama varmak diye bir şey yoktu.
bu kısa sohbetten sonra şems aradığını Mevlana olduğunu,Mevlana da beklediğinin Şems olduğunu anlar.
ilişkilerini kimse anlamaz.kedi ulaşamadığı ciğere mundar der hesabı Şems hakkında aslı olmayan dedikodular çıkarırlar.
mevlana şemsi kötüleyenlere:
-onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda.o,elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime;hep aynı nameyi çalıp söyleyen,kendi sesine yabancı kuru bir rebaptım.ben onun avucunda bağlar,bahçeler,ağaçlar görür;deryalar gibi berrak sular görürüm.onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim.lakin siz bunların hiçbirini göremezsiniz,der.
ama rahat bırakılmazlar.belki bu yüzden belki de bir yerde uzun süre kalmaya alışık olmadığından Şems konya'yı terk eder.

o gidince Mevlana sararıp solar.onun bu halini gören Sultan veled(Mevlananın büyük oğlu)Şemsi bulup konyaya geri getirir.yüreğine bir kere korku düştü ya mevlananın rahat uyuyamaz olur,ya giderse diye.
sonunda manevi kızı kimya hatun ve şems evlenince rahatlar.kimya hatuna gizliden gizliye aşık olan mevlananın küçük oğlu alaaddin bunu kaldıramaz ve şemsin aleyhtarlarının yanında yer alır.
''hangi kimya sırrını çözebilirdi ki şemsin?
hangi kimya güneşte erimezdi ki?''
salgın bir hastalık baş gösterir ve kimya hatunu aralarından çekip alır.şems şu sözlerle dile getirir acısını:
-ey kimyam!aşkı öğrenir öğrenmez
hemen ölüme koşmak olur mu?
kimya hatunun ölümüyle deliye  döner alaaddin ve rivayete göre cinayet vakasının içinde yer alır.şems tebrizinin öldüğünü bıraktığı nottan anlar mevlana..şems tebrizi bilerek gelmiştir aslında.
yalnızlık aşkın vekaletidir.
ölü aşkın kefaretidir.
her aşk bir baş götürür.
bu kez baş veren şems olmuştur.
''başımı kesip kör kuyuya atsalr.şah damarımdan oluk oluk kan akıtsalar.dokuz yurda lime lime tenimi dağıtsalar.yedi çakal sürüsü vücuduma saldırsalar.kırmazdı bunlar beni,yorardı belki teni.özümsün,özümle ararım mevlanam seni.yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını dilerdim.gör ki aşk için ölmek ne demekmiş?
mevlana şemsin ölümünden sonra kendini toparlayamaz.mezarının başında söyledikleri şair ruhunun açığa çıkışının da göstergesidir.
gökyüzü şu ayrılığı duyup anlasaydı
yıldızları ağlardı güneşi ayı da.
padişah bilseydi ne çeşit tahttan indirileceğini
kendi de ağlardı,tahtı da tacı da
uçan kuş bilmiş olsaydı neden avlandığını
kırılır kolu kanadı,başlardı ağlamaya
sağırdır kulağı ecelin işitmez feryatları
yoksa dayanır mıydı hiç
kanlı yürek sağanağına
öz çocuğunu yiyen dev bir anadır dünya...


(bu yazıyı geçen yıl sunumum için hazırlamıştım.bazı sözler kitaplardan alıntıdır,başlığı da aşkın gözyaşları kitabında görmüştüm,çok beğenmiştim,burada kullanayım bari dedim...)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder